AKP, ‘sürdürülebilir üstünlükler kuramı’nın tutsağı mı?

19 Ekim 2021 Salı

Uzun zamandır, hatta AKP iktidarından önce de “sürdürülebilir üstünlükler kuramını” işlemeye, yazmaya başlamıştım. Kitaplarımda ve yayımlanmış makalelerimde hepsi yerli yerinde duruyor. İktidarların ele geçirdikleri üstünlükler, kendi “dışsallıklarını-externalities” yaratmaya başlar: siyasal gücü şu ya da bu biçimde “ele geçirdiğiniz” zaman mali kaynakları, bürokratik kurumları, adli sistemi, medyayı ve diğer olanakları kullanarak “iktidarını inatla sürdürme yollarını ararlar”. Tarih boyunca “askeri, dinci ve sermayeci üç temel öğe”, antidemokratik bir biçimde bu “yöntemleri” kullanagelmişlerdir.

Kullanırken de bu faktörler arasında “koalisyon oluşturmak”, karma bir rejim üretmek tercih edilegeldi. Hele “din-sermaye ve silah” gibi üç faktörü de birlikte kullandığınız zaman iş daha da derinleşir. Siyasal tekelciliği ve “mutlak otoriteyi” birleştirmiş olursunuz. 

AKP iktidarı “elde ettiği iktidar gücünü” kullanarak pozisyonunu sürdürmek çabasında. Son TÜGVA olayı çıtanın “kamu kurumlarının karşı karşıya getirilmesine kadar yükseltilmesinin” tipik bir kanıtıdır. Devlet kurumlarını karşı karşıya getiren bir zihniyet (ve uygulama) ülkenin ulusal yararını, çıkarını nasıl savunabilir?

En başta, sürdürülebilir üstünlükler kuramında belirttiğim gibi, gücü ele geçirenin üstünlüğünü (ve iktidarını) sürdürebilmek için hukuk dışı, demokrasi dışı her yöntemi uygulamaya başlaması “herkesin kaybedeceği bir felaketin habercisi niteliğindedir”.

Çamurlu bir pistte yapılan bir at yarışında, öne çıkan binicinin arkada kalanlara sürekli çamur fırlatması gibi: şu ya da bu biçimde öne geçen, fırlattığı çamurla diğerlerinin yolunu kesmiş olur. “Sürdürülebilir üstünlükler kuramının” temelinde otoriterlik, tekelcilik, baskı ve şiddet vardır. Demokrasi düşmanı olan herkes bu cephenin ayrılmaz parçalarıdır: dinciler, uluslararası tekelci sermaye çevreleri, mafya ve her türlü terör odakları.

KUTUPLAŞMA TÜRKİYE’Yİ PARÇALAR

En başta iktidar olmak üzere herkesin bu gidişin ülkeyi felakete götürmekte olduğunu artık görmesi gerekir. Oysa bu ülke, “yaşananların benzerini” yüz yıl önce de yaşamış: işgalleri görmüş, düşmanın süngüsünü bağrında hissetmiş ve Atatürk’ün önderlik ettiği Kurtuluş Savaşı ile emperyalizme, işbirlikçi dincilere bu coğrafyada dersini vermiş tek millettir.

Mevcut kutuplaşma sürerse ülkeyi tekrar tekrar o felaket günlerine doğru götürmek isteyenler, zaten fırsat kolluyorlar:

- ABD, Dedeağaç’ta ve kimi Ege adalarında askeri yığınağa başladı.

- Kuzey Irak’ı ve Suriye’deki YPG oluşumunu zaten fiili olarak tamamlamak üzereler. Ankara’yı Esad’la kavgaya tutuşturarak önlerinin açılmasını sağladılar.

- Ve karşılarında ekonomik kriz yaşayan ve dış borç (ve açık) sarmalında sallanan bir Türkiye var.

- İdlib’de cihatçıların arkasında durarak zaten Putin ile de karşı karşıya gelmişsiniz.

Ve bütün bunlara ek olarak bir de içerde, ülkede kutuplaşmayı teşvik ederek: devlet kurumlarını karşı karşıya getirerek içeriyi çökertirseniz, Türkiye’yi hiçbir şekilde geri dönemeyeceği bir krizin içine kilitlemiş olursunuz.

Bütünleşme konusunda bir taraftan muhalefete büyük iş düşerken öte yandan da iktidarın, bu çılgın gidişin önünü kesecek şekilde “yeniden düşünmesi” gerekiyor.

Hele, “kutuplaşma stratejisi üzerine oturtulmuş bir seçim zihniyeti” felaketin önüne kırmızı halı sermekten başka bir iş görmez.

İktidarın, devlet (ve kamu) kurumlarını karşı karşıya getiren son uygulamaları, “kutuplaştırmanın inanılmaz boyutlara çıkarıldığının açık bir göstergesidir”. Bu kavga sürerse bunun tek kazananı Türkiye’yi bölüp parçalamak isteyen odaklar olacaktır.

Tek çıkış yolumuz, “muhalefetin birleşmesi ve iktidarın da zihniyet değişimine uğramasıdır”. Bir tek Türkiye olduğunu ve olması gerektiğini artık iktidarın da muhalefetin de görmesi gerekir.

Şu anda son virajda, hızla savrulmakta olan 85 milyonluk bir Türkiye ile yüz yüzeyiz…

AKP üst yönetimi, “tahminleri boşa çıkararak” bu değişimi sağlayacak siyasal iradeyi gösterebilecek mi, gösterebilir mi…


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Ne bekliyordunuz ki? 23 Kasım 2021