Barış Terkoğlu

Tecavüzcüsüyle evlendirilen çeşme

30 Kasım 2020 Pazartesi

Çocuktuk, kan ter içinde köşe başına koşar, ağzımızı dayar kana kana içerdik. Evde musluktan bir damla akmaz, konu komşu bidonlarla sıraya girerdik. İnsan gibi bizimle yaşayan çeşmeler, nasıl hayatımızdan çekip gitti? Masumiyetimizle birlikte onları da mı kaybettik?

O çeşmeyi ne çok konuştuk. Hayır, suyundan değil. Fatih’te 1748’de I. Mahmut tarafından yaptırılmıştı. İstanbul’un betona, demire, ranta yenilmesinin kaderini o da yaşadı. 2018’de eski yerinde değil, hemen ötesinde yeniden yapıldı. Bir farkla. “Parasını biz verdik” diyen AKP milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı, çeşmenin tarihi kitabesine, babası Ahmet Zeki Çamlı’nın adını ekletmişti.Ne var bunda” diyen Çamlı, “Babam da sağlığında yaptırmak için uzun süre çok uğraştı ama yaptıramadı, bize nasip oldu” diye savunuyordu kendisini. Biraz daha konuşsa sanki “parayı veren çeşmeyi çalar” diyecekti. Neyse ki bu kez ses, sadece bir küçük muhalif gruptan çıkmadı. Her zaman iktidara verdiği destekle bilinen bazı isimler de bu densizliğe isyan etti.

Evet, nasıl olur da babasının adını yazdırır? Konuşup bitirdik de bana sorarsanız halen meselenin aslını konuşamadık.

İskenderpaşa mahzun

Niye mi?

Sizi 2 buçuk yıl önceye, 24 Haziran seçimlerinin arifesine götüreyim.

Malum, tartıştığımız çeşme Fatih’te, İskenderpaşa Camii’nin yanı başında bulunuyor. Cami, İskenderpaşa cemaatinin manevi merkezi. Erbakan’dan Özal’a hatta Erdoğan’a kadar, devleti yönetenlerin yakın olduğu cemaatin resmi internet sitesine 2018 Mayısı’nda bir video yüklendi. 4 dakika 43 saniyelik video, “İskenderpaşa mahzun” sözüyle açılıyordu.

İktidarın makbul cemaati İskenderpaşa, AKP döneminde nasıl “mahzun” olabilirdi?

Sırrı videodaki sesteydi. Cemaatin tarihi lideri Mehmet Zahit Kotku, eski bir hutbesinde “Yalnız cami yapmak kâfi değil” diyordu. Osmanlı’da camilerin yanı başındaki medreseleri hatırlatan Kotku, “Bize imamlık edecek, hutbe okuyacak, bize nasihat edecek, bize irşad edecek insana ihtiyaç var, bu olmazsa cami hiçbir işe yaramaz” ifadelerini kullanıyordu. Sadece o değil, Kotku’nun ardından cemaatin başına geçen damadı Esad Coşan’ın da videoda bir konuşması vardı. “Herhangi bir eser vakfedildi mi onu değiştirene Allah lanet eder” diyen Coşan, İskenderpaşa’da yıkılan ve artık kimsenin hatırlamadığı medreseden bahsediyordu. Video bir yazı ile bitiyordu:

“20 Eylül 2017 tarihinden beri durdurulmuş olan okul inşaatımızın yeniden başlaması, tamamlanması ve mağduriyetimizin izale edilmesi duası ile…”

Sahiden de yarım kalmış bir inşaatın görüntüleri, dini motifli bir müzik eşliğinde görünüyordu.

Altından “Yeliz” çıktı

O günlerde İskenderpaşa kaynaklarını arayıp “Neden mahzunsunuz” dedim.

Meğer konu, sosyal medyada kullandığı takma isim nedeniyle “Yeliz” lakabıyla anılan, Ahmet Hamdi Çamlı ile doğrudan ilgiliydi.

Cemaatin Hak-Yol Vakfı’nın caminin yanında bir arazisi vardı. Kotku’nun ve Coşan’ın tavsiyelerinden hareketle, cemaat eski defterleri karıştırmış, burada geçmişte medresenin olduğunu bulmuştu. Yeniden inşa edebilmek için, 2015 yılında Anıtlar Kurulu’ndan izin almışlardı. 2016 yılında alınan ruhsatla inşaat resmen başladı. Cemaat, medresesine kavuşacağını sanırken, 2017 Eylülü’nde, inşaat 3. kattayken durduruldu. Alanın “yeşil alan olarak kullanılacağı” yönünde değişiklik yapılmıştı. Cemaat, bütün çabasına rağmen inşaata devam edemeyince, engelleyenlerin iktidarın içinden olduğunu anladı. Sonunda “İskenderpaşa mahzun” videosuyla yaşadıklarını ilan etti.

Diyeceksiniz ki kim yapmış olabilir? Cemaat bu soruya “Yeliz” yanıtını veriyor.

Hatırlatayım…

Ahmet Hamdi Çamlı’nın babası Ahmet Zeki Çamlı da eski bir İskenderpaşa mensubuydu. 1958 yılında Kotku ile tanışan baba Çamlı, İskenderpaşa Camii’nin hemen yakınına taşınmıştı.

