Köşe Yazısı

A+ A-

Tezkere yeniden

Paylaş
instela'da paylaş
10 Şubat 2016 Çarşamba

Suriye’ye müdahale senaryoları yeniden piyasaya sürüldü. Cengâver köşe yazarları, ağızlarıyla silah sesi çıkartıp evde halının üzerine döktükleri kurşun askerlerini sağa sola sürüyen çocukların dengesiz heyecanıyla hamasetin bilindik salıncağını sallamaya başladı.
Erdoğan da ilişkilerini “o zat” seviyesine indirdiği Bülent Arınç ve onun etrafında kümelenmeye başlayan “reis vesayeti” karşıtı parti içi muhalefeti tezkere üzerinden hedef aldı.
Irak savaşına balıklama atlanmasını öngören ve hem uluslararası hem de iç kamuoyunda aşağılayıcı “at pazarlığı” ile hafızalarda yer etmiş 1 Mart tezkeresi tartışmalarını yeniden gündeme getirdi.
Malum, Erdoğan 1 Mart tezkeresinden yanaydı. CHP buna şiddetle karşı çıkıyordu. Ancak karşı çıkanlar CHP’den ibaret değildi. Bülent Arınç’ın da aralarında olduğu birçok AKP milletvekili de Türkiye’nin Irak istilasında rol almasını istemiyordu.
Neticede AKP’de henüz reis vesayeti kurulmamıştı ve bazı AKP milletvekillerinin bugünün aksine hür iradeleri vardı. CHP’nin ret oylarına AKP içinden gelen 99 fire de eklenince tezkere Meclis’ten geçmemişti.
Neticede bu sayede Türkiye, uluslararası hukuka aykırı ve gayrimeşru bir istilanın Irak’ın Sünni bölgelerinde jandarmalığını yapmaktan kurtuldu.
Parlamenter rejimin şayet partiler üzerinde “lider vesayeti” yoksa kimi zamanlar, bir ülkeyi nasıl bir cehennemden kurtarabileceğinin iyi bir örneğiydi.
O gün o cehenneme girmeye kararlı olan bugün ise başka bir cehennemde orduyu devriye gezdirme derdine düşmüş olan Erdoğan ise hâlâ o gün sözünü geçirememesine hayıflanıyor:
“Ben 1 Mart tezkeresinin yanındaydım, karşı olanlar bunu açıkça söylemediler. Birileri de gizli kulisler attılar.”
Gelgelelim burada laf sadece Arınç ve çevresine değil Sayın Davutoğlu’na da gidiyor. O vakitler bir danışman olan Davutoğlu’nun da tezkereye karşı olduğu biliniyor. Her bozuk saatin günde iki defa doğruyu göstermesi gibi, hayatındaki nadir doğru kararlardan biriydi.
AKP kurucularından ve dönemin başbakan yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır’ın açıklamalarına bakılırsa, Davutoğlu tezkere geçmesin diye hararetle kulis atanlardan biri:
“Başbakan Danışmanı olan Davutoğlu ellerime sarılıp ‘Abi ne olur görüşlerinde ısrar et. Irak’a girmeyelim’ dedi.”
AKP içinde belli ki bir huzursuzluk var. Yoksa, Erdoğan kendi elceğiziyle partisinin başına getirdiği Davutoğlu’nu dahi zamanında “gizli kulis atmakla” itham etmek zorunda kalmazdı.
Tezkere tartışmaları, parlamenter sistemin “ortak akıl” için, “konsensüs” için neden gerekli olduğunu hatırlatıyor.
Bir ülke sadece çoğunlukla yönetilmez. Büyük ve çoğulcu toplumlarda iktidarların aynı zamanda konsensüs ve uzlaşmaya da dayanmaları gerekir. Özellikle kritik zamanlarda. Yoksa hem toplum hem de siyasi partiler çatlamaya başlar.
Başa dönelim. 1 Mart’ta başkanlık rejimi olsaydı?
Türkiye, ABD ile beraber Irak’ı işgal etseydi.
Bugün nerede olurduk?
Erdoğan’a göre daha iyi bir yerde.
Biz de zamanının tezkere muhalifi Davutoğlu’na soralım.
1 Mart’ta tezkere geçse daha mı iyi olurdu, daha mı kötü? Sayın Başbakan, bu konuda Sayın Cumhurbaşkanı’na katılıyor musunuz?
Bazı sorular kolaydır fakat cevapları zordur.

Cumhuriyet Arşivi Gazete Kupürlerinde:

Bülent Arınç