Aslı Aydıntaşbaş

Yıldırım, Washington’a gidiyor

05 Kasım 2017 Pazar

Binali Yıldırım’ın önümüzdeki hafta yapacağı ABD gezisi, Türkiye ve ABD arasındaki krizin giderilebilmesi için çok önemli olacak.
Ancak hemen söyleyeyim; geç kalmış bir hamle olduğunu düşünüyorum. Binalı Yıldırım (ve bir ihtimal onunla beraber gidecek olan Berat Albayrak), ABD ziyaretlerinde kuşkusuz Ankara ve Washington arasındaki krizli tüm konulara parmak basacak. Bu konuların ne olduğu malum: ABD’nin Suriye’de YPG’ye olan yardımından tutun da konsolosluk görevlilerinin tutuklanması, S-400 alımı, Fethullah Gülen’in iade talebi ve Sarraf davasına kadar uzanan geniş bir listeden söz ediyoruz.
Ancak belli ki Ankara açısından Fethullah Gülen meselesi şu aşamada ikinci planda; bu gezide öncelik Sarraf davası olacak. Hem Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarına, hem de piyasalardaki tedirginliğe bakarsak, Ankara, kasım sonunda sonuçlanacak davadan olumsuz bir karar bekliyor. Mesele sadece Halkbank’a birkaç milyarlık ceza olsa, sorun değil çünkü piyasalar bunu çoktan göze aldı. Sanırım Ankara’nın asıl çekindiği, öngörülemez ve siyasi isimlerin de zikredildiği sert bir karar. Bu hafta New York Times’da çıkan ve Rıza Sarraf’ın davada “itirafçı” olma eğiliminde olduğunu söyleyen haber de, bu vehimleri pekiştiren bir gelişme.
Bu yüzden Yıldırım’ın gezisi önemli. Ancak dedim ya, biraz geç kalmış bir hamle. Geçen hafta Washington’daydım ve gördüklerimi buradan alt alta aktarmak isterim.
Öncelikle şu “takas” işi... Erdoğan’ın da birkaç kez telaffuz ettiği konu, aslında ilk aşamada Rıza Sarraf’ın lobicisi Rudy Giuliani tarafından Ankara’da fısıldanmıştı. Belki bir noktada Rıza Sarraf’ı Türkiye’de tutuklu bulunan ve 24 yıldır ülkemizde yaşayan misyoner rahip Andrew Brunson ile takas etmek mümkündü. Bu teknik olarak mümkün çünkü ABD Başkanı’nın olağanüstü tuhaf yetkileri var.
Ama böyle işlerin sessiz ve derin pazarlıklarla yapılması lazım. Ne Türkiye, ne de Trump ekibinde hiçbir şey sessiz ve inceden yapılamıyor. Şahsi fikrim, Rıza Sarraf davasında “takas” meselesinin artık son derece yıpranmış ve hukuki anlamda “başı belada” olan Trump yönetimi açısından çok zor bir hamle olduğu. Hele de Sarraf konuşuyorsa, zaten böyle bir işe gönüllü olmayacaktır.
O zaman Yıldırım’ın ana hedefi, Sarraf davasının etkisini minimize etmek ve Amerika’yla arayı düzeltmek olmalı. Benzer mizaçları olan Yıldırım ve Pence arasında, akılcı ve sakin bir diyalog hattı kurulabilir. Ancak her durumda “sorunlar” somut bir hamle yapmadan bu diyaloğun anlamı yok. O yüzden diğer meselelere bakalım.
ABD konsolosluk çalışanlarının tutuklanması konusunda Washington’da iki farklı ses duydum. Biri, “Türkiye çok önemli ülke arayı düzeltmemiz lazım” diyenler, ikincisi de “Türkiye bu konuda bir adım atmadan vize kısıtlamasını kaldırmayız” diyenler. Bu konuda Beyaz Saray’ın tavrını bilmiyoruz. Ancak bürokrasi içinde çoğunluk, Ankara’nın bir adım atmasını bekliyor. Tahminim, Hürriyet yazarı Cansu Çamlıbel ve Washington’dan bildiren diğer isimlerin de aktardığı gibi, Ankara’dan şu ya da bu biçimde bir iyi niyet jesti olmadan bu işin düzelmesinin kolay olmayacağı.
S-400’ler konusu, Türkiye’nin gündeminde olmasa bile aslında Türkiye için daha büyük bir baş ağrısı. Kongre’nin hazırladığı Rusya yaptırım yasası, S-400’leri de kapsıyor ancak bu konudaki değerlendirmeyi ABD hükümetine veriyor. Kongre’de Türkiye’ye yönelik son derece menfi bir atmosfer var ve hükümetle ilişkiler de inişli çıkışlı. Bu yüzden Binali Yıldırım’ın S-400 konusunda söyleyeceği her söz, önemli.
Ankara’nın artık Türk-ABD ilişkilerinin sadece Trump-Erdoğan ekseninde yürütmeye çalışmaktan vazgeçmesi ve kurumsal olarak devrede olması gerekiyor. “Trump iyi çevresi kötü” tezinin pratikte hiçbir anlamı yok. Bu yüzden Binali Yıldırım’ın bir an önce Washington’a gitmesi ve devletten-devlete kurumsal diyaloğun başlaması şart!



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yaklaşan facia 6 Eylül 2018
Bu mu devlet aklı? 26 Ağustos 2018

Günün Köşe Yazıları