Ahmet Hamdi Çamlı ile İskenderpaşacıların kavgası bir süre sonra sosyal medyaya taştı. Çamlı, “mahzun serzeniş” nedeniyle cemaati işaret ederek bir dua yayımladı. Dua, “Seçimi şantajla münasip zemin olarak gören eski model menfaatperest akıllara ve merak edenlere…” diye başlıyordu.

Peki, cemaat onu ne diye suçluyordu?

Onu da mensuplarından birinin paylaştığı mesaj anlatsın:

“Vakfın hemen yanı başındaki oturduğunuz bina, vakıf arazisi üzerinde olup (tarihi bir çeşme) ve bina girişini markete kiraladığınız, alt katta ise otopark işlettiğiniz, söz konusu otopark arazisini de otopark olarak işlettiğiniz doğru mu?”

İçinizden “Yoksa o çeşme bu çeşme mi?” diyorsanız doğru yoldasınız!

Cemaatin inşa etmek istediği medrese, Çamlı’nın rantının ucuna dokunmuştu. O rantın kaynağı olan bina, Çamlı’ya babasından kalan, çeşmenin asıl olduğu yere kondurulmuş binadan başkası değildi.

Babası rant için çeşmeyi yıktı

Peki, “ecdad yadigârı” çeşme nasıl yok oldu? Onu da “İstanbul’un hafızası” olarak bilinen, muhafazakâr camianın da güzel andığı Prof. Dr. Semavi Eyice, “Eski İstanbul’dan Notlar” kitabında anlatıyor:

“(…) Buraya sahip olan kişi, vakıflar ile bir anlaşma yaparak çeşmeyi söküp parçalayarak kaldırmış, yerine de bir apartman inşa etmiştir. Kırık dökük parçalar İskenderpaşa Camii avlu duvarı dibinde yaya kaldırımı üzerine yığılarak öylece bırakılmıştı. Yıllarca çeşmenin nerede yeniden kurulacağı tartışması yapıldı. Ve neticede hiçbir şey yapılamadı ve parçalar da Fatih Camii çevresinde bir arsaya gelişigüzel atıldı. Böylece İstanbul’un değerli bir eseri de büyük bir sorumsuzluk içinde yok olup gitti.

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü sahibi Prof. Dr. Semavi Eyice, özetle “Çeşmeyi Ahmet Hamdi Çamlı’nın babası yıktı, yerine de apartman yaptı, cami arsasına attığı tarihi parçalar ise yok olup gitti” diyor.


Gerçekten de ortaya çıkan fotoğraflarda, Ahmet Zeki Çamlı söz konusu araziyi aldığında, çeşmenin gerçek yerinde sağlam bir şekilde durduğu görülüyor.

Nitekim araziyi aldıktan sonra, 24 Mart 1981’de Anıtlar Yüksek Kurulu’na bir dilekçe yazan Ahmet Zeki Çamlı, her şeyi itiraf ediyor:

“Eski eser çeşme tarafımdan kurul kararına uygun olarak söktürülmüş, halen İskenderpaşa Camii duvarı yanında muhafaza edilmektedir.”

Üstüne apartman dikti

Anıtlar Kurulu’na “çeşmeyi söktüm, parçalarını cami duvarına bıraktım” diyen Çamlı, Anıtlar Kurulu’ndan çeşmenin buraya yeniden inşa edilmesini istiyordu:

“İskenderpaşa Camii duvarı bu işlem için gayet müsaittir.”

AKP’li Çamlı’nın “babam uğraştı” dediği olay, çeşmeyi yıkması, yerine apartman yaptırması, çeşme parçalarını karşıdaki cami duvarına bırakması, sonra da “oraya çeşmeyi yeniden yapın” diye devlete yazı yazmasıydı.

Nitekim İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat da resmi belgeleri koyarak açıklıyor:

“1978 yılında içinde çeşmenin olduğu arsa, Zeki Rıza Çamlı tarafından alınıp ardından çeşme sökülerek arsası boşaltılıp sonraki yıllarda Çamlı ailesinin bugün hâlâ yerinde olan apartmanı yapılmıştır.”

Güzelim çeşme, canım çeşme… Anadolu’nun masum kadınlarının, ırzlarına tasallut edenlerle evlendirildiği acımasız kaderi, sanki insan gibi yaşıyor. İBB’nin aynı yere bir plaka dikip, “babamın çeşmesi” utancını anlatması ne iyi olur!

Geçmişte FETÖ övgülerini okuduğumuz, şimdi sürekli Cumhuriyet’e ve onun kurucularına hakaretleriyle hatırladığımız Çamlı, her devirde olduğu gibi bu dönemde de küpünü dolduruyor. Yer sofrasında çorbasını bitirip “çok şükür” diyen yoksullar; asıl dini rant, asıl ibadeti müteahhitlik olan münafıklardan inançlarını kurtardıkları gün, o küp çoktan kırılmış olacak.


Yazarın Son Yazıları

O ses kaydını dinledim 3 Aralık 2020