Erdal Sağlam

Daha sert ekonomik dalgalar yiyebiliriz

08 Ağustos 2020 Cumartesi

Ekonomi yönetimi piyasalardan gelen işaretleri göremediği ya da küçümsediği için darbeyi ancak dalga vurunca anladı. Gelen dalgaların bununla bitmeyeceğini, gerçek önlemler almadığı takdirde çok daha sert darbeler geleceğini gördü mü, henüz onu bilmiyoruz.

Daha geçen hafta başında, dalganın geldiğini, önlem alınmazsa eylül ayında vurma beklentisinin yükseldiğini, ancak daha önce de vurabileceğini belirtmiştik. Eylül beklentisi öne çekilince dalga daha önce geldi.

Peki, ekonomi yönetimi gerçekten gelen tehlikenin tam olarak farkına vardı mı?

Alınan ilk önlemler, henüz tam farkında olduğunu göstermiyor. Hâlâ üst perdeden tehdit savuran politikacılar olduğunu görüyoruz ama üst yönetim ne kadar farkında, onu önümüzdeki günlerde alınacak tedbirlerle göreceğiz.

Alınan ilk önlemler neler derseniz; Merkez Bankası’nın piyasadaki parayı sıkılaştıracağını anlıyoruz. Bunun için piyasaya daha az para verecek, verdiği paranın maliyetini yükseltecek. Ancak gelişmiş ekonomilerde merkez bankaları politika faiziyle bu işi yaparken, bizim yönetimimiz yine arka yollara sapmaktan vazgeçmiyor. Politika faizini artırmadan, piyasayı fonlama faizini artırmaya başladı, şimdilik birkaç puanlık artış var.

Kurlarda ise son birkaç günde yüzde 4-5’leri bulan artışlar oldu, yani TL o oranda değersizleşti. Şimdi kurlarda gelen bu seviyenin korunup korunmayacağı, ekonomi yönetiminin burada ne tavır alacağı önemli. Yani döviz rezervlerini hovardaca harcayıp hiçbir amacına ulaşamayan Merkez Bankası, yine kamu bankalarıyla birlikte kuru tutmak için satış yapacak mı göreceğiz. Yapmayıp TL faizleri ile kurları regüle etmeye mi çalışacak, onu da göreceğiz.

Dün itibarıyla kur artışları durdu gözüküyor ama buralarda yeni bir denge bulup sonra yeniden hareketlenmeye başlar mı, işte o kararlara bağlı olacak.

Merkez Bankası Başkanı, önceki gece alelacele topladığı banka genel müdürlerine kurları dikte etmediklerini söylemiş ama kimsenin inandığını sanmıyorum. Çünkü bunu söyleyen kişi, şimdiye kadar tersini yapan kişi.

Bu arada piyasa koşullarına aykırı biçimde, yabancı sermayenin fon akışlarına kısıtlar getiren aynı ekonomi yönetimi, şimdi parasını getirip içeride TL varlıklarda tutmaya devam edecek fon akımlarına izin vereceğini söylemiş. Her şeyden önce kaybettiği güveni yabancı fonlar nezdinde yeniden kazanmasının güç olduğunu söyleyelim. Yanı sıra, bu tür koşullarla fon akışı sağlanamayacağını da söylemek gerekir. Bu yolla küresel likidite bolluğundan Türkiye’nin yeniden pay kapmaya çalışması biraz hayal gibi gözüküyor. Bence sonunda dengeleri kurmayı becerirlerse, açık sisteme geri dönmeleri gerekecek.

Ekonomi yönetilmiyor, savruluyor

Son günlerde yaşadığımız dalga bize bir kez daha ekonominin yönetilmediğini, dalgalar ve rüzgârların önünde savrulduğunu gösteriyor. Yani dalgayı görüp ne dalgayı önlemek için bir şey yapıldı, ne de dalganın yaratacağı etkilere karşı önlem alınabildi. Dalga göz göre göre geldi vurdu, sonra bunun hasarlarını onarma çalışmaları başladı.

