Çok Sevdiğimiz Çocuklarımız (!)

04 Ekim 2011 Salı
\n

Dün, Dünya Çocuk Günüydü. Şimdi hep birlikte gözümüzü altı kez kırpalım ve duralım, evet dünyamızda bir çocuk öldü, gene altı kez kırpalım, bir çocuk daha öldü, gene altı kez kırpalım bir çocuk daha öldü.

\n

Daha fazlasına devam etmek mümkün değil, değil mi? Ama gerçek bu, dünyamızdaki korkunç eşitsizlik nedeniyle altı kere göz kırptığımızda bir çocuk ölüyor. Bu korkunç gerçeği bilerek yaşıyoruz. Öyle

\n

Şimdi bu korkunç gerçeği yedeğimize alıp şöyle bir yakın çevremizde dolaşalım. Kavruk bedenleriyle havasız işliklerde çalışan, yaz kış birilerine mendil satmak için adeta yalvaran, bildikleri tek protesto etme biçimi resmi olan her şeyi taşlamak yüzünden hapis yatan çocukları da yedeğimize alalım. Daha yakın çevremize gelelim. Çekirdek aile çocuklarına. Onlara şanslı çocuklar diyoruz, çünkü aç değiller, eğitim olanakları var, hatta her şeyleri var; ama mutsuzlar, birazcık onlardan söz edelim. Proje çocuklarından.

\n

Evimin civarında iki okul var ve öğrenci velileri hiç yabancım değil. Ama bu veliler, bizim zamanımızın velilerine benzemiyorlar galiba... Öğretmenler de öyle. Çünkü veliler neredeyse çocuklarıyla birlikte derse giriyorlar; özellikle çocukların yapması gereken el işlerini, maketleri yapıyorlar hatta sürekli ders çalışıyorlar. Öğretmenlere ne iş düşüyor, düşünmeden edemiyorum. Bence öğretmenlerin, özellikle mutlu azınlığa ders veren öğretmenlerin sürekli bir veli baskısı altında olduklarını düşünüyorum. Sanki sadece velileri denetlemek için oradalar.

\n

Ve daha vahim bir şey var, günümüzün çekirdek aile çocukları, anne babaları için kızsa bir Beren Saat, erkekse bir Kıvanç Tatlıtuğ ve söze şöyle başlıyorlar, Bizim çocuk çok yetenekli, (ben biraz reklam ve sinema dünyasıyla ilgiliyim ya), bizim çocuğu bir dizide ya da reklamda oynatsanız.

\n

Bu sözler çocukların yanında öyle çok söylenmiş ki, kız çocukları daha dokuz yaşına gelmeden yirmi beşinde bir genç kızın jestlerine özenir olmuşlar. Ağız süzmeler, saçını hiç durmadan arkaya atmalar. Hadi hayırlısı.

\n

Daha da beteri, anneler babalar çocuklarına söz geçiremez olmuşlar. Öğretmenler de öyle. Çocuklar ellerinde cep telefonları, tuhaf ve Türkçeyi iyice bozan bir jargonla durmadan mesajlaşıyorlar.

\n

Bu yıl yazlık yerlerde gördüğüm manzaralar karşısında dehşete düştüm ve arkadaşlarıma Bizi bu çocuklar mı yönetecekdiye o kadar çok sormuşum ki, benden ve sorularımdan bıktılar.

\n

Durum şöyle: Belli ki aile boşanmış, baba kızıyla tatil yapıyor ve yemekteler. Kızın önünde küçük bir bilgisayar, bir yandan yemeğini yiyor bir yandan mesajlaşıyor, kafasını bir an bile kaldırıp onunla konuşmak için çırpınan babasına bakmıyor bile.

\n

Anne, belli ki meraklı oğlunu almış tarihi bir bölgede geziyorlar, oğlanın ne muhteşem Roma heykelleri ilgisini çekiyor, ne annenin o bölgeyle ilgili anlattıkları; oğlan, elinde kocaman bir cep telefonu sürekli birileriyle mesajlaşıyor.

\n

Bir grup ergen kız- erkek bir masada oturmuşlar; ne kızların erkeklerle ilgisi var ne de erkeklerin kızlara. Hepsinin elinde bir telefon, mesajlaşıyorlar.

\n

Sonra bir ara telefonlar kapanıyor ve masada çıt yok. Ve hemen canları sıkılıyor, başlıyorlar yeniden mesajlaşmaya.

\n

Marka yönetimiyle ilgili bir arkadaşım şöyle diyor: Gençlere ve çocuklara yönelik ürünler satan firmalar bize, yapılan anketlerde çocukların ve gençlerin en önemli sorununun sıkılmak olduğunu söylüyorlar.

\n

Evet çok sıkılıyorlar.

\n

Sıkılmayan, aklına eseni yapan, meraklı çocuklara ise hemen bir hiperaktif damgası vuruluyor ve küçücük çocuklar psikiyatri biliminin hastalık olarak bile tam tanımlamadığı bir tuhaf teşhisle en sert yatıştırıcıları içmeye zorlanıyor.

\n

Durum bu. Bütün dünyada tek tipleştirme harekâtı teknolojinin yanlış kullanımıyla başarılı adımlarla ilerliyor.

\n

Ahmet, Mehmete, Ayşe, Fatmaya hiç bu kadar benzememişti.

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Belleğimdeki deprem 1 Kasım 2020