Aslı Aydıntaşbaş

Hüzün

01 Temmuz 2018 Pazar

Psikologlara göre, bir yakınını kaybettikten sonra yas tutmanın beş evresi varmış. Önce inkâr, olan bitene bir türlü inanamama. Ardından öfke, birilerinde hata arama, birilerine kızma. Sonra pazarlık; gerçeklerle ve hayatla pazarlık; bir şeyleri zorlama çabası. Hemen ardından derin bir hüzün. Ve nihayetinde kabulleniş.
24 Haziran’dan bir hafta sonra, çoğumuz çoktan 4 ya da 5’inci evde arasında bir yerlerdeyiz. Değişim ve demokrasi arzu edip de onun yerine sosyal medyadan Habibler kavşağında ellerinde otomatik tüfeklerle kutlama yapanları izlemek zorunda kalmak, son bir hafta içinde dertleştiğim birçok kişide derin bir hüzne dönüşmüş durumda.
Büyük hayallerle müşahit olanlar; o gece televizyonlarının başında demokrasi bekleyenler; çocuklarının geleceğinden kaygı duyanlar; cezaevlerindeki yakınları ve sevdikleri çıksın diye dua edenler...
Türkiye’de çok geniş bir kesim sessiz bir acı yaşıyor.
Söylenecek söz bulamıyorlar. Artık, o gece attığı tweet’ten dolayı Muharrem İnce’ye kızmalar, CHP’ye sitemler, çöken Adil Seçim sitesine saydırmalar, HDP ya da Meral Akşener’e bozulmalar çoktan geride kalmış. İnsanların ağzını bıçak açmıyor. Konuşunca da “Böyleymiş demek” dışında anlamlı bir laf çıkmıyor.
Böyleymiş demek...
Doğrusu ben de bana içini döken, seçim gecesi olanları sorgulayan; isyan edip cümlenin bir noktası gözyaşına boğulan dostlara ne söyleyeceğimi bilemiyorum.
Merak etmeyin, diyorum. Yalnız değilsiniz, diye hatırlatıyorum. Türkiye’de demokrasi talep eden kesimin yüzde 5, yüzde 10 değil çok geniş ve kalabalık olduğunu söylüyorum.
Ancak daha cesur bir cümle gelmiyor aklıma... Cesur ve inandırıcı. Siyasetçi değilim ki boşu boşuna gaz vereyim. Kimseyi yanıltmak istemiyorum. Teselli niyetine en karanlık dönemin geride kaldığını ve bundan sonra bu kadar nefessiz kalmayacağımızı söylüyorum; ancak karşımdakiler hemen bana Süleyman Soylu’yu, Alaattin Çakıcı’yı hatırlatıyorlar. Susuyorum.
Diğer yandan hayat yavaş yavaş doğal akışına dönüyor. Pazartesi gününden itibaren herkes işbaşı yaptı. Tatilini erteleyenler, yazlıklara akın etmeye başladı. Siniri bozulanlar, yaz için kaçış planları yapıyor. Ara sıra yurtdışına gitme arayışında olan gençler beni buluyor. Sorduklarında her zaman “İmkân bulabiliyorsanız, hiç düşünmeyin. Türkiye’nin kaçacak hali yok. Birkaç yıl sonra döndüğünüzde, yine burada” diyorum. “Burası zaten cepte. Siz dünya vatandaşı olun.”
Beni arayan, çaresiz hisseden, mutsuzluğunu paylaşmak isteyenlere söyleyebildiğim tek şey, hayatın devam ettiği. Hayat devam ediyor ve her şey siyaset demek değil.
Hayat denen bu uzun serüven boyunca, güzel günler de göreceğiz, hüzün de yaşayacağız. Tuttuğumuz takım Avrupa şampiyonu da olacak, ilk turda elendiğini de izleyeceğiz.
O derin hüznü yaşayanlara teselli niyetine söylemek istiyorum: Siyaset, ona kolunuzu kaptırdığınız ölçüde size hükmedebilir. Bunun kontrolü, sizin elinizde. Hepimiz için siyasetin kirinden arınmış, dostlarla dayanışma içinde, sevdiklerimizle yan yana, neşenin paylaşıldığı, kadehlerin kaldırıldığı, umut dolu hayatlar kurmak mümkün.
Şu an için tek tavsiyem, o alana dönüp, kendi dünyalarımızı, komünlerimizi yaratmamız. Hayat uzun, elbet bir gün gülmek de nasip olacak. 



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yaklaşan facia 6 Eylül 2018
Bu mu devlet aklı? 26 Ağustos 2018

Günün Köşe Yazıları