Hikmet Altınkaynak

Lozan’dan Ayasofya’ya...

30 Temmuz 2020 Perşembe

Hiçbir şey kolay olmadı, ama sonucu çok güzel oldu! Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğini yaptığı Kurtuluş Savaşımız zaferle sonuçlandı. Türkiye’yi parçalamayı amaçlayan Sevr Antlaşması yırtıldı. Yine Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında TBMM açıldı. İsmet İnönü’nün 40 delegemizden oluşan kurulun başdelegesi ve Dışişleri Bakanı olarak katıldığı Lozan Barış Antlaşması, 24 Temmuz 1923’te imzalandı. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi. Aynı gün TBMM, Gazi Mustafa Kemal’i oybirliğiyle Cumhurbaşkanı seçti. Lozan’ın hangi koşullarda nasıl imzalandığını ayrıntılı, belgelerle güzel bir öykü biçiminde anlattığı Alev Coşkun’un 1922 - 1923 Diplomat İnönü / Lozan adlı kitabını (Kırmızıkedi Yayınları, 2019) okumanızı öneririm.

Dünya tarihinde de büyük iz bırakan bu savaşlar, antlaşmalar üç buçuk yıl gibi çok kısa bir zaman diliminde yapıldı. Bunlar yapılmamış olsaydı, Ayasofya’da ezan değil, çan sesi duyulacaktı. Çünkü son Osmanlı padişahı ve Damat Ferit hükümeti Sevr Antlaşması’nı, ardından Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalayarak ülkeyi Fransıza, İngilize, İtalyana, Yunana teslim etmişti. İstanbul, İngilizler tarafından işgal edilmişti. Belleğini yitirenlere, bu ülkenin kurucusuna lanet okumaya heveslenenlere ben de anımsatmak isterim.

Ayasofya lanet fetvaları için mi cami oldu?

Geçen hafta 112 yıl önce kaldırılan sansürün günümüzde değişik biçimlerde hortladığını, onca gazeteci hapisteyken, güç odaklarına boyun eğmeyen gazeteciler işsizken, elbette 24 Temmuz’un Gazeteciler Bayramı olarak değil, Sansüre Karşı Mücadele Günü olarak yaşandığını, Lozan Barış Antlaşması’nın da 97. yıldönümünün kutlandığını yazmıştım. Bu yılki 24 Temmuz ise geçen hafta bir başka tarihsel olaya sahne oldu. 1934’te Ayasofya Kilisesi için Bakanlar Kurulu’nun aldığı Ayasofya Müzesi kararı yok sayılarak camiye dönüştürüldü. Aslında 1980’den beri sürekli ezan okunan küçük bölümünde namaz kılınan cami özelliği de görmezden gelinerek devlet tarafından yeniden 24 Temmuz’da ibadete açıldı, protokol namazı kılındı. Tarihe/siyasete not düşüldü! Buna da ilk namaz dendi! Seçmene 24 Temmuz, Ayasofya’da müzeden sonra kılınan ilk namaz tarihidir, algısı dayatıldı. Halk yapay gündemle oyalandı. Bu tarih büyük bir olasılıkla önümüzdeki yıllarda da kutlanacak, alkışlanacaktır. Çünkü 24 Temmuz tarihi, Lozan’ı, Cumhuriyet değerlerini, basında sansürü unutturmak, anmamak için özellikle seçilmiş görünmüyor mu?

Öte yandan yeni adına Büyük Ayasofya Camisi demek varken Osmanlıca hortlatılmış, Ayasofya-i Kebîr Câmi-i Şerîfi denmiştir! Bu anayasaya aykırıdır, çünkü konulan ad Türkçe değildir. Anayasa Madde 3- “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.

23 Nisan da unutturulmak istendi

Ulusal günleri unutturmak, gereken biçimde kutlamamak, bu iktidarın geçmişinde var. Örneğin son yıllarda “Kutlu Doğum Haftası” kutlamaları tam da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamalarına denk getiriliyordu. Yani 23 Nisan’ı unutturmaya, önemsizleştirilmeye çalışıyorlardı. Şimdi ise 24 Temmuz’da Lozan Zaferi, Lozan Barış Antlaşması unutturulup “Büyük Ayasofya Camisi” açılış yıldönümüne, Din İşleri Başkanı tarafından lanet fetvaları okunan güne mi dönüştürülecek? Sormadan edemiyor insan, Ayasofya lanet fetvaları için mi cami oldu? Yoksa sevgiyi, iyiliği, güzelliği yaymak için mi?

Nankörlük dizboyu

Son günlerin gündemini tarihçiler dinciler oluşturuyor. Her iki kurumun liyakatsiz/bilgisiz başkanları da kendilerini aşarak hedeflerine Cumhuriyeti ve kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü aldı. Böylesi nankörlük tarihte görülmüş değil!

Oysa Lozan Barış Antlaşması’nın 97. yıldönümünde sevinmek, gurur duymak varken, Ayasofya’da kılınan bir cuma namazının siyasete kurban edilerek, milletin devletin kutsal değerlerine lanet okunan bir törene dönüştürülmesi, insanları birleştirmesi gerekirken, ayrıştırması, herkesi çok üzdü. Bunu yapanın özür dilemesi ve görevi bırakması, belki halkın yükselen öfkesini biraz teselli edebilir. Yaparsa, buna da güzel bir sonuç denebilir. Ama bu saygısızlık asla unutulmaz.

Bir başka önerim de Mustafa Kemal’i, bu yurdu, yurt ve insan sevgisini anlaması için Mustafa Kemal’in başyapıtı Nutuk’u okumasıdır. Birkaç da Türk edebiyatından roman: Halide Edib’den Ateşten Gömlek, Şevket Süreyya Aydemir’den Tek Adam Mustafa Kemal ile Suyu Arayan Adam, Reşat Nuri Güntekin’den Yeşil Gece, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Sahnenin Dışındakiler, Kemal Tahir’den Esir Şehrin İnsanları, Attilâ İlhan’dan Allah’ın Süngüleri/Reis Paşa, Turgut Özakman’dan Şu Çılgın Türkler...


Yazarın Son Yazıları

Ekim gündemi 1 Ekim 2020
Atatürk dedim önce... 24 Eylül 2020
Ziller çalmasın! 3 Eylül 2020
Beş yıl geçti... 27 Ağustos 2020
Şiirle dünya yolculuğu... 20 Ağustos 2020
Askıda kitap 13 Ağustos 2020
Birinci 100 yazı ve... 6 Ağustos 2020
Yarın 24 Temmuz... 23 Temmuz 2020
Kısa yazmak... 16 Temmuz 2020