İsrail-ABD-İran hattında savaş büyürken, Yemen’den Gazze’ye, Lübnan’dan Körfez’e kadar Ortadoğu yeniden ateşin diliyle konuşuyor. Tam da böyle bir zamanda Ankara’da bir sanat fuarının koridorlarında dolaşmak, yalnızca resme değil, Cumhuriyet’in neden kurulduğuna da yeniden bakmayı gerektiriyor.
Pazartesi sabahına ArtAnkara’nın ardından giriyoruz. Dün akşam kapılarını kapatan fuar, 25–29 Mart tarihleri arasında ATO Congresium’da gerçekleşti. Ama geriye yalnızca tablolar, heykeller, galeriler kalmadı. Daha derin bir şey kaldı: Bu ülkenin nasıl bir hayatı savunduğunu hatırlatan bir duygu. Çünkü bir memlekette sanat konuşulabiliyorsa, insanlar bir tablonun önünde durup düşünebiliyorsa, gençler kendi seslerini arayabiliyorsa, orada hâlâ ortak hayatın nabzı atıyor demektir.
Bugün çevremize baktığımızda bunun kıymeti daha da iyi anlaşılıyor. Reuters’ın aktardığı son tabloya göre İsrail-ABD-İran hattındaki savaş genişlemiş durumda; Yemen’deki Husiler de 28 Mart’ta bu çatışmaya ilk kez doğrudan dahil olduklarını açıkladı. Gazze’de saldırılar sürüyor, Lübnan hattındaki kırılganlık devam ediyor. Ortadoğu bir kez daha ölüm, misilleme ve belirsizlikle anılıyor.
Tam da burada ArtAnkara’ya başka türlü bakmak gerekiyor. Çünkü sanat, böyle zamanlarda bir süs değildir. Bir ülkenin nasıl yaşamak istediğine dair açık bir cevaptır. Dışarıda füze konuşulurken içeride resim konuşmak dünyaya sırt çevirmek değildir; insanlığın hangi tarafta durduğunu göstermektir. Yıkımın karşısında yapıyı, nefretin karşısında sözü, barbarlığın karşısında biçimi savunmaktır.
Cumhuriyet bu topraklarda yalnızca bir rejim kurmak için ilan edilmedi. Bir hayat fikri kurmak için ilan edildi. Hanedan gölgesinin yerine yurttaşlığı, kulluğun yerine eşitliği, buyruğun yerine aklı, korkunun yerine hukuku koymak için. Anayasa’nın 2. maddesi Türkiye Cumhuriyeti’ni demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlar. Dışişleri Bakanlığı da Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesini dış politikamızın temel yol gösterici çizgisi olarak anlatır. Bu, yalnızca diplomatik bir söz değildir; Cumhuriyet’in dünyaya ve insana bakışıdır.
O yüzden Ortadoğu’yu kendilerine yoldaş etmek isteyenlere, bu ülkenin yönünü bitmeyen savaşlara, mezhep hesaplarına, öfke ve intikam diline çevirmek isteyenlere dönüp açıkça şunu söylemek gerekir: Türkiye Cumhuriyeti böyle kurulmadı. Bu devlet savaşın içinden çıktı ama savaşı kader saymak için değil, barışı kurmak için çıktı. Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi tam da burada belirir. Mesele yalnızca sınırı korumak değildir; içeride insanın başını kaldırabileceği, sanatın konuşulabildiği, çocukların resme yaklaşabildiği, gençlerin gelecek kurabildiği bir hayatı mümkün kılmaktır.
ArtAnkara’nın koridorlarında dolaşırken bende kalan duygu buydu. Galeriler, kalabalık, yeni arayışlar, genç sanatçılar, ağır ağır bir işin önünde duran insanlar… Bunların hepsi küçük ayrıntılar gibi görünebilir. Değildir. Bunlar ortak hayatın işaretleridir. Savaşın ilk yaptığı şey de zaten budur: İnsanların yan yana durma duygusunu parçalamak. Sanat ise o parçalanan zemini yeniden kurmaya çalışır.
Dün akşam fuar kapandı. Işıklar söndü. Kalabalık dağıldı. Ama geriye yine aynı soru kaldı: Nasıl bir ülkede yaşamak istiyoruz? Ortadoğu’nun bitmeyen karanlığını kendine kader bellemiş bir ülkede mi, yoksa Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in akla, hukuka, sanata ve barışa açtığı yolda mı?
Benim cevabım açık. Türkiye’nin yüzü savaşa değil hayata dönüktür. Bu yüzden bir sanat fuarı bazen yalnızca sanat değildir. Bazen bir memleketin hangi tarafta durduğunu en açık biçimde gösterir.