Müşfik Kenter ya da Oyuncu Kimdir?

Müşfik Kenter ya da Oyuncu Kimdir?

17.08.2012 03:27
Güncellenme:
Takip Et:
\n

\n

Müşfik Kenter çapında bir sanatçı üzerine, özellikle de onun mirası üzerine düşünmemiz gerektiğinde, kesinlikle gündeme getirmek zorunda olduğumuz bir soru: Oyuncu, kimdir?

\n

Evet, bunu sormak zorundayız, çünkü o kişi, bizim düşünce yoksulu ve özürlü iklimimizde yetişebilmiş birkaç oyuncudan biriydi (ve yine bu iklimde, hayatının altmış beş yılını sahnede geçirmiş olan bu tiyatro adamının oyunculuğu, tiyatro anlayışı, estetiği üzerine bugüne kadar kaç inceleme yayımlanmıştır diye de sormamız gerekebilir, elbette bulacağımız yanıt karşısında şok geçirme tehlikesini göze alabiliyorsak! Her neyse). Bu uzun ayraç içinden sonra bir başka çünkü ile devam edelim: Ve çünkü Müşfik Kenter, zaman zaman oyunculuk üzerine çok ilginç saptamalarda da bulunmuş bir oyuncuydu. Örneğin şunun gibi: Oyunculuk bana hâlâ çok tuhaf gelir, komiğime gider. Çok çalışır ederim, ama çok fazla da ciddiye almam. Çok fazla ciddiye alınca başka türlü oyuncular çıkıyor ortaya.”

\n

Bizim ortamımızda tehlikeli de olabilecek bir saptama, çünkü hocanın çok fazla da ciddiye almam …” söyleminin, saptamanın geri kalan bölümünden aşırı bağımsız kılınması gibi bir sakınca -tekrar ediyorum, bizim ortamımızda!- her zaman var: Ha, bakın, oyunculuğu çok fazla da ciddiye almamak gerekiyor zaten, hoca böyle diyor!..

\n

Hayır. Hoca öyle demiyor. O, oyuncu adaylarından çok fazla oynamamalarını istiyor. Olimposta mekân kuran oyuncular gibi yapmalarını istemiyor. İnsanlaşmış tanrılar ya da tanrılaşmış insanlar olmak uğruna çabalayıp durmalarını istemiyor. Çünkü gerçek hayatta, tiyatro salonlarını tanrılar ya da destan kahramanları doldurmuyor. Sahnede gördükleri için: Vay be, ne insanüstü varlıklar!demeye meraklı insanlar da doldurmuyor. Müşfik Kenter, öğrencilerinden önce insan olmalarını istiyor. Yani, yoldan, köprülerden, semtlerden, tiyatroların önünden gelip geçen bütün günlük ya da sıradan insanlardan biri gibi bir insan. Çünkü oyun gereği üstlendiği kişiliği bir salon dolusu sıradan insana onların en sıradanıymış gibi sergileyemeyen oyuncunun o insanlarla hiçbir iletişim kuramayacağını çok iyi biliyor bütün sıradışı oyuncular gibi! Yine çünkü, seyirci bunun tersi yapıldığı takdirde sahnedeki vay be ne insanüstü varlıklarla kendisi arasında hiçbir karşılaştırmaya girmeyecektir; onlardan yola çıkarak kendine yönelik hiçbir sorgulama yapmayacaktır. Gördüğü, insanüstüdür; en azından kendisi gibi normal ölümlülerden çok farklıdır. Düşündürmek için değil, yalnızca seyredilmek için vardır!

\n

Müşfik Hocanın öğrencilerinden çok dinlediğim ve ilkine yakın bir saptaması daha var: Eğer seyirci, sizi izledikten sonra: Ne var bunda? Bunun yaptığını ben de yaparım!diyorsa, o zaman bilin ki iyi oyuncusunuz demektir…” Neden peki? Bunun yaptığını ben de yaparım!söylemi, oyuncunun seyirci ile kurduğu/kurabileceği/kurması gereken ilk ve en sağlam köprüdür de ondan. Bunu seyircisine dedirtebilen bir oyuncu, artık canlandırdığı karakterden kaynaklanan ve seyircisine aktarmak istediği bütün hesaplaşmaların ve sorgulamaların da yolunu açmış demektir. Çünkü sahnede izlediğiCimrirolü için: Ne var bunda? ben de yaparım!diyen salondaki cimrinin aklına, hemen şu soru da düşecektir: Yoksa ben de mi böyleyim?

\n

Müşfik Kenteri seyretmek, bizler için her zaman olağanüstü ve sıra dışı bir olaydı. Ama bu olağanüstülük ve sıra dışılık, her zaman onun günlük insanı büründüğü her karakterde olağanüstü ve sıra dışı canlandırabilme ustalığından kaynaklandı.

