Lanetle, zulüme nokta konabilir mi?

19 Mayıs 2018 Cumartesi

Dünya ölçeğinde 1.5 milyon üstüyle sayılan İslam dünyasının, dünyanın çok yerinde, en çaresiz, en yoksul, en ezilen Müslümanların, insanlık tarihi boyunca yaşadıkları acıların üzerine, sözde bilimsel-teknolojik devrim çağında, yüzyıllar gerisinde kalmış olması gereken vahşet boyutlarda katledilmelerine, insanlığın seyirci kalıyor olması gerçeğinin, hâlâ güçlü değil çatlak sayılabilecek dağınıklıkta, insan hakları, hak-hukuk vicdan terazisinden sorgulanabiliyor olmasının, sorgulanabildiği günleri yaşıyoruz..
Yüzde doksan beş üstü tek ses olmuş ülkemizdeki medya güdülemesi düzeninde, Tekadam rejiminin yaklaşan seçimlerde prim toplaması adına da olsa, İslam dünyası içinde bir tek İstanbul, bir tek Türkiye, bir tek Yenikapı’da düzenlenen protesto eyleminin, “Zulme lanet, Kudüse destek” mitinginin yayın akışları içinde çok farklı isimler, kanallar adına da olsa benzer uzman görüşlerinin, teksesli koro vurgulamaları ilginçti.. Kuşkusuz İslam dünyasının hali pürmelalinin özeti olan “kusura bakma sana yardım edemiyorum, ben de işgal, zulüm altındayım..” vurgulaması çarpıcı gerçekçiliğin, tekmili birden diktatörlükler altında yönetilen, ezilen İslam dünyasının, emperyal dünyanın çıkarlarına teslim olmuş hallerinin aynasıydı..
İçlerinden birileri olsun, biraz daha dürüst, yürekli sorgulamayla, bir tek Türkiye’nin, İstanbul’da sesini soluğunu sadece bir protesto eylemi ile bile olsa çıkarabilmesinin sihirli anahtarının, bu ülkede verilmiş kuruluş, kurtuluş savaşları destanları, Atatürk, laik Cumhuriyet’in, devrimlerinin, değerlerinin kazanımları ile eksikli gedikli de olsa sağlanmış toplumsal kazanımların, örgütlülüklerin, demokrasinin katkısından, bugün kutlanacak 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı ruhundan alındığından söz edebilselerdi ya.. Bu ülkede yaşayan insanların bilinçaltında olsun kodlarına yazılmış değerlerle, kendilerini en ilkel, çağdışı diktatoryal siyasal İslamcı, mezhepçi saysalar da, İslam dünyasındaki en çaresiz çoğunluğun başlarına gelenler karşısında isyan edecek vicdani değerlere ulaşmış olduklarını söyleyiverseler ya..

***

Suudilerin saltanatlarını ayakta tutabilme adına, Trump’ın katıldığı geleneksel dans şovlarının üzerine yapılmış dudak uçuklatan rakamlı silah, petrol çıkar satışları üzerinden yeni güvenlik kirli anlaşmalarının sonucu Kudüs’te Müslümanlara yaşatılan yeni kara katliamda, Amerika, İsrail yanında yer almasını eleştirmek yetmiyor..
İki gün önce Bursa yolculuğunda, feribotta Tikritli, Saddam’ın demokrat olmasa da ülkesinde devlet geleneğini koruduğuna inanmış bir gazeteci ile tanıştım. Amerikalılardan, Irak işgalinden lanetle söz etmesi doğaldı. Ama sonuçta deneyimli bir gazeteci olarak içtenlikli dürüst sorgulamaları da vardı. Irak’ın bugünkü paramparça halinden, akan kandan hayıflanırken, Sünni İslamcı mezhepten olmanın da duygusallığında, Amerikan işgalinin Irak’taki çokkültürlü dengeleri altüst ettiğinden, Kürtçülük, en çok da Şia üzerinden siyasal iktidar gücü yaratarak, Irak halkı içinde büyük çatışmalara, kanın akmasına, ağır yoksullaşma, yoksunlaşmaya kapı açmasından yakınıyordu. Kaçış öyküsü çok daha trajikti. Amerika-İngiltere işgalci güçler olarak istedikleri petrol yataklarında Kürt, Şia, Sünni paylaşım dengesini kuramayıp iç savaş bataklığında, kendi emperyal şirketlerinin çıkarlarına, rafineri yangınları, zengin kuzey dünyasının krizlerini üreten sonuçlarıyla nokta koyamadıklarından, IŞİD terör örgütünü de iç savaş bataklığının içine katıvermişlerdi. En acısı IŞİD teröristleri, Tikrit’te kendileri gibi Sünni İslam olan gazetelerine de silahlı saldırı yapmışlardı. “Alt katta 5 arkadaşımı birden katlettiler. En üst kata çıkıp saklanmayı akıl ettiğim için canımı kurtardım..” diye yaşadıklarını özetledikten sonra, yanındaki karısı ile Türkiye’ye sığındıklarını, Türkiye’nin kendilerine çokkültürlülük, demokrasi, yaşam koşulları olarak cennet gibi göründüğünü söyleyiverdi. Son seçimlerden sonrası için de umudu yok ama, bir gün ülkesinde daha insanca yaşam koşulları, can güvenliği oluşabilirse, elbette özlemle geri dönmeyi, gazetecilik yapmayı istediğinin de altını çiziyor..
Asla unutmayacağım tarihten bir yaprakla Filistin halkının çektiklerine, daha da çektirileceklerine nokta koyabilir miyim? Clinton’ın ortada, iki yanında İsrail ile Filistin’in devlet başkanlarını aldığı fotoğraf karesini anımsayabiliyor musunuz? Hani güya “barış anlaşması” imzalanmıştı. Hemen arkasından İstanbul’da İsrail Barış Örgütü Başkanı Fizik Profesörü ile Ankara Filistin Devleti Temsilcisi birlikte ünlü Taksim toplantıları kapsamında söyleşiye katılmışlardı. Ortak dille barış için yapılanların çok az ve çok geç olduğunu, barışın gelemeyeceğini gerçekçi eleştirileriyle anlatmışlardı. Bir kez daha yaşatılan kirli oyunlar adına kirli çıkarlarla, o günlerin bile çok gerilerindeyiz..


Yazarın Son Yazıları

Öğretmen öğretir 24 Kasım 2020
Deprem.. 31 Ekim 2020