Sinan operası ve yeni AKM coşkusu

03 Kasım 2021 Çarşamba

Geçen hafta yeni AKM’nin açılışı yalnız müzikseverleri değil, bütün İstanbul’u ilgilendirdi. Yolunu unuttuğumuz Taksim’deki sanat merkezimiz yeniden canlanıyordu. Yine Tabanlıoğlu Mimarlık Şirketi’nin bir eseri olarak karşımıza çıkıyordu. Büyük sahnesi, küçük sahnesi, geniş dekorları, kocaman orkestra çukuru, hele binaya girdiğinizde sizi karşılayan ve şaşırtan o mercan rengi kürenin içindeki konser salonu çok heyecan vericiydi. 

“Sinan” operası değerli bestecimiz Hasan Uçarsu’ya ısmarlanmıştı. Bertan Rona, Halit Refiğ’in Koca Sinan senaryosundan yola çıkarak librettoyu yazmış, İtalyan sanatçı V.G. Travaglini sahneye koymuş, iç içe boyutlar kazanan dekoru Zeki Sarayoğlu hazırlamıştı. Osmanlı’nın muhteşem dönemindeki zengin zevkini sergileyen kıyafetlerin tasarımı Serdar Başbuğ’a aitti. Işık tasarımcısı G. Pirandello ise yaratıcı dokunuşlarla sahne ve perdelere derinlik kazandırmıştı. Hele en sonunda Yahya Kemal’in Süleymaniye’de Sabah şiiri okunurken yavaş yavaş güneşin doğuşu  çok etkileyiciydi. 

“Sinan” operasının librettosunu; Halit Refiğ’in “Koca Sinan” adlı eserinden yola çıkarak Bertan Rona kaleme aldı. Eserin müziği ise Hasan Uçarsu’ya ait.

İstanbul Devlet Opera Orkestrası’nı yöneten Gürer Aykal orkestra çukuru kadar sahne üstüne de hâkimdi. Prodüksiyonun en başarılı unsuru orkestraydı. Aykal, aksak tartıları ve Türk müziğine özgü bütün karakteristikleri büyük bir özenle işliyordu. Bence Gürer Aykal’ın ve Hasan Uçarsu’nun hocası olan Adnan Saygun’un ruhu da oradaydı. Uçarsu’nun kısa süre içinde nasıl bir özveriyle bu yapıtı ortaya çıkardığını biliyoruz. Konu nasıl iç içe akıyorsa şarkılar, konuşmalar ve müzik de öyle akıyordu. Volkan Akkoç’un titizlikle çalıştırdığı koro üyeleri ve Yeniçeriler Korosu bile oyunun içindeydi. 

Belki şimdi, “Hiç beğenmediğin bir yön yok muydu” diyeceksiniz. Tabii ki vardı. Ne de olsa bizim izlediğimiz henüz ikinci temsildi, giderek pek çok şey yerine oturacaktır. Üstelik bir gece öncekinden tamamen farklı bir sanatçı kadrosu vardı ve onların da ilk temsiliydi: Ali Murat Erengül (Sinan) tevazu içindeki rolüyle, Suat Arıkan (Sultan Süleyman) padişah azametiyle, Nesrin Gönüldağ, Hürrem Sultan’ın çekiciliği ve zarafetiyle, Hale Soner Kekeç (Mihrimah Sultan) güzel sesi ve sahneye hâkimiyetiyle, N. Işık Belen (Rüstem Paşa), Umut Tingür (Ebu Suud Efendi) ve Berk Dalkılıç (Ayas Paşa) her birisi rolüne sahip çıkmış sanatçılar olarak yapıta renk kattılar. Neredeyse iki saat süren arasız temsilde doğal ki yer yer müziksiz konuşmalar, aryalar ve tanrıya niyaz etme sahneleri uzundu. Oysa opera yazıldığı gibi iki perde olarak oynanırsa bundan sonra izleyiciler ve yorumcular için daha alımlı bir hale dönüşecektir.

JORDI SAVALL VE HESPERION XXI 

Cemal Reşit Rey Salonu bu yılki zengin programlarıyla Avrupa sahnelerini aratmıyor. Geçen hafta dinlediğimiz Jordi Savall, araştırmacı bir müzisyen. Yarım asırdan fazla çağların derinliğini ve coğrafyaların genişliğini birleştiriyor. Her yörenin çalgılarını ve yerel yorum tavrını incelemiş. Özgün yorumcularıyla birlikte onların müziğini dinletiyor. Yitirdiği eşi, harika soprano Montserrat Figueras ile başlattıkları Hesperion grupları çağların ve yörelerin derinliğindeki değişik tavırları tanıtıyordu. Savall sonra özgün İspanyol müziğindeki Doğu etkilerini araştırdı. Nice sazın ve müzik yapısının Fars müziğinden Arap müziğine ve İslam kültürüyle 13. yüzyılda İspanya’ya girdiğini izledi. Örneğin kemençenin atası olan ‘Rebab’ın yolculuğu gibi. Geçen akşam CRR Salonu’nda “HESPERION XXI- İbn Battuta Zaman Yolcusu” başlıklı dinletisinde İbn Battuta’nın rastladığı otantik çalgıları o yörelerin özgün giysileri içindeki sanatçılardan dinledik. Başka bir âleme seyahat etmek gibiydi.

ÖZGÜR AYDIN VE NACİ ÖZGÜÇ

Yine CRR Salonu’nda geçen hafta dört dörtlük bir konser vardı: Şef Naci Özgüç yönetiminde piyanist Özgür Aydın’ı dinledik. Nevit Kodallı’nın Telli Turna’sı ve Cemal Reşit Rey’in adeta bir ressam eliyle çizilmiş enstantaneleri ile başladı konser. Biraz da açıklama olsaydı ne iyi olurdu. Örneğin Kodallı’nın “Telli Turna” adlı küçük orkestra süitinde bir kuşun Anadolu’nun çeşitli bölgelerinin üstünde uçtuğu ve o yörelerin danslarını duyurduğunu hayal edebilirdik. Cemal Reşit Rey’in Enstantaneler’inde ise İstanbul’dan fotoğraf kareleri vardır. Çağdaş Türk müziğinde ilk kez müzikle resim çizerek bir senfonik poem ortaya çıkarmıştır: Balıkçılar ağ çeker, boş cami avlusunda kör bir dilenci kadının değneği yankılanır, güvercinler uçuşur, Bayram bölümünde piyano şerbetçinin şen tınısını duyurur.

Piyanist Özgür Aydın, çalışma disiplini ve ustalığıyla bugün en tutarlı piyanistlerimizden birisi. 1997’de ARD Münih Piyano Yarışması’nı kazanmıştı. Yıllardır Berlin’de yaşıyor ve kendi konserlerinin yanı sıra Midori gibi ünlü sanatçılarla oda müziği yapıyor. Beethoven’in 3. Piyano Konçertosu’nu büyük bir virtüoz olarak seslendirdi. Şef Naci Özgüç yönetimindeki Filarmonia İstanbul Topluluğu’nun eşliği de çok başarılıydı. İliklerimize kadar keyif aldığımız bir dinletiydi.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Aida operası AKM’de 10 Kasım 2021
Yeniden AKM coşkusu 27 Ekim 2021