2018 yılından beri uygulanan, pandemi nedeniyle dozu artırılan aşırı büyüme hırsı, bunun için ekonominin dengeleri zorlama eğilimi bile bile devam etti. Herkes söyledi: Türkiye gibi tasarrufu kıt, yabancı sermaye akımına ihtiyacı olan bir ülkede faizleri enflasyonun çok altında tutmaya devam ederseniz, üstüne üstlük kurları da tutma hırsına kapılırsanız, bu iş patlar.

Peki, gelen dalga patlamanın sona erdiğini mi gösteriyor derseniz; hayır…

Biriken gerilimin bir an önce uygun yöntemlerle boşaltılmaması halinde, arkasından çok daha büyük darbe gelme tehlikesi hâlâ var. Bu kaçınılmaz.

Peki, ne demek istiyorum.. Ekonomiye fren ihtiyacı uzun zamandır gözüküyordu, biraz savrulunca frene bastınız ama frenin dozunu nasıl ayarlayacaksınız? Yavaşlayana kadar istikrarlı ama yumuşak biçimde frene dokunmaya devam mı edeceksiniz, yoksa bir basıp sonra ayağınızı çekecek misiniz ya da gaza yeniden mi yükleneceksiniz, bunu görmek gerekiyor.

TL faizlerde dolaylı biçimde birkaç puanlık artış yapmanız, kamu bankalarının ucuz kredilerini biraz pahalandırıp hızını biraz kesmenizle birlikte bu işin hallolacağını düşünüyorsanız, bunun yeterli olmayacağını anlamak için yeni büyük dalgalar yemeniz gerekiyor demektir.

Bence, hem fonlama faizi hem mevduat faiz oranlarının enflasyon oranlarının üzerine mutlaka ve acil olarak çıkması gerekiyor. Bu yeter mi derseniz, bir süre için yetebilir ama daha sonrası için yetmeyecektir. Çünkü kur dalgaları yedikçe enflasyon oranları daha da yükselecek, herkes görüyor. Bunun için yapılması gereken belki de şok faiz uygulamasına geçip, Merkez Bankası’nın gerekirse olağanüstü toplantı yapıp sert bir faiz artırımına gitmesi, bankaların mevduat ve kredi faiz oranlarına acil olarak buna uyumlandırması gerekecektir.

Ancak şunu da söylemek gerekiyor ki bunlarla yetinilmesi halinde şahsen kalıcı bir yeni denge kurulabileceğini de düşünmüyorum. Gerek yabancı sermayeye gerek içerideki bankalara sopa gösteren tavrın sona erdirilmesi gerekiyor. Uyarılara rağmen o kadar büyük hatalar yapıldı, o kadar uzun süre hatada ısrar edildi ki, piyasaların ekonomi yönetimine yeniden güven sağlamasının çok zor olacağını herkesin görmesi gerekir.

Sürekli tekrarladığım gibi, piyasalara güven verecek yeni rasyonel tedbirler açıklanmasının yanında, niyetinizin samimi olduğunu göstermek adına da olsa, kamu harcamalarını kısacağınızı somut kararlarla göstermeniz gerek. İşte bunun için Kanal İstanbul gibi, hem siyasi hem ekonomik israf açısından sembol olmuş bir projeyi, en azından birkaç yıl ötelediğinizi çıkıp açıklamanız gerekiyor.

Ekonomi yönetimi üst üste çok kötü sınavlar verdi. Güven vermek zor bir süreçtir ama güvensizlik oluştuğunda, yeniden güven kazanmak çok zordur.

Vatandaş, “seçtiği yöneticilerin yaptığı hataların faturasını kendisinin ödediğini” anlamadıkça, bu darbeleri yaşamaya devam ediyoruz.


Yazarın Son Yazıları