Sizin Öngörünüz Ne?

23 Ocak 2015 Cuma

Bu ülkedeki utanç tabloları yıllardır yaşamımızı karartıyor.
Çocuklarımız, gençlerimiz, aydınlarımız vahşi saldırılarla öldürülüyor.
Karanlık güçlerin tezgâhları, insanlığın üstünde ağır bir kara bulut.
Cizre’de öldürülen 12 yaşındaki bir çocuk... “Fail polis değil” diye açıklama yaptı hükümet üyeleri önce...
Ya sonra?
Utanıyoruz bu ölümle.
Ali İsmail Korkmaz... Demokratik bir hakkı kullanırken, ülkenin gözü önünde, kamera kayıtlarında tanık olduğumuz biçimiyle polis ve ona yardımcı olan sivil güçlerce katlediliyor.
Tekme, sopa, yumrukla, acımasızca...
Yeniden utanıyoruz, sarsılıyoruz.
Sonra adalet beklentisi, katillerin hak ettiği cezayı almaları isteği.
Gel gör ki boşuna.
Düzen, kendi polisini koruyor, kolluyor.
Yargıdan iyi hal indirimli, utanç verici karar.
Bu, ne Emel Korkmaz annenin vicdanına ne de adalet isteyenlerin beklentisine sığıyor.
Mahkeme heyeti kararının arkasında değil mi, neden apar topar kaçıyor?
Karanlık bir gün, karanlık bir karar daha; tıpkı Ankara’da Gezi eylemlerinde polis kurşunuyla öldürülen Ethem Sarısülük davasının bir benzeri...

***

Her ne olursa olsun iktidarlarını sürdürmek adına toplumu baskılamaktır niyetleri.
Hukuksuz ve ahlaksız bir düzeni sürdürmek içindir.
Ne diyor duruşmada İsmail’e son tekmeyi atan polis Mevlüt Saldoğan:
“Gezi darbe girişimidir, halkın malına, canına kast etmişlerdir. Gerçek katil varsa o çocukları sokağa çıkaranlardır. Günah keçisi seçilmesin...”
İktidarın zirvelerindeki sestir, söylemdir bu aynı zamanda ve itiraf...

***

Adalet ve Demokrasi Haftası’ndayız.
Kanlı saldırılarla aramızdan koparılan Uğur Mumcu’nun, Muammer Aksoy’un,Bahriye Üçok’un, Ahmet Taner Kışlalı’nın katledildiği süreç.
Toplumu baskılamak, korkutmak, sindirmek adına, düzen uğruna öldürüldüler.
Özellikle Mumcu’nun katledilmesi ülkeye, halka bir darbeydi.
Mumcu’nun uyarıcı politik öngörüleri, dünyanın ve Türkiye’nin bugününü anlatıyordu çünkü.
Bakar mısınız 22 Ocak 1993’teki yazısına:
“Türkiye’de son yıllarda siyaset, ticaret ile tarikatlarla iç içe gelişiyor. Dinsel siyaset, 12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra parasal kaynağa da kavuşarak devlet içinde de köşe başlarını tuttu. Ellerinde yayın organları, yayınevleri, televizyon kanalları ve arkalarında da her gün bu gazetelere reklam veren Suudi kökenli İslam bankerleri var.
... Bu uğurda çaba gösterenler doğrusu büyük başarı elde ettiler.
Yaşa var ol Harbiye! Selamünaleyküm sivil toplum! Maşallah ikinci cumhuriyet! Ruhuna el fatiha laiklik...”
Bu uyarıya karşın gerekenleri yapmadık yazık!
Peki, sizin yarına ilişkin öngörünüz ne?


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yaşasın Cumhuriyet 1 Ocak 2016
Sesler kısılırken... 25 Aralık 2015
Sahipsiz Saip Köyü... 7 Aralık 2015