Deniz Yıldırım

Konuşmayalım mı?

01 Ağustos 2020 Cumartesi

İyi bayramlar. Her kuşak, o kalabalık kahvaltı sofralarının etrafında büyükleriyle toplandığı günleri hatırladıkça, “nerede o eski bayramlar” diye hayıflanıyor; yaş aldıkça daha emin oluyorum bundan.

Büyükleri yitirdikçe, bir şeyler eksiliyor içimizde. Arıyoruz, anıyoruz. Minnet ve rahmetle.

Çocukken bayram buluşmalarında can sıkan konular uzakta tutulurdu. Yüzlerin asılması, sinirlerin gerilmesi engellenirdi. Aile içinde, sonra akrabalar ve komşular arasında tartışma yaratacak konular rafa kaldırılırdı. Buna siyaset de dahildi.

Ağzımızın tadı kaçmasın, bayram sevinci tüm kötülüklere karşın yaşanabilsin diye. Şehir hayatının keşmekeşinin, geçim dertlerinin koşturmacasının üzerimizde yarattığı yılgınlığın zaten iyiden iyiye yok ettiği bağlar daha da aşınmasın diye.

Günümüzde mümkün müdür, emin değilim.

Futbol konuşsan konu iktidara ve desteklediği kulüplere, şampiyonundan küme düşmesi engellenenlere gelir; ağız tadıyla Fenerbahçe-Galatasaray rekabetini bile konu edemezsin artık. Şakalaşma konuları değişmiştir.

Kurban fiyatlarındaki pahalılık desen, konu ekonomi yönetimine gelir. Yollar ücretsiz desen, “Ama bazıları ücretli ve geçmesek de parasını biz ödüyoruz” diyeceğimiz ortam kaçınılmaz olarak belirir.

Bayramda televizyon kanalları birbiriyle yarışırdı bizim çocukluğumuzda.Bayram özel” programları günler öncesinden duyurulur; güzel sohbetler, ruha dokunan şarkılar konuk olurdu evimize. Şimdi yok. Yozlaşma, tekseslilik, ezberlenmiş nakaratlar, bölen tutumlar, kendi kendini sansürleyen kanallar, din bezirgânları ağırlıkta. Bu eksiklikten söz etsen, konunun geleceği yer yine belli: “Televizyon kanalı mı kaldı, iktidar hepsine el attı.

Çocuklara da gelecek konu. Yakın, uzak akrabaları göreceğiz; çocukların eğitiminden, okul ve gelecek planlarından söz edeceğiz. “Parası olan özele gönderiyor da; parası olmayan çoğunluğun çocuklarını imam hatiplere gitmeye mecbur ediyorlar; ben çocuğuma dinini öğretirim, ama iş için, hayatı için okulda öğrenmesi gereken diğer bilgileri nasıl öğreteyim” diyen anneler çıkacak mutlaka. Kendi çocuklarını özellerde, yurtdışında okutanlar, “zengine han hamam, fakire din iman” anlayışıyla eğitim sistemini yapılandırırken nasıl gelmesin konu siyasete?

Çocuklar, gençler

Gençlerle konuşulacak. Hal hatır sorulacak, şakalar yapılacak. İyi de konu “Okul da bitti; ne yaptın iş durumunu” sorusuna hiç gelmeyecek mi? Sadece bunun baskısı nedeniyle, bu sorular sorulmasın diye kendini yalıtan, sosyal yaşamını sınırlayan, yakınlarıyla görüşmeleri kısan binlerce genç var. “Adamını bulan hak etmediği yerlere geliyor. Eğitimli gençlerse işsiz güçsüz geziyor, bunalıma sürükleniyor; çok üzülüyorum” dediğiniz anda, konu siyasete gelmeyecek mi?

Esnaf, küçük işletme sahibi akrabalarınız da geldi. Hatırlar soruldu, bayram tebrik edildi. Güzel bir kahve eşliğindeki sohbet baktınız ki tıkandı. Çünkü sorulacak soruya geldi sıra: “İşler nasıl?” Yanıtı belli. Siftahsız kepenk kapatanlar, alım gücü düşen halkın tüketimi kısması; büyüklerle, tekellerle, zincir mağazalarla rekabet edilememesi; “çok şükür” desek de devamında bunları konuşmayalım mı? İktidara yanaşmaması, Ayasofya ile milleti uyutmaması, ağlayarak ihale peşinde koşmaması suç mu? Konunun ekonomi politikalarına gelmemesi mümkün mü?

Uzun zamandır görüşmediğiniz yeğenleriniz, kuzenleriniz geldi. Birinin eylülde düğünü var. Masraflardı, pahalılıktı derken; konu takıya, altına gelmeyecek mi?Millet takı takamıyor, altın uçmuş durumda, piyasa kötü; eskiden fakir gençler düğündeki dayanışmayla bir süre idare ederdi. Düğünlerin de eski tadı yok” diyen bir kişi de olmayacak mı? Altını, dövizi bu hale getirenler sizin ailenin bireyleri değilse, niye söylemesin ki? Her ailenin bayramı aynı mı?

Asgari ücretle çalışıyorsunuz; çocuklarınız bayramdan bayrama et yiyebiliyor. Bir kişi de çıkıp “Nohutundan mercimeğine, etinden sütüne her şeyi üreten, ucuza sunan ülkeyi; dışarıdan alıma mahkûm ettiler. Satılmadık fabrika, inşaata açılmadık tarım alanı, boruya hapsedilmedik dere bırakmadılar” demeyecek mi?

Neyse ki iktidar ve ortağı bu sorular sorulmasın, bu konular konuşulmasın diye, medyayı bitirdikleri yetmemiş gibi, bir de sosyal medya sansür yasası geçirdi Meclis’ten. Apar topar, sabaha karşı. Bayram hediyesi. Niye? Konuştuğumuz konular keyfimizi kaçırmasın diye, hep bizi düşündüklerinden!

Şakası bir yana; bugün et politik, süt politik; şampiyonluk politik, küme düşme politik; okul seçimi politik; işsizlik politik, siftahsızlık politik. Sosyal medyada konuşmayalım da; bayramda hazır yüz yüze gelmişken de bu konuları konuşmayalım mı? Tersine, siyaset konuşmanın zamanıdır. Daha güzel bayramlar görelim diye.


Yazarın Son Yazıları

Konuşmayalım mı? 1 Ağustos 2020
Bitmeyen mağduriyet 25 Temmuz 2020
CHP kurultayı 22 Temmuz 2020
Ayasofya ve yeni durum 15 Temmuz 2020
Yeni sistemle iki sene 11 Temmuz 2020
Suya bile yazarız 4 Temmuz 2020
Dava insanları 24 Haziran 2020