Barış Doster

AB, Ortadoğu’yla komşu olmak ister mi?

30 Haziran 2021 Çarşamba

Geçen hafta, Belçika’nın başkenti Brüksel’de yapılan Avrupa Birliği (AB) liderler zirvesi bir kez daha şunları gösterdi: Türkiye’nin AB üyesi olması olanaksızdır. AB; Türkiye’yi tam üyelik vaadiyle oyalamaktadır. Bu yolla, Türkiye’den mümkün olduğunca çok ödün koparmaktadır. Son zirvede de, hiçbir ilerleme olmamıştır. Türkiye’ye karşı her zaman yapılan açıklamalar yapılmıştır. Suriyeli sığınmacılar için, Türkiye’ye 3 milyar Avro verileceği açıklanmıştır. Türk Dışişleri Bakanlığı da alıştığımız açıklamalarından birini yapmıştır.  

Bu durumun nedenlerini sıralayalım.  

Birincisi, Türkiye’nin tam üyeliği AB’nin gündeminde hiç olmamıştır. Üyeliği savunan siyasetçiler de, bu gerçeği bildikleri halde, asla dillendirmemişlerdir. Üyelik beklentisini, iç kamuoyunda desteğe dönüştürmek için kullanmışlardır. Özellikle liberallerde ve sol liberallerde (ne demekse), merkez sağ ve merkez solda, AB sempatisi güçlü olduğundan, bir süre için başarılı da olmuşlardır. AKP de ilk yıllarında bunu yapmıştır.  

İkincisi, son yıllarda Türkiye - AB ilişkileri, ülkemizde sayıları 4 milyonu aşan, geçici koruma altındaki Suriyeli sığınmacılara indirgenmiş ve uyarlanmıştır. AB; Türkiye’ye mali destek verip Suriyelileri Türkiye’de tutmasını, Avrupa’ya gitmelerini önlemesini istemektedir. Türkiye ise AB’yle ilişkiler gerildiğinde, “Açarım kapıları, yollarım size” diyerek, pazarlık masasında elini yükseltmektedir. Türkiye ve AB arasındaki ticaretin yüksek hacmi de, ilişkilerde, ekonomik gündemi öne çıkarmaktadır.  

Üçüncüsü, adeta bir sömürge anlaşması, vesayet anlaşması olan Gümrük Birliği’nin güncellenmesi konusunda henüz uzlaşı yoktur. 1995’te imzalanan, 1996 başında yürürlüğe giren Gümrük Birliği sayesinde AB; Türkiye’nin iç pazarı, gümrük rejimi, dış ticaret rejimi üzerinde nüfuz kurmuştur. Türkiye ise AB üyesi olmadan, GB üyesi olarak, bu vesayet rejimini kabul etmiştir. AB üyesi olmadığından kararların alındığı masada olmayan Türkiye; alınan kararlara uymakla yükümlüdür. Mevcut halde sadece sanayi ürünlerini kapsayan Gümrük Birliği’nin, tarım ve hizmetler sektörünü kapsaması halinde, Türkiye’nin kaybının daha da artacağını belirten önemli iktisatçılar vardır. Uyarıları dikkate alınmalıdır. AB ise halinden memnundur.  

AB’NİN MASALLARINA KİMSE İNANMIYOR  

Dördüncüsü, Türkiye’nin AB üyeliği, sıklıkla değindiğimiz üzere, Türkiye’nin üye olmak için yapması gerekenlere bağlı değildir. AB’nin küresel güç olmayı göze almasıyla ilgilidir. Eğer AB; küresel güç olmak ister, bunun maliyetini göze alırsa, Türkiye’yi tam üye yapar. Eğer AB; küresel güç olmak istemez, bunun maliyetini göze almaz, ABD’nin ve onun emperyalist saldırı ve işgal aygıtı olan NATO’nun şemsiyesi altında savunma ve güvenlik ihtiyaçlarını karşılamayı tercih ederse, Türkiye’yi üye yapmaz.  

Beşincisi, AB; Türkiye’yi tam üye yaparak, sorunlu coğrafyalarla sınır komşusu olmak istemez. Türkiye üye olursa, AB’nin sınır komşuları Suriye, Irak, İran olurlar. AB; bunu istemez. O nedenle, Türkiye’yi şimdiki gibi arada, tampon bölge olarak tutmayı yeğler.  

Altıncısı, AB; Türkiye’nin taraf olduğu tüm ikili ve çok taraflı anlaşmazlıklarda karşı tarafın yanındadır. Türkiye’nin PKK - PYD - YPG ve FETÖ terör örgütlerine karşı mücadelesinde, sözde soykırım iddialarında, Yunanistan’la, Ermenistan’la yaşanan sorunlarda, Suriye’de, Irak’ta, Ege Denizi’nde, Doğu Akdeniz’de, Libya’da, patrikhane ve ruhban okuluna ilişkin anlaşmazlıklarda, AB hep Türkiye’nin karşısındadır.    

Kısacası, Türkiye’nin AB adaylığını ve Gümrük Birliği’ni sorgulaması; aday üyelik prangasından kurtulması; bölge merkezli dış politikaya yönelmesi; tüm ülkelerle eşit, saygın, karşılıklı çıkara dayalı bir ilişki kurması gerekir.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları