Devlet Baba Sever de Döver de!

23 Kasım 2014 Pazar

Okan Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık dersindeyiz. Öğrencilerim her disiplinden gencecik çocuklar. Bir anayasamız var; “insana ait hiçbir şey bize yabancı değildir” başlığıyla başlıyor ve “tüm insanlar hiçbir ayrım gözetmeksiniz bizim dostlarımızdır” diye devam ediyor.
Anayasamız böyle olunca bu hafta öğrencilerim, hem gazetelerde hem de sosyal medyada yoğun bir biçimde yer alan bir olayı tartışmak istiyorlar. Olay, Ermenek’te çocuğu madende boğularak ölen ve günler sonra cesedi çıkarılan işçi Tezcan Gökçe’nin babasının cenazeye yırtık bir lastik ayakkabı ile katılması ve daha sonra valilik emriyle ona devlet tarafından gene fiyatı 11 lira olan bir lastik ayakkabı gönderilmesi.
Sınıfta fikirler uçuşmaya başlıyor. Bir süre sonra sınıftaki öğrenciler adeta ikiye ayrılıyor. Bir kısmı babanın bu ayakkabıyı giymemesi gerektiğini söyleyenler, bir kısmı da “Baba ne yapsın, getirmişler; şöyle düşünmüştür, şimdi giymesek nankörlük olarak değerlendirilir” diyenler.
Ben de hocalık yapıp herkese söz veriyorum ve sorularla her iki tarafın da düşüncelerini diğerlerine sağlıklı bir biçimde aktarmasını sağlamaya çalışıyorum. Birbiri ardından açıklamalar geliyor.
“Babanın artık kaybedecek nesi var? Giymeyecekti!”
“Bizde devlet baba yerine geçer. Baba ise hem sever hem de döver! Yeni ayakkabı devletten gelmiş, baba bu düşünceyle ayakkabıyı giymiştir.”
“Devlet nedir? Bizim vergilerimizle toplumda düzeni sağlaması gereken bir organizasyon. Bizim için var. O babaya da hiçbir şey lütfedilmiyor. Bir de alay eder gibi 11 liralık lastik ayakkabı gönderilmiş.”
“Arkadaşlar ayakkabı acaba kutusuyla mı verilmiş, kutusuz mu?”
“Şimdi biraz baba açısından düşünelim. Kapısına kadar gelinmiş, ayakkabı önüne konmuş, getirenler bekliyor, adamcağız ne yapacaktı? Zor bir durum. Giyse bir türlü, giymese bir türlü. “
“Baba oğlunun neden öldüğünü biliyor. Oğluna kendisi söylemiş ‘o madene gitme’ diye, kim bu madenlerden sorumlu, kim izin vermiş. Devlet! O zaman o ayakkabı da oğlunun kanı var. Sadece onun değil, birlikte öldüğü arkadaşlarının da, öyleyse lanet olsun bu ayakkabıya demeliydi.”
“Bunu neden bu kadar büyütüyoruz. Belki de adam hazır ayağıma gelmiş, ben de giyerim, diye düşünmüştür.”
“Ama o madende boğularak ölen bir işçinin babası! Üstelik günlerce çocuğunun cesedi çıksın diye bekledi.”
“O kadere inanan bir insan. Ayrıca belli ki, her zaman devletin de yanında olduğuna inanıyor. Bu onun acısını dindiren bir şey. Ayakkabıyı giymesi de doğal!”
“Hocam bundan bir kısa film senaryosu bile çıkar.”
“Çekim için madene mi gideceğiz?”
“Hayır, bizim sadece bir yoksul ev bulmamız gerekli. Babanın evi. Sonra ayakkabıyı getiren resmi bir araba lazım bize. Lüks olması gerekiyor, çünkü resmi arabalar son model.”
“Hocam buradan baba olayına geçebiliriz. Bütün kültürlerde baba modeli, otoriter bir modeldir.”
“Ben buna katılmıyorum. Baba koruyucudur, bize doğru olanı gösterir.”
“Ama bazen baskıcıdır da!”
“Arkadaşlar, tamam baba modeli üstünde durabiliriz. Burada da baba devlet ama bu babanın bazı çocukları üvey evlat, bazıları da öz evlat!”

“Biz hangi duruma giriyoruz, öz mü üvey mi?”
“Olayı bizden çıkaralım!”
“Arkadaşlar bir de şöyle değerlendirelim. Bu baba ertesi gün cenaze haberlerinde kendinin yırtık ayakkabılarla çekilmiş ve kocaman basılmış fotoğraflarını gördü. Hiç tahmin edemediğiniz kadar utanmıştır! Bu utancın üstüne gitmeyelim.”
“Babayı yırtık pabuçla cenazeye getirenler utansın!”
“Eyvah vaktimiz doldu. Gelecek hafta devam edelim mi?”
Burada artık sözü ben almalıyım: “Herkes bir kısa film hikâyesi yazıp gelsin, bakalım neler yapabiliriz?”
“Hurra!..”  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Bu ülke bize fazla 13 Haziran 2021