'Ya Allah, Bismillah'

30 Mayıs 2013 Perşembe

Uzun yıllardır bütün önemli yabancı konuklarını İstanbul’da ağırlayan İktidarları, Dolmabahçe Sarayı’nın Beşiktaş’a uzanan bölümünün Başbakanlık Çalışma Ofisi yapılmasından sonra, güvenlik gerekçeli yolların trafiği değiştirilmişti. Beşiktaş Meydanı’ndan kalkan, Kadıköy iskelesinin önünden dolanarak trafiğe çıkan otobüsler ve Saray karşısından kalkış yapanlar için yollar trafiğe kapanmıştı... Yolların iskele önü dahil araç trafiğine kapanışını abartılı güvenlik kaygısı ile sınırlı sanıyorduk ki... Dün iskele karşısına hızla dikilen otelin denize açılan önü ile yetinilmeyerek, iskelenin de satıldığı, deniz kıyısının halka kapatılacağı haberi ile şaşkına döndük. Dünyada demokrasileri, kentsel yaklaşımların olmazlarını unutun diktatörlüklerde olamayacak bir ilkle, denizin dibine dikiliverilen otele yol ve deniz kıyısının satılması, halka kapatılabilmesinin, kamu yararına aykırı akıl almaz bir gaspın olabilirliğine tanık oluyoruz...

\n

Televizyon kanallarında söz konusu haber verilirken görsellik, anımsatma adına otelin açılış töreni de yeniden verilmiş. Zamanında atlamışım Başbakan, otelin açılışında sahipliğinin yanında kurdele keserken “Ya Allah bismillah” sözlerini öylesine coşkulu seslendirmiş ki... Bendeniz “Yürü ya kulum...” çığlığı, coşkusu gibi algıladım... İktidarlarının önlerine, arkalarına, sağlarına, sollarına bakmadan yürümekte olduklarının her gün sayısız yeni örneği, kendi deyimleri ile “İktidar icraatları” ile iç içe, hak-hukuk, kamu yararı, çevreye, doğaya, topluma, insan haklarına bedelleri üzerinden izleyemez, sorgulayamaz konumdayız. Beşiktaş’ın göbeğinde, paha biçilmez değerde bir alanda pıtrak gibi üretilen otelin yaradılış öyküsü üzerinden bilgilenemedim... İşler sit alanları, Anıtlar Kurulu kararları, kıyıları, tarihi değerleri, doğayı, kenti, çevreyi, kamu yararını koruma hukuku üzerinden yürümüyor. Nasıl yürüdüğü de kolay kolay öğrenilemiyor. En azından öğrenene kadar, aksine yargı kararları olanlar için bile her şey olmuş bitmiş oluyor... Şimdi üstüne üstük İstanbul’un bu en dokunulamaz köşesinde denize açılmış olmak yetmiyor, denize doğru olan yolun kapatılması da az sayılıyor, kıyının halka kapatılması, iskele ile birlikte otele satılması gündeme giriyor...

\n

***

\n

Sadece tarih çakışması dün de Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın birlikte katıldıkları, yanlarında tepeden tırnağa beyazlara bürünmüş eşlerinin öne çıkan görüntüleri... Çevre düzen planında görülmeyen, ÇED raporları da olmayan 3. köprünün açılış töreni vardı. Fatih’in İstanbul’u fetih gününe getirilmiş törende bu kez, laik Cumhuriyetin anayasal düzene göre tarafsız, siyasetüstü Cumhurbaşkanı Gül, “Ya Allah bismillah” ile açılışı başlatıyor, adının Yavuz Sultan olduğunu, “iki ileri bir geri” adımlı mehter marşı yürüyüşü müziği eşliğinde, sık sık “biz” vurgulamasını unutmayarak, İktidar hizmetlerini halkımıza duyuruyorlardı. İyice yandaş medya haberciliği bile kimi tartışmalara yer verirlerken, zengin kuzey dünyası, gelişmiş kentler, demokrasilerde örneği olmayan, İstanbul’un çarpık gelişmesine ilişkin ürkütücü rakamları vermekten kaçınamıyorlardı...
En çok yapılaşma, kendi söylemleri ile
“muhteşem dev projeler, yatırımlar” İktidarlarının patentinde, nüfusu bizden çok zengin ülkelerde en büyük kentler 4-5 milyonu aşmamak üzere çok sayıda ülkeye yayılmışken, bizde İstanbul tek başına düşlenen konfederal yapının ülkelerinden daha büyük bir nüfusu sıkışık bir alan içine almış bulunuyor. Yani yukarı dünyanın en ürkütücü betonlaşması, en az yeşili, katlanılamaz trafik işkencesi, doğanın her anlamda insan haklarına aykırı başkaldıran birbirinden ürkütücü olumsuz sonuçları ile yaşamın karabasana dönüşmüş olması yetmiyor. 3. köprünün tek başına 7 milyon üstü daha nüfusu çekmesi karabasanı ayrıntı, yeni betonlaşma, yerleşim, kesilecek ağaçlar, İstanbul’un son güzellikleri, yeşilleri... “Var olan iki köprü trafiği kapasitelerinin iki katına çıktı” gerekçesine yediriliyor. Yerseniz... Gazetecilik ömrümün içinde kalan ilk kısır tartışmalar, ilk köprünün yapılması sonrası yaşanacak uygarlığa aykırı İstanbul yoğunlaşması, betonlaşması, arkasının 2.-3. köprüler olarak geleceği, İstanbul’un asla kuzeye büyümemesi gerektiği plan, kentleşme gerçekler.. unutulmuş... Bir kez daha amip gelişen yoksul dünyasının sömürge ülkeleri örneği emperyal çıkarlar hizmetinde dev, gösterişte dünya örneklerinde tek olmada yarışan, çevresi yoksulluk, çaresizlik, varoşlarla kuşatılmış, devlet gücünde tek kent İstanbul’un daha daha büyütülmesi ile yüz yüze kalıyoruz.
Başbakan İstanbul’un fethi ruhuna uygun, Taksim Parkı’nın ağaçlarını kurtarmak için çırpınan bir avuç çevreciye Yavuz Sultan köprüsü açılışından meydan okuyor...
“Boşuna direnmesinler. Kararımızı verdik, kışla yerine yapılacak...” diyor. Osmanlı tarihi ile de ilişkisiz, dünyada ilk örnek tarihe ait yeniden yapılacak kışlanın içinden kuş gibi AVM çıkaracaklarını kendisi halkımıza duyurmamış gibi... Baştan sona halen yasadışı projenin duvar, ağaç yıkımının hangi hukuka göre başlatıldığı, polis ve zabıtanın direnenlere gaz sıkmasının hesabını zaten vermeye gerek yok...

\n

Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları