Almanya-Türkiye İki Grev Fotoğrafı

31 Ocak 2015 Cumartesi

Dünkü Cumhuriyet’te, birkaç sol küçük tirajlı gazete dışında medyada sansürlenmiş haber birinci sayfadan, fotoğraflı, anlamıyla uyumlu değerlendirilmişti. DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş’in grevi, İktidarlarının döneminde hiç kullanılamamış sendikal haklar, grev hakkının 15 bin işçiyi kapsıyor olması, içeriği ile ilk ciddi örneği... Emekçi haklarının dibe vurmasında, iş cinayetleri, vahşi çalıştırma, ucuz emek koşullarının gerçekleriyle ancak çarpan haberlerde yüzleşenler, bu ilk grevin algılanmasında da gerçekleri görmede zorlanacaklar, nerede duracaklarını bilemeyecekler... Aynı gün Almanya’da aynı işkolunun grevinin fotoğraf karelerindeki benzerlik, emek hakları kavgasının gerçeğinden o kadar uzakta ki...
Önce 1963-80 dönemindeki işçi hakları patlamasını anımsatmak zorundayım. Ülkemizde sigortalı, yani kayıtlı sendikal haklarını kullanabilecek işçilerin yarısından fazlasının aktif sendikal örgütlü olmalarıyla, en gelişmiş ekonomi ABD’de yüzde 15’lerin altında kalmış örgütlülüğü katladıklarını, sendikal haklar ve demokraside en ilerde AB ülkelerinin ortalamasının da iki katına ulaştıklarını unutmayın... Sadece özgürlükler, haklar bilinciyle değil, genel toplumsal, sol-sosyal siyaset açılımlarının, işletmelerin ağırlıklı kamuda olmalarının katkısını da atlamayalım. İşçi sınıfının bu örgütlü, sendikal haklar kullanımlarının patlamasının ülkemizde gelir dağılımı adaletinde lokomotif etkisi çok çarpıcıydı. Sendikasız, kayıtsız çoğunluk, sendikal grev hakları hiç olamayan kamu çalışanları, dahası doğrudan üretici küçük esnaf, çiftçi için gelir adaleti dağılımında belirleyici düzenleyiciydiler. Sonuçta tüm emeği ile geçinenlerin ücret ve çalışma koşullarının düzeltilmesi eğrisi 1963’ten başlayarak birazcık 12 Mart’ta iki yıllık yasaklar dönemi, 1980’lere doğru enflasyonist zikzaklar çizilmesi koşuluyla, hep yukarıya doğru anlamlı yükselme, iyileşme yaşanmıştı...
Sanılanın aksine 1980 askeri darbe süreci, DİSK için ağır cezaevi, işkenceler, Türk-İş ve diğer konfederasyonların faaliyetlerinin askıya alınması, sendikal örgütlülüğe baskı-şiddet sonuçlarına karşın, işçilerin gerçek ücretlerine çok fazla el uzatmamış, sözleşmelerin tahkim, yargı sistemi içinde yenilenmesinde kirlenmeyi becerememişti. İşçi haklarının, sendikal örgütlülüklerle birlikte gerilere püskürtülmesi, 1982 Anayasası, halen yürürlükte bugünkü sendikal yasaların içinde iğne oyası gibi örülmüş yasaklarla, Özalizmin serbest piyasalar düzenine bırakılmıştı...

***

DİSK’in üye tabanı, kapalı kalınan süreçte fiilen diğer konfederasyonlara kaçırılmış, özelleştirmelerle Ankara’da Türk-İş’in siyaset üzerindeki yumruk gücü hızla geriye çekilmiş, liberal açılımlar politikalarında kazanılmış sendikal hakların sözleşmeler metinlerinden ayıklanması yaşanmıştı. Kamuda da ortalama ücretler, sözleşmesizlerin asgari ücreti düzeyine çekildiğinde, yasal haklara fiilen el konularak angarya çalıştırmalarla sosyal damping patlaması, kuralsızlaştırma sınır tanımaz tırmandırılmıştı. Sendikalaşma çabası işten atılma gerekçesi olmuştu. Geleneği olan işletmelerde direnişler, grevlerle dayanmaya çalışıldıysa da, geriye gidiş durdurulamadı... Karabük Demir Çelik, Seka, Seydişehir.. benzeri pek çok grevi, küçük küçük sayısız direnişleri anımsayabilirsiniz. Örgütlülük çatısı altında olan işçiler, yasaklı anayasa, sendikal düzene sırtını dayamış liberal siyaset, piyasalar düzeni uygulamalarında, rekabet öncelikli sözleşme politikalarında, dibe çekilişin sonunun gelmeyeceğini çok çabuk öğrendiler...
Kamuda, tabandan gelen patlama ile farklı sendikal çatılar arasındaki emekçi buluşması, “Bahar eylemleri”, “Büyük Madenci Direnişi”, “Yaz eylemleri” ile yasaklı yasaları aşma yollarını keşfettiler. Yasal grevle tek tek yenilme yerine, topluca hastalanma, viziteye çıkma, sokaklara taşma yollarını kullandılar. Hele de tek başına greve çıkmayla yetinilmeyen Büyük Madenci Direnişi, greve çıkan 36 bin madenci, TTK işçisi ile birlikte Zonguldak halkının, maden mühendisleri rehber, bütün demokratik örgütlenmelerin çok büyük dayanışması, Özalizmin kırılması oldu. 1991 başında imzalanan sözleşme sadece işçilerin değil, bütün emeği ile geçinenlerin ücretleri, çalışma koşullarında, hızla yoksulaşmayı durdurmakla kalmadı, birçok yılın birden kayıplarının geri alınabilmesini de getirdi.
AKP-Erdoğan İktidarları iş güvencesi yasasına karşı Fazilet içinden gelen kadrolar eliyle kuruldu. İktidara gelir gelmez ilk icraat, iş yasasını da geriye çekerek esnek çalıştırmayı güçlendirmek oldu. Sonrası gelsin sosyal damping, ucuz, olumsuz koşullarda angarya, kuralsız, taşeron çalıştırmaları... AKP’nin siyasal İslam kimliği ile oynayarak iktidarda büyümede odak güç; yasal, sendikal haklar yerine sadaka düzeni; kamu kaynaklarında ayrımcılıkla, kaynakların seçmenler arasında paylaşılması.. ağına oturtulmuştu... Erdoğan’ın bir tür savaş ilan ettiği TÜSİAD eksenli MESS içindeki Birleşik Metal grevine çözüm üretileceğini hiç beklemeyin. Hükümetten gelen, fiilen yasaklama sonuçlu grev erteleme kararı diğer sendikaların imzalanmış sözleşmelerinde tırmanış olmasın diye... Almanya’da aynı işkolunda aynı gün sendikal örgütlülük dinamikleriyle yapılan grevle sadece fotoğraf kareleri benziyor...  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları