Batı Türkiye’yi endişeyle izliyor

13 Ekim 2015 Salı

Seçimlerden sonra Türkiye’de düğmeye basarcasına ortaya çıkan ve Ankara’daki katliam ile doruğa erişen kanlı karmaşa ortamı Batı’da da endişeyle izleniyor. Diplomatlar nezdindeki yoklamalar bunu açıkça gösteriyor.
Normal koşullarda Batı, Türkiye’de yaşanan fakat kendisini doğrudan etkilemeyen olumsuz gelişmeleri klinik bir mesafeden seyretmeyi tercih eder. Ancak günümüzdeki koşulları “normal” saymak mümkün değil.
Giderek istikrarsızlaşan bir Türkiye’den etrafa yayılacak olumsuzluklar kendilerini ciddi şekilde düşündürüyor. Ağırlıklı olarak da Türkiye üzerinden yansıyan Suriye kaynaklı sorunlardan kaygı duyuyorlar.
Mülteci krizi Batı’nın en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi. Türkiye’yi geçit olarak kullanıp IŞİD’e katılan Müslüman kökenli Avrupa vatandaşlarının, yine Türkiye üzerinden Avrupa’ya dönüp kanlı eylemler gerçekleştirmeleri olasılığı da Batı’nın gündeminde baş sıralarda yer alıyor.
Ankara’da cumartesi günü barışseverlere karşı gerçekleştirilen katliam ise bu endişeyi daha da arttırdı. Bu nedenle, Türkiye’de bazılarının bu konudaki iddialı çıkışlarına rağmen, ABD ve Avrupa Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak peşinde değil şu anda.
Tam aksine kendi sınırlarını kontrol edebilen, radikal İslami teröre karşı etkin mücadele veren ve mültecilerin Türkiye’de kalmasını da kolaylaştıracak olan istikrarlı ekonomik büyüme sürecine dönmüş olan bir Türkiye’yi görmek istiyorlar. Tekrar söylemek gerekiyorsa bunu kendi çıkarları için istiyorlar.
Burada garipsenecek bir durum da yok.Ülkeler sonuçta önce kendi çıkarlarını düşünürler. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Kırmızı Halı” ile karşılandığı Brüksel ziyareti de bu açıdan dikkat çekti. Avrupalılar, Erdoğan’ın otoriter eğilimlerini, “Birinci Adam” olma sevdasını, başta özgür basın olmak üzere, demokrasinin olmazsa olmaz koşullarına karşı açtığı savaşı tabii ki unutmuş değiller.
Ancak Suriye kaynaklı olumsuz koşullar bu ülke ile sınırdaş olan Türkiye’nin kendileri için önemini artırdı. Bunu Batı basınında son dönemde “Avrupa Erdoğan’a muhtaç” başlıkları ile çıkan haber analizlerde de görüyoruz. Almanya Başbakanı Angela Merkel’in tam bu sırada Türkiye’ye beklenmedik bir ziyaret yapacak olması da bu açıdan manidar.
Erdoğan’ın, Brüksel’den sonra geçtiği Tokyo dönüşünde gazetecilere, AB’de Türkiye’ye karşı yeni ve daha olumlu bir havanın estiğini söylemesi de aynı şekilde manidar tabii. Erdoğan bunu kendi başarısıymış gibi göstermek isteyebilir, fakat asıl nedenlerini yukarda belirttik.
Özetle, Erdoğan’a böyle konuşma olanağını sağlayan küresel ve bölgesel konjonktürdür. Her zaman sözünü ettiğimiz uluslararası ilişkilerdeki “reel politika” olgusu burada kendisini tekrar gösteriyor.
Türkiye’nin önemi Erdoğan’dan değil, haritadaki stratejik konumdan kaynaklanıyor. Bu konum aynı zamanda Ankara’yı sahadaki gerçeklerle yüzleşmeye doğru itiyor. Erdoğan ve AKP ise kontrol edemedikleri bu dinamiğe karşı yine de direniyorlar. Fakat İslami odaklı ideolojik hesapları çoktan çöktü. Ankara’nın şimdi NATO’ya ve AB’ye dayanma ihtiyacını duyması bile bunu kanıtlıyor.
Burada önemli olan ona buna dayanmaktan ziyade, uzun süreli stratejik ortaklarınızın kimlerin olduğunu hatırlayarak kendileriyle Türkiye’nin çıkarlarına hizmet edecek ilişkileri bilinçli olarak geliştirmektir.
Özetle, geleneksel dış politika anlayışına dönüp bunu günün ihtiyaçlarıyla uyumlu hale getirmekten söz ediyoruz. Yoksa iş böyle giderse, Türkiye’yi sonunda, zorunluluk karşısında şimdi aniden hatırlanan NATO üyeliği veya AB perspektifi de kurtaramayacak.
Ortaya çıkacak olan ise, çağdaşlıkla ilgisi olmayan ve yerine göre Irak, Suriye, Afganistan veya Pakistan’ı andıran kaotik bir ülke olacaktır. Batı da bunu gördüğü için Türkiye’deki gelişmeleri endişeyle izliyor.


Yazarın Son Yazıları