Erdal Sağlam

Kamu bankalarına zarar görevi: Yüzde 9’dan para al 6.5’e sat

02 Haziran 2020 Salı

Kamu bankalarının konut ile yerli otomobil, beyaz eşya, mobilya ve turizme vereceği sübvansiyonlu kredilerin faiz oranları ve geri ödemesiz dönemleri dün açıklandı. Bu oranlara bakıldığında hükümetin kamu bankalarına “zarar görevi” verdiği açıkça gözüküyor.

Peki, kamu bankalarının edeceği zararlar nereden karşılanacak? Daha önce de yaşadık, kamu bankalarının zararı halkın cebinden karşılanacak. 2000 yılı öncesinde kamu bankalarının, yine bu tür politik kararlarla biriken zararları Hazine tahvilleriyle karşılanmıştı. Tahvilin, devletin borçlanma senedi olduğu, bütçeden yani halkın cebinden karşılandığı unutulmasın.

Bu yöntemin sadece borçlanmayı artırmakla kalmayıp tüm bankacılık sisteminin sağlığını tehlikeye atabileceği göz ardı edilmemeli. 2000’de yüklü borçlanma döneminde kamu bankalarıyla aynı havuzda bulunan özel bankalar da etkilenmiş, artan riskler nedeniyle sistemin tümü tehlikeye girmiş, birçok banka kapatılmak zorunda kalmıştı. 

Bankacılık kesiminin tümü dün açıklanan kredi faiz oranları nedeniyle kaos yaşıyor. Konuştuğumuz özel banka yetkilileri ve şube yöneticileri, mevcut faiz oranlarıyla bu işin dönmeyeceğini söylediler. Yeni getirilen aktif rasyosunda yapılan değişikliklere uyum sağlamaya çalışırken, üzerine yeni faiz oranlarıyla karşılaşan banka yönetimleri tüm gün toplantılar yaptılar.

Özel bankalar hükümetin düzenlemeleri sonucu, sadece günü kurtaracak faiz oranlarına gelmişlerdi. Topladıkları para, yani mevduattaki faiz oranlarıyla kullandırdıkları para, yani kredilere uyguladıkları faiz oranları başa baş noktaya geldi. Topladıkları mevduata, yüksek miktarda olursa, en fazla yüzde 8-8.5 faiz ödeyen özel bankaların kullandırdıkları kredilerin faiz oranı yarım puan üzerinde denebilir. 

Ziraat Bankası, Halkbank ve VakıfBank’tan yapılan ortak açıklamaya göre, konut kredilerinde 1 yılı geri ödemesiz, 15 yıl vade ile aylık 0.64 faiz oranıyla kredi kullandırılacak. Yeni yerli otomobillere yüzde 0.49’dan başlayan faiz oranlarıyla, ikinci otomobiller için yüzde 0.82 faiz oranıyla kredi kullandırılacak. Mobilya, elektronik, beyaz eşya, ev boya-seramik-kapı ve pencere sistemleri, ev tekstil, çeyiz ve bisiklet sektörlerini desteklemek amacıyla yerli üretici firmalarla anlaşmalar yapılarak 30 bin TL’ye kadar 6 ay ödemesiz 5 yıl vade, yüzde 0.55 faiz oranıyla finansman sunulacak.

Parası olan kazanacak, fatura tüm halka

Buna karşılık kamu bankaları bir süredir özel banka mevduat faiz oranlarının üzerinde faiz uyguluyorlar. Dün şubelerle yaptığım görüşmelerde yüksek miktardaki mevduatlar için yüzde 9, hatta yüzde 9.5 oranında faiz uyguladıklarını gördüm. 

Buradaki hesap basit: Kamu bankaları yüzde 9 ile mevduat topladılar diyelim, uyguladıkları yeni faiz oranlarıyla kıyaslandığında açıkça zarar edecekler. Aylık yüzde 0.55 faiz oranıyla alınan kredinin yıllık oranı yüzde 6.60, yüzde 0.64 aylık faiz oranının yıllık maliyeti yüzde 7.68 tutuyor. Yani kamu bankaları yüzde 9’dan aldıkları parayı yüzde 6.5’ten satıp 2.5 puan zararı baştan yazacaklar. Ne kadar kaynağı paçal etseler de verdikleri kredilerden ortalama 2 puan zarar edecekler. Bu arada zorunlu karşılıkları, işletme masraflarını eklediğinizde zararın boyutları daha da büyüyecek. 

Bir başka açıdan bakıldığında parası olan vatandaşlar için bir artı gelir kapısı açılmış oluyor. Siz, yüklü miktarda tasarrufunuz, örneğin 500 bin TL’niz varsa bunu yüzde 9’dan kamu bankasına yatırıp yıllık maliyeti yüzde 7’den yeni bir konut alabilirsiniz. Üstüne üstlük 15 yıl vadeyle alıyorsunuz ve konut kredilerinde artan maliyet sonradan krediye yansıtılamıyor. Zaten dar bütçeyle geçinen, bir başka deyişle geçinemeyen vatandaş ise günlük giderlerini bile karşılayamadığı için bankaya gidip krediden yararlanamayacak. Ama sonunda çıkacak faturayı tüm halk ödeyecek.

Uygulamanın bir başka yönü de yerli üretime özgü olması. Yabancı markalar bankalarla anlaşıp kampanya yapabilirler, ama bilerek zarar etmeyi göze alamaz, bu oranlara inemezler. Hem yabancı bankalar büyük sermayelerine karşılık önemli pazar kaybına uğrayacaklar, hem Türkiye’de bulunan yabancı firmalar haksız rekabetle karşı karşıya kalacaklar. Yakında uluslararası rekabet soruşturmaları gelirse kimse şaşırmamalı. Bu durum sürerse bankalar ve yabancı şirketlerin ülkeden çıkış yolları arama çabalarını artırmaları doğal karşılanmalı.

Yabancı yatırım gelmiyor, bari sıcak parayla büyüyelim derken, ekonomi yönetimi sermaye hareketlerini kısıtlayarak bu yolu kapıyor. Tercih ettiğimiz, istihdam yaratacak doğrudan yabancı sermaye ise bu tedbirlerle hayal olur, mevcutları da kaybederiz.


Yazarın Son Yazıları