Adnan Dinçer

Oyunu Okumak!

05 Aralık 2013 Perşembe

Yaşamın telepati ve şans yanına güvenen ve genelde kaderci yapımıza sığınan toplum olarak ne olursa olsun önce bir tepki, olumlu veya olumsuz ve sonra da mantığımızın gerçekleriyle karşı karşıya kaldığımız kendi dünyamız var. Bu sürecimizi etkileyen en güçlü yapı medyadır. Bizim için genelde en son duyduğumuz, yaşadığımız veya noktalanan oluşum yeterli oluyor. Futbola olan sevgimiz bazen teselli bazen de aidiyetimizi onaylayan bir gerçek olarak devam ediyor. Eğlence yanını neredeyse hiç önemsemiyoruz. Hatta eğlenmek kelimesini yok edecek tepkimize kendi egomuzu sokuyoruz.
Aslında hatayı en az kabul eden oyundur futbol. 90 dakikalık oyunda kazanmak isteyen için önemli iki koz vardır. Birincisi fizik güç, ikincisi ruhsal bütünleşme. Bunları zenginleştiren futbolcu kalitesi ve taktik beceriyi uygulamadır. Bu ise oyun içi disiplin demektir. Hepsini içine alan çalışmayı yapan, yaptıran saha dışı ve antrenmanların bütününü 90 dakika kulübe yönetiminde görürsünüz. Varsa vardır, yoksa futbolcuya teslim olmuş bir sürecin yöneticisi olursunuz. Sadece oynayana muhtaç! Oynatan olamazsınız... Bu fark teknik adamın gücü ve kimliğiyle, bilgisiyle eşdeğerde olup oyun sürecinde gelişmeleri yorumlayan ve müdahale eden gerçeğiyle bütünleşir. Bu gerçek ‘oyunu okumadır’.
Biz ülke olarak topu iyi kullanan, çalım atan, tribüne oynayan futbolculara prim tanırız. Oysa takım bir bütündür ve oyunun her anı ayağına topu bekleyenler ile değil topu almayı becerenlerin özverileri ve yardımlaşmaları ile gerçekleşir. Futbolumuzun son yıllarda yan pas, temposu düşük oyun anlayışı, garanti ve çok paslarla şartlanmışlığı, karşı atak ve rakibin zayıf anını yakalayan gol fırsatlarını görmeyen yapımızla 90 dakikaları doldurduğunu görüyoruz. F.Bahçe-Beşiktaş maçı bir ölçüde bizi mutlu etti. Atılan gollerdeki becerinin yanında, hazırlanışlarında da çağdaş futbola yakındık. Uzun süre 10 kişi oynayan F.Bahçe’de Kuyt, Emenike, Sow ve özelikle Mehmet Topal’ın başarısı takıma tempo, hırs getiriyor. Beşiktaş Veli dışında tempoya ikinci yarı direnemedi. Veli çıkınca bir anda büyük boşluk yaşandı. Fernandes, Gökhan Töre, Almeida yorulunca Bilic zor durumda kaldı ve gerekli değişiklikleri yapamadı. Tüm gücüyle saldıran, hatta stoperleriyle riske giren F.Bahçe karşısında Eneramo forvete, sahada gezen Fernandes yerine kaydırılacak Atiba ve beke alınacak Motta çok yararlı olabilirdi. Çünkü ikinci bölgede tutunamayan takım birinci bölgeye hapsoldu ve geriye yaslandı. Sadece Oğuzhan ayakta kaldı. Hakemin oyuna düşündürücü hatalı müdahaleleri iki perdelik görüntü verdi. İlkyarı doğruları ikinci devre yanlışlarıyla erozyona uğradı. Güzel ve daha gollü geçebilecek belki de birisinin 3 puan alabileceği futbol çatışması berabere bitti. Bu anlamda Ersun Yanal sınıfı geçerken Bilic ikinci yarıyla ikmale kaldı.


Yazarın Son Yazıları

Hak eden kazandı 18 Ekim 2020
Artık görün! 13 Ekim 2020
Farklı devreler 12 Ekim 2020
Pandeminin özentisi! 6 Ekim 2020
Seremoni bekleyişi mi? 30 Eylül 2020
Kulüp televizyonu! 23 Eylül 2020
Değişiklik 20 Eylül 2020
Gerçeklerle futbol! 16 Eylül 2020
Ciddiyet 14 Eylül 2020
Futbol ve seremoni! 9 Eylül 2020
Korona etkisi! 7 Eylül 2020
Transfer pazarı! 3 Eylül 2020
Futbola dikkat! 28 Ağustos 2020
Messi’nin dramı! 19 Ağustos 2020