Belleklere Kazınacak Kabullenme

14 Mart 2020 Cumartesi

Televizyonlarda tüm Türkiye izledi: Erdoğan, damadı ve yanındaki heyet, 5 Mart’ta Putin ile görüşeceği salona alındı ve konuk olmalarına karşın epeyce bir süre orada bekletildi. Görüşme salonundaki kimi heykeller de, Rusların Türklere karşı tarih boyunca üstün geldiğini anıştıran simgelerle doluydu.

Gazetemizin yurdun ve dünyanın düşünce evrenine açılan penceresi olan “Olaylar ve Gerçekler” sayfasındaki yazısında emekli Büyükelçi Süha Umar da, Moskova’da Putin ile Erdoğan arasında yapılan görüşmede, Rusya ve Suriye’nin, Erdoğan ve heyetine tüm isteklerini onaylattıklarını vurguladı.

Umar’a göre; bu görüşme ile Erdoğan, Suriye yönetiminin gerçek muhatap olduğunu kabul etmiş, Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini korumayı bir kez daha üstlenmişti. Türkiye, Suriye ordusuna karşı ateşi kesmişti, ancak Suriye ve Rusya’nın “terörist unsurlar”a karşı silahlı mücadeleyi sürdüreceklerini de kabul etmişti. Suriye yönetimi, geri aldığı toprakları da terk etmeyecekti.

Kısacası, veriler, Türkiye adına Moskova’ya giden AKP Genel Başkanı ve heyetine boyun eğdirme, her istediğini kabul ettirme, Erdoğan’ın “savaş diyebilirim” dediği şeyde yenildiğini benimsetme yönündeki Rus kurgusunun tümüyle yaşama geçirildiğini gösteriyor.

Türkiye Cumhuriyeti, ciddiyeti ve gelenekleri olan bir devlettir. AKP iktidarı boyunca bu özelliklerinden, duyarlıklarından çok şey yitirdi. “Monşerlik” diye aşağılanmaya çalışılan tarihsel deneyim ve birikime dayalı dışişleri ilkeleri küçümsendi. İstihbarat örgütü ve ordunun kurmay heyeti, tarikata, siyasete ve partiye iliştirildi. Dış politika, geri planı boş bir ego şişkinliği ile maceralara sürüklendi.

Dolayısıyla, 5 Mart Moskova görüşmesi sonrası sorulması gereken sorular şunlardır:

Madem, Suriye’nin toprak bütünlüğünü, egemenliğini ve Esad’ı gerçek muhatap - hem de Rusya’nın dayatmasıyla - kabul edecektiniz, neden bir başka ülkenin içişlerine karışarak bunca şehit ve kayıp verdik, harcama yaptık, komşularımızla kanlı bıçaklı olduk?

İşte bu sorular; ciddiyeti ve gelenekleri olan bir demokratik devletin “amel defteri”ne yazılır, halkının belleğine kazınır.

Gün gelir, hesabı sorulur...


Yazarın Son Yazıları

Maalesef Üniversitesi! 30 Mayıs 2020
Neden Meslek Odaları? 16 Mayıs 2020
Hekimlik Başarısı 2 Mayıs 2020
Egemenliğin Reisi 25 Nisan 2020
Şükür 11 Nisan 2020
Akla Dayalı Devlet 4 Nisan 2020
Kurtuluş Kamuculukta 28 Mart 2020