\n

Anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Papa Francis’in yeni misyonu…

Papa Francis’in yeni misyonu…

Devamını Oku
12.06.2017
‘ne garip federico adında olmak…’

‘ne garip federico adında olmak…’

Devamını Oku
05.06.2017
‘Sessiz savaşçı’lığın gürültülü yollarında…

‘Sessiz savaşçı’lığın gürültülü yollarında…

Devamını Oku
08.05.2017
Kültürde ‘geri kalan’ kavramı üzerine (2)

Kültürde ‘geri kalan’ kavramı üzerine (2)

Devamını Oku
01.05.2017
Kültürde ‘Geri Kalan’ kavramı üzerine (1)

Kültürde ‘Geri Kalan’ kavramı üzerine (1)

Devamını Oku
24.04.2017
Sermet Yeşil’den barış çağrıları…

Sermet Yeşil’den barış çağrıları…

Devamını Oku
17.04.2017
‘Evet’ ile ‘Hayır’ arasında bir sahaf turu …

‘Evet’ ile ‘Hayır’ arasında bir sahaf turu …

Devamını Oku
10.04.2017
Bir tiyatro açmak…

Bir tiyatro açmak…

Devamını Oku
03.04.2017
Tiyatron, düşleyebildiğin kadardır…

Tiyatron, düşleyebildiğin kadardır…

Devamını Oku
27.03.2017
‘Acil’de sabah saatleri…

‘Acil’de sabah saatleri…

Devamını Oku
20.03.2017
‘Belki biraz sevgi verebilirsin …’

‘Belki biraz sevgi verebilirsin …’

Devamını Oku
13.03.2017
Müjdat Gezen’in yaktığı göz ışıkları...

Müjdat Gezen’in yaktığı göz ışıkları...

Devamını Oku
27.02.2017
Kirletilmemiş bir zaman parçası aramak…

Kirletilmemiş bir zaman parçası aramak…

Devamını Oku
20.02.2017
Kediler tekin değildir…

Kediler tekin değildir…

Devamını Oku
13.02.2017
Onat Kutlar’ın düşündürdükleri...

Onat Kutlar’ın düşündürdükleri...

Devamını Oku
06.02.2017
Engin Cezzar da yok artık!

Engin Cezzar da yok artık!

Devamını Oku
30.01.2017
Çevirmenin yalnızlığı…

Çevirmenin yalnızlığı…

Devamını Oku
23.01.2017
Erhan Ünal, Köy Enstitüleri ve ‘küresel finans oligarşisi’ (2)

Erhan Ünal, Köy Enstitüleri ve ‘küresel finans oligarşisi’ (2)

Devamını Oku
16.01.2017
Erhan Ünal, Köy Enstitüleri ve ‘Küresel Finans Oligarşisi’ (1)

Erhan Ünal, Köy Enstitüleri ve ‘Küresel Finans Oligarşisi’ (1)

Devamını Oku
09.01.2017
Ressam Sadi Bey’in Son Tablosu…

Ressam Sadi Bey’in Son Tablosu…

Devamını Oku
02.01.2017
Bir aydın: Bertan Onaran

Bir aydın: Bertan Onaran

Devamını Oku
26.12.2016
İçimden yine tarih yazmak geldi de…

İçimden yine tarih yazmak geldi de…

Devamını Oku
19.12.2016
‘Ben’in sorumluluğu (2)

‘Ben’in sorumluluğu (2)

Devamını Oku
12.12.2016
‘Ben’in sorumluluğu -1

‘Ben’in sorumluluğu -1

Devamını Oku
05.12.2016
Bendeki Fidel Castro…

Bendeki Fidel Castro…

Devamını Oku
28.11.2016
Ataol’un çocukları...

Ataol’un çocukları...

Devamını Oku
21.11.2016
Cumhuriyetin çizgileri…

Cumhuriyetin çizgileri…

Devamını Oku
14.11.2016
Şu uğursuz ‘Biz, olduk!’ C yanılsaması (2)

Şu uğursuz ‘Biz, olduk!’ C yanılsaması (2)

Devamını Oku
07.11.2016
Şu uğursuz ‘Biz, olduk!’ yanılsaması…

Şu uğursuz ‘Biz, olduk!’ yanılsaması…

Devamını Oku
31.10.2016
‘Hiç kimsenin kenti’nde yaşamak…

‘Hiç kimsenin kenti’nde yaşamak…

Devamını Oku
24.10.2016
Akademisyenlik üzerine bir tartışma...

Akademisyenlik üzerine bir tartışma...

Devamını Oku
17.10.2016
Göçmüş bir kültürün simgesi: Giovanni Scognamillo

Göçmüş bir kültürün simgesi: Giovanni Scognamillo

Devamını Oku
10.10.2016
‘Fırıldaklar Festivali’ne hoş geldiniz!

‘Fırıldaklar Festivali’ne hoş geldiniz!

Devamını Oku
03.10.2016
Deneme üzerine birkaç not…

Deneme üzerine birkaç not…

Devamını Oku
26.09.2016
Evet, Tarık Akan da Türkiye’dir…

Evet, Tarık Akan da Türkiye’dir…

Devamını Oku
19.09.2016
Gündüz Vassaf’tan yarına atıflar...

Gündüz Vassaf’tan yarına atıflar...

Devamını Oku
12.09.2016
‘Paylaşılmış yalnızlık’lara sığınmak…

‘Paylaşılmış yalnızlık’lara sığınmak…

Devamını Oku
05.09.2016
Bir kez daha: Anayasa kültürü…

Bir kez daha: Anayasa kültürü…

Devamını Oku
29.08.2016
Sorun ‘Avrupalılık’ değil, uygar olmak...

Sorun ‘Avrupalılık’ değil, uygar olmak...

Devamını Oku
22.08.2016
Biz nasıl bu kadar cahil kalabildik?

Biz nasıl bu kadar cahil kalabildik?

Devamını Oku
15.08.2016