Hikmet Altınkaynak

Yaz okumaları

27 Haziran 2019 Perşembe

Martın sonu bahardı. Geldi geçti, yetmedi! Yaza ilerledi. İşte o da sonuçlandı; her şey çok güzel oldu! Türkiye rahatladı.
Yaz, haziranla başlasa da okullar tatile geçen hafta sonu adım attı. İstanbul’un yenilenen seçimi, İstanbul’u, Türkiye’yi, dünyayı sarstı. Kısacası tatil yeni başladı.
Tatilde alıp başını gidenler, yalnızca güneşi, denizi ve kumu seçenler, yurdu baştan sona gezenler, ülkeden ülkeye koşanlar, başını dinlemek isteyenler olabileceği gibi, okuyacağı kitabı hep tatile bırakanlar ya da tatil için kitap alanlar da bu zamanı bekledi.
Her ne olursa olsun, yeter ki herkes kitap okusun. Çünkü okudukça yaşamı, dünyayı daha iyi tanıma olanağımızın arttığını, sorunları çözme yeteneğimizin geliştiğini söylemeye gerek yok. Hele de okumayı görev olarak üstlenenlerin daha çok okumaları, seçerek okumaları ve okuduklarını da paylaşmaları gerekiyor.

Quo Vadis İstanbul?
Kitap gönderen, yapıtlarıyla beni gönendiren dostlarıma, arkadaşlarıma ayrı ayrı buradan da teşekkür ediyorum.
Atilla Dorsay’ın Quo Vadis İstanbul? (Remzi Kitabevi, 2013) kitabı tam da bugünlerde yeniden gündeme gelmesi gereken bir kitap. Çünkü Dorsay bu kitabında İstanbul’u masaya yatırıyor. Kitabın adıyla ünlü “Quo Vadis” filmine gönderme yapsa da asıl İstanbul’un 20 yıllık öyküsünü anlatıyor. “İstanbul, sevgili kentimiz almış başını, hangi meçhul akıbete doğru önlenemez biçimde koşuyor?” diye kaygılanıyor. Bu kaygısında ne kadar haklı olduğu, şimdi yönetimin değişmesiyle onaylanmış olmuyor mu? Söz Dorsay’dan açılmışken yeni kitabı Bir Ömürden Seçilmiş Tablolar’ı da okumak, unutmamak gerekir.
Unutmak” deyince Uğur Kökden’in deneme kitabı Unutmayı Bir Öğrenebilsem de (Yapı Kredi Yayınları) ilginizi çekecektir. Coşkun Özdemir’in Karşıdevrimle Hesaplaşma (Cumhuriyet Kitapları) ve Yaşar Aksoy’un Hasan Tahsin Yürekler Selânik (Kırmızıkedi Yayınları) kitaplarını da unutmamak gerekir.

Ekrem İmamoğlu kitabı
Yaza adım atarken 2019’un yıldız siyasetçisini yakından tanımak isterseniz, gazeteci Şirin Mine Kılıç’ın Benim Sevgili Başkanım Ekrem İmamoğlu (Hümanist Kitap Yayıncılık, 2016) kitabını okumalısınız derim. Çünkü anlatılan “sıra dışı bir başarı ve liderlik öyküsü”. Kitap, Ekrem İmamoğlu’nun aile öyküsüyle başlıyor. Kurtuluş Savaşı Gazisi Mevlüt dedesinin yedi yılı 1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda geçiyor. Onun karısına yazdığı mektupları aile dışından başkalarının okumasına, ondan gelenleri başkasına okutmasına o çok üzülüyor. Bu nedenle herkesi okumaya çağırıyor. Ekrem İmamoğlu da bu durumdan etkileniyor. Eğitime önem veriyor. İÜ İngilizce İşletme Fakültesi’ni bitiriyor. İnsan Kaynakları ve Yönetimi alanında yüksek lisans yapıyor. 1992’de inşaat ve taahhüt işleriyle uğraşan aile şirketinde işe, 2000’lerde siyasete başlıyor. Önce CHP Beylikdüzü İlçe Başkanı, ardından Beylikdüzü Belediye Başkanı oluyor.
Mine Kılıç kitabında, “Onu CHP’ye yaklaştıran Atatürk’e olan büyük hayranlığı ve Atatürk’ün Türkiye için yaptıklarının kendisinde yarattığı etkiydi. Bu sevgi ona ilkokuldan bu yana Atatürk’le ilgili ne bulursa satın alıp okumasını sağlamıştı” diyor. Ailesinin, arkadaşlarının gözüyle İmamoğlu’nu anlatıyor.
31 Mart seçiminde Ekrem İmamoğlu, önce 17 Nisan’da mazbatasını aldı, İBB Başkanı oldu. 18 gün görev yaptı. 6 Mayıs’ta mazbatası iptal edildi, görevden alındı. Yeniden seçim yapılınca bu kez 24 Haziran’da ikinci kez seçilerek yeniden İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oldu.
Şimdi tüm Türkiye soluğunu tutmuş Ekrem İmamoğlu’nun güler yüzlü, eşit yönetimini bekliyor. Mine Kılıç’ın kitabına sığmayan yaşamı her gün İstanbul’da 16 milyonun yaşamına yansıyor. Yaz okumalarında ilk anda paylaşmak istediklerim bunlar. Haftaya sürdüreceğim...