Hikmet Altınkaynak

Korona yalnızlığı!

14 Mayıs 2020 Perşembe

Yüzyıllar öncesi halk ozanı Karacaoğlan, “Üç derdim var birbirinden seçilmez

Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir de ölüm” demişti. Sanki edebiyatın binlerce yıldır ele aldığı ana temalarını özetlemişti. Bugün koronavirüs salgını yüzünden yaşadığımız yalıtılmış (izole) yalnızlık, hepsini kapsıyor!

İnsan, dünyaya yalnız gelir ve yalnız gider! Dolayısıyla aslında insan yalnızdır, denir. Ama insan yalnız yaşayamaz! Boşuna mı Oktay Akbal, Yalnızlık Bana Yasak ve İnsan Bir Ormandır diye kitaplar yazdı?

Ferhat ile Şirin, Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Tahir ile Zühre birbirlerine kavuşmak adına, niçin dağları delmeye, yanıp tutuşmaya kalktılar?

Çağlar boyu yalnızlıklarını paylaşmak isteyen bu sevdalılar boşuna masal ve destan kahramanı olmadılar. Olağanüstü sevda ve dirençleriyle sevda simgesi oldular, yalnız yaşanmayacağını kanıtladılar.

Her ne kadar değerli şairimiz Özdemir Asaf da çıkıp “Yalnızlık paylaşılmaz / Paylaşılsa yalnızlık olmaz” dese de sevdalılar birbirlerinin yalnızlıklarına ortak oldular, birbirlerine yaşam enerjisi ve özgürlük kattılar. Bir başka şairimiz Tevfik Fikret de “Hak bellediğin bir yola yalnız gideceksin” demedi mi? Nâzım Hikmet, toplumun özgürlüğü için 13 yıl cezaevi yalnızlığını yaşamadı mı?

‘Yüzyıllık Yalnızlık’

Yaşamını yitirdiğinde (2014) Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos’un üç günlük ulusal yas ilan ettiği, bayrakları yarıya indirttiği evrensel yazar Gabriel Garcia Marquez, Nobel ödüllü kitabı Yüzyıllık Yalnızlık (çev. Seçkin Selvi, Can Yayınları, 79. Baskı, Mayıs 2020) adlı romanında, Buendia ailesinin kurduğu Macondo kasabasının büyülü dünyasında içsel yalnızlıklarını anlatır. Romanın başkahramanları José ile Ursula amca çocuklarıdır. Gençliğin getirdiği heyecanla, birbirlerini deli gibi severler. Ancak kendilerinden önce akraba evliliği yapanların bir çocuğu, kuyruklu doğar! Soylarının lanetlendiği düşünülür. Bu nedenle aileler evlenmelerine izin vermez. Onlar da şehri terk ederler, evlenirler ve kendilerinin rahat edeceği Macondo’yu kurarlar. Bir süre korkarlar, evlilikleri kâğıt üzerinde kalır. Yanlış algılanınca normalleşir. Çocukları olur. Macondo’ya yalnızca Çingene obaları gelir gider. İcatlarını tanıtırlar. Ama bir gün sulh yargıcı Don Apolinar Moscote diye biri gelir. Evlerin maviye boyanmasını ister. Oysa José Areadio Buendia her yerin bir güvercin gibi bembeyaz olmasını istemektedir... Çatışmalar başlar...

Marquez romanını on beş on altı yıl düşünüp iki yılda yazdığını, bu süre içinde çok az sokağa çıktığını açıkladı. Sanki bu yalnızlık ona özgürlük sağladı!

Aslında kimi felsefeciler de yalnızlığı özgürlükle özdeşleştirir. Örneğin Arthur Schopenhauer,Yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmez. Kişi ancak yalnız olduğunda özgürdür” der. Acaba öyle mi?

Yüzyıllık özgürlük

Geçen ay 23 Nisan’da TBMM’nin 100. yaşını kutladık. Şimdi, dört gün sonra 19 Mayıs’ta, 19 Mayıs 1919’un 101’inci yılını kutlayacağız.

Her iki bayram da Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere armağanı.

19 Mayıs’la gelen 101 yıllık özgürlük, hiçbir özgürlüğe değişilmez. Bu özgürlük kişiye, topluma, basına özgürlük getirmiştir. Bu özgürlük, padişahlık yönetiminin yıkılması, ulusal egemenliğin tek kişiden millete geçmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ve demokrasiyle taçlanması demektir. Bunun öyküsünü Atatürk, başyapıtı Nutuk’ta anlatır. Bu nedenle de korona yalnızlıklarından geçerken hem bireysel, hem toplumsal hem de basın özgürlüğümüzü korumalıyız.

Korona yalnızlığı yaşasak da 23 Nisan’da olduğu gibi, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı da coşkuyla kutlamalıyız. 19 Mayıs’ta gençlerin sokağa çıkma kısıtlamasını kaldırmalıyız. Gerekli önlemleri alıp bayramlarını coşkuyla kutlamalarını sağlamalıyız.

Yalnızlığımızı, özgürlüğümüzü, bayramımızı yürekten kutluyorum!



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Okullar tatildeyken... 26 Ocak 2023

Günün Köşe Yazıları