E, şimdi ne oldu? (Karantina günlüğü 13 ve son)

14 Haziran 2020 Pazar

Başlığımdan devam etmek istiyorum, “E, şimdi ne oldu?Tayyip Erdoğan 65 yaş üstü ve 18 yaş altı için merhamete geldi ve bu grup için sokağa çıkma yasağı kısmi olarak kaldırıldı. Ancak 65 yaş üstü yurttaşların ülke içinde ve dışında bir yere gitmek için izin almaları, mazeret belirtmeleri gerekiyor. Ayrıca gittikleri yerde mutlaka bir ay kalacaklar. Yani sözün kısası şu: Bu zamana kadar bir yazlık edinmemişsen, otur oturduğun yerde. Ayrıca öyle paneldi, atölyeydi yok öyle şey, sen zaten üç gün sonra ölüp gideceksin, ülkeyi düzeltmek, gençlere akıl vermek sana mı kaldı? Ah evet efendim, çok haklısınız. Ama bildiğiniz ve sizi çok sinirlendiren bir gerçeklik var. Bu 65 yaş üstü çok vartalar atlatmış, yaş almış gençlerden oluşuyor. Bunları her yerde görüyorsunuz, onlar Kaz Dağları’nda nöbet tutanlar, Cumartesi Analarının yanında acının ortağı olurlar, şu karantina günlerinde çalışmak zorunda bırakılan işçilerin yoldaşı onlardır. Haber peşinde koşarken onlar içeri atılır, oy verdikleri partinin eşbaşkanları, belediye başkanları, milletvekilleri içeri tıkılırken bu haksızlığa haykıran onlardır. Belki de bu nedenlerle onları günlerdir birer vebalı gibi anons ettiniz!

Sırların Efendisi 

E, şimdi ne oldu? Herkesin kafası karmakarışık. Her bir doktor ayrı bir şey söylüyor. Salgında pek çok kıymetli doktor ve sağlık çalışanı yaşamını yitirdi. Onları minnetle anıyoruz ama kendilerini her şeyi bilen adam ilan eden ve sürekli TV kanalı dolaşan doktorlardan hepimize gına geldi. Ve bir tespit: Doktorlar, koskoca profesörler “Aman ellerinizi sık sık yıkayın, maskenizi takın, sosyal mesafeyi koruyun” diyerek 24 saat her dakika konuşunca millet şöyle bir duyguya kapıldı: “Kardeşim ben aptal mıyım?” Ve çok temel bir içgüdü (yasağa karşı çıkma) harekete geçti. Millet maskesini attı, evlerinin bahçesinde mangal yapmaya, doğum günü kutlamaya başladı. Sarılan sarılana. Diyeceksiniz ki, sürü bağışıklığına geçmek istiyoruz. Onun için mi Diyarbakır’da, Urfa’da, Bursa’da vakalar artmaya başladı. İstanbul’da da artıyor ama artık test sayısına, ölüm rakamlarına kimseler inanmıyor. “Atın ölümü arpadan olsun!” sloganı her yerde duyulmaya başladı.

Ne haber faniler?

Bir başka tespit: Malum bendeniz kahvelerin, sokakların nabzını tutmayı pek severim. Buna mesleki deformasyon diyoruz; bir grup insan da, inanılmaz bir biçimde paranoyaya kapıldı. Doksan derecede yıkadığı çamaşırlarını bir de çamaşır suyuna yatıranlar var, komşularımdan birinin elleri acayip soyuldu, o kadar çok dezenfektan kullanmış ki, elleri yanmış. Bu arada aldığı tüm sebzeleri, meyveleri tek tek sabunlayanlar, bununla yetinmeyip gene çamaşır suyuna yatıranlar var. Kahvem açıldı ya, vakalar bir bir kucağıma düşüyor. Birisi çamaşır suyuyla sürahilerini yıkamış iyice çalkalamadığı için de sürahiden içtiği suyla arkadaşın kocası hastanelik olmuş. Midesi delinmiş. Bir de kapısı çalınıp ceza kâğıdı alanlar var. Şöyle 65 yaş üstü dışarı çıkma yasağında kadının biri, bir cesaret dışarı çıkmış ve hemen yakınındaki bankaya gitmiş. Emekli parasını çekecek, kartla işlem yapmayı sevmiyor, makinelere güvenmiyor, bu nedenle içeri girip işlemini yaptırmış. Üç gün sonra kapı çalınmış ve resmi giyimli biri kadına bir zarf uzatmış ve aldığına dair bir imza istemiş. Kadıncağız tek başına yaşıyor, korkuyla zarfı almış, imzayı vermiş. Zarfı açmış içinden 3 bin 200 liralık para cezası makbuzu çıkmış. Meğerse bankalar, işlem yapan 65 yaş üstünü bildirmek zorunda kalmışlar. Hangi banka olduğunu söylemiyorum artık tahmin edin.

A, ne olmuş diye söze başlayıp bu kadar konuştum ya, peki ben bu karantina günlerinde ne yaptım. Efendim bende yaşadığım vahim bir olaydan ötürü teknoloji fobisi var. Yani fotoğraf çekmekten ve teyp kullanmaktan korkarım. Bunca röportaj yaptım tek bir gün teyp kullanmadım. Fotoğraf çekmedim. Ama bu karantina günlerinde resmen sihirbaz oldum. Elimdeki eski model bir Samsung telefonla, evimdeki objelerin fotoğraflarını çekmeye başladım, acayip bir sihir. Evimde de dünyanın her yerinden getirdiğim objeler, çektiğim fotoğrafları her gün Facebook’ta yayımladım. Yaklaşık kırk tane. Sonunda dostlarım “artık bir sergi yaparsın” demeye başladılar. Fotoğraf sanatıyla uğraşan arkadaşlardan da övgüler aldım. Yani meslek değiştirdim. Yazımı fotoğrafların iki tanesiyle bitiriyorum. Fikrinizi rica ederim..


Yazarın Son Yazıları

İmdat! Fren patladı! 26 Temmuz 2020
Virüsle söyleşi (2) 19 Temmuz 2020
İmdat, Z kuşağı! 5 Temmuz 2020
İhtiyarlara yer yok! 28 Haziran 2020