Anne Sütü, Dijital Seçim Sandıkları ve Sistem Hatası

26 Nisan 2020 Pazar

Başlangıçta kimse bilinçli olarak bir devletin vatandaşı olmayı seçmez, öncelikle doğumla kazanır. İnsanların geleceklerini vatandaşı oldukları ülkenin koşulları belirler.

Örneğin ilk altı ay anne sütü alıp alamamak doğduğunuz ülkenin annenize ve size nasıl yaşam koşulları sunduğu ile doğrudan alakalıdır.

Sıradan birinin devletle arasındaki ilişkinin ne yönde ilerleyeceğine de pek az katkısı olur. Vatandaşlar çoğu zaman kendi gündelik bireysel hayatlarının dışında, olan bitene dair bir etki alanı bulamazlar.

Ülkelerindeki yönetim biçimleri ne kadar demokratik görünürse görünsün insanların bir araya gelmeleri, fikir paylaşmaları, planlar yapmaları ve uzlaşıp sorunlarına herkes için adil çözümler üretmeleri mümkün olmadan kendilerini yönetmeleri de mümkün olmaz.

Dolayısıyla belirli bir amacı gerçekleştirmek istiyorlarsa etkin biçimde örgütlenmeleri gerekir. Bunu başaramadıklarında manipüle edilmeleri giderek kolaylaşan sürülere dönüşürler.

Modern zamanlarda insanların bahsettiğim biçimde örgütlenmeleri kolay değildir. Her şeyden önce zamanın kıt olması ayırır insanları.Hayata tutunmak şehirlerde giderek zorlaşmaktadır. Modern bir köle gibi yaşayan, canını kurtarmanın derdinde olan toplumların bu tür örgütlenmelere ayıracak vakti yoktur.

Daha geleneksel yaşam alanlarında yakın mesafeler arası örgütlenmeler en kadim olanlardır. Küçük topluluklar bulundukları yerdeki hısım akraba grupları gibi daha geleneksel olan aidiyetlerini, büyük şehirlere taşındıkça memleket cemiyetlerine, diasporalara dönüştürürler. Bir başka örgütlenme kaynağı ise inançları üstünden gerçekleşir.

Toplum devlet ilişkisini açıklamaya çalışan pek çok teori varsa da işin özetine bir sözleşme demek mümkün. Sözleşmeleri de bir dolu süslü lafa boğup iş birliği, kazan kazan ilişkisi olarak tanımlayabiliriz.

Hatta evlilik gibi ilk çağlarda din tabanlı olarak yapılanmış sözleşmelerin duyguların da işin içine girmesiyle kurumsallaşmış kutsal müessese haline getirilmesi söz konusu. Ama eninde sonunda bunların tümünde maddi ya da manevi bir çıkar, bir karşılıklılık ilişkisi vardır.

Her ilişki bir al ver sistemine dayanır ve dengesi bozulduğunda da kavga çıkar. Çatışma demek, içinde olduğunuz şartları yeniden pazarlık edebilmektir. İşin daha fenası kazıklandığınızı uzun süre fark edemediğiniz bir sözleşmeyle bağlı olmaktır.

Yani asgari koşulları yerine getirilen bir sözleşme size hayatta kalmanızın bile yeterince kârlı bir sonuç olduğuna ikna edebilir ve uzun süre “aslında” ne olup bittiğini fark edemeyebilirsiniz.

Evlilik sözleşmenizde sorun çıktığında burun buruna yaşadığınız için kavga eder sorunu yüzeye çıkartabilirsiniz ancak devletler size ona vazo fırlatabileceğiniz kadar yakın durmaz.

Siyaset kimlerin elinde bir de buna bakmak gerekiyor. Dünyadaki sistemler toplumun tümünün görüşlerini, isteklerini, gelecekten beklentilerini temsil edebilecek kişileri parlamentolara göndermesi için doğru biçimde çalışıyor mu? Pek değil. Sıradan insanların görüşlerinin bu sistemleri yönetmesi pek mümkün olmuyor.

Zira gerek sosyal adalet ve fırsat eşitliğinin pek çok ülkede sağlanamamış olması, gerek kapitalist sistemin kendi çarklarını işletmek için açtığı yolların daha çok kendi kullanışlı adaylarını üretmesi sebebiyle seçimler toplumların dertlerini çözmeye yetmiyor.

Teknolojinin gelişmesi ile sosyal medya kıtalar arası iletişimi ve örgütlenmeyi oldukça kolaylaştırdı ve aslında çeşitlendirdi. Artık herkes kolayca Dünya’nın bir diğer ucundaki bilgiye erişebiliyor ya da kendisine benzeyenlerle iletişim kurabiliyor. Tam da bu yüzden devletler en çok da bu kanalları kontrol almak istiyor.

Her şey bu kadar teknoloji odaklı iken pek çok ülkede insanlar hâlâ tahta sandıklara kâğıt parçaları atarak oy kullanıyorlar. Bazı gelişmiş ülkelerde dijital oylama başladı ancak çok da yaygın olduğu söylenemez. Bu yöntem giderek yaygınlaşacaktır, zira bu salgın bitse de yenilerinin gelmeyeceğini kimse garanti edemiyor.

Kaldı ki insan evladı öyle konforuna düşkün ki yakında ‘evden çıkmanıza gerek yok, seçimleri ayağınıza getiriyoruz’ diyen birinin kendisini ikna etmesi hiç de zor görünmüyor.

Sistem Hatası adındaki kitabında ABD’nin dijital evrendeki kayıtlarımızla ilgili nasıl bir hazırlık içinde olduğunu ifşa eden biri var. Edward Snowden adındaki bilgisayar programcısı şu sıralar Rusya’da geçici sığınmacı olarak yaşıyor.

Bu dikkat çekici kitap çok büyük bir buzdağının görünen küçük bir ucu, büyük resmin sadece şimdilik ifşa edilmiş olan kısmı. Dünya yönetiminde önemli rol alan diğer aktörlerin ne gibi hazırlıklar sürdürdüğünü hayal etmek çok da zor değil.

Önümüzdeki yıllarda yüksek düzeyde teknoloji casusluğunun, dijital manipülasyonların, sanal sandıklarda yaşanacak seçim hilelerinin hayatımızı yönetebileceği gerçeğiyle bir an önce yüzleşmeliyiz.

Bilim kurgu filmlerinde anlatılanlara hızla yaklaşıyoruz. Belki de sanal gerçeklikle aramızda kalan tutunabileceğimiz tek bağ kaldı; insan evladı olduğumuz ve ilk altı ay anne sütü hakkımız…


Yazarın Son Yazıları

Annelik Öğrencisi 10 Mayıs 2020
Virüslerin İktidarı 3 Mayıs 2020