İlk Seçim İzlenimlerim

22 Nisan 2015 Çarşamba

Seçim iyice yaklaştı ya, “Hadi yollara düşme vaktidir” dedim ve başlı başına bir Cumhuriyet olan İstanbul’da ufak bir nabız yoklaması yaptım. Önce oturduğum semtten başladım, oturduğum semt ve yakınımdaki semtler kentsel dönüşüm muhabbeti nedeniyle kocaman bir şantiyeye benziyor. Ve her yer, bütün sokaklar iş makinelerinin işgalinde. Aradan yol bulup kendimi, semtin kahvelerine atıyorum. Siz cümle âlemin seçime odaklandığını sanıyorsunuz, heyhat kahvelerdeki tıklım tıklım dolu masalarda konuşulan tek konu, “bizim ev bittiğinde kaç para edecek?” Aman da aman, laikliğe laf söyletmeyen semt sakinleri, vallahi de billahi de herhangi bir iktidar değişiminden acayip korkuyorlar. Ya evleri yarım kalırsa, ya aldıkları kredilerin faizleri yükselirse? Hani acaba bu AKP’ye kimler oy veriyor diye şaşırıyoruz ya, hiç şaşırmayın, özellikle de küçük burjuvalar, beyaz yakalılar düzenin değişmesini istemiyorlar.
Devam ediyorum, her zaman giyim işlerimi mükemmel bir biçimde hal eden ve bir kentsel dönüşümün mağduru terzimle birlikte, onun yeni taşındığı (çok pahalı bir kirası var) dükkânının önünde çay içip muhabbet ediyoruz. Biraz sonra yanımıza kavruk bir simitçi geliyor. Israrlı, “Arkadaşlar bari bir simit alın” diyerek bizi zorluyor, ben seçim araştırması için yollardayım ya soruyorum: “Arkadaş yapılan şu yeni binaları görüyor musun? Senin hiç böyle bir evin olacak mı?” Simitçi anında cevabı yapıştırıyor. “Böyle evim olsa ne yazar, eninde sonunda toprak altına girmeyecek miyiz?” Terzim beni kötü bir söz söylemekten alıkoymak için, bir telaş “Hadi içeri girelim” diyor.
Gün tuhaf başladı, en iyisi ben inşaatlarda çalışanlarla biraz sohbet edeyim. Hemen yanımdaki inşaatta çalışanlarla ahbaplığımız var. Onlara az soğuk su götürmedim. Üstelik hemen hepsi Tuncelili (Dersimli), ben de oralardan yeni dönmüşüm. Önce sıla sohbetinden söz açıp seçime giriyorum. O da ne? Hiçbiri seçimlerde oy kullanamayacaklar. Sabit ikametgâh gösterememişler, ama oy atacak olsalar, CHP’ye oy atacaklarmış, çünkü en çok Alevi aday onlardaymış. Peki “HDP için ne düşünüyorsunuz” diye soruyorum verdikleri yanıt beni şaşırtıyor, “Onların işleri hep siyasi, bizi düşünmezler. Onlar birbirlerini tutarlar.”
Ben en iyisi, şöyle bir pazara uzanayım. Bu ülkede en bayıldığım yerler pazaryerleri. Dünyanın hiçbir yerinde sebzeler bu kadar iç açıcı, meyveler bu kadar baştan çıkarıcı değil. Hemen yedi sekiz kadının canla başla çalıştığı seyyar mutfağın yanındaki masaya çöküyorum. Amacım, kadınları yönettiğine inandığım baş kadınla konuşmak. Önce “Nerelisiniz” diye söze başlıyorum, onlar kocaman bir aile ve hepsi Giresun’dan gelmişler. Çoluk çocuk okuyormuş, okula gitmeyen seyyar mutfakta garson olarak çalışıyor. “Seçimlerde oy kullanacak mısınız?” diye can alıcı soruyu soruyorum. Baş kadın yüzüme şöyle bir bakıyor, “Biz işimize bakarız” diyor, “işler iyiyse başımızdakiler de iyidir, işler kötüleşir başımızdakilere de yol gözükür.” “Yani kime oy vereceksiniz?” “Biz topluca Tayyip’e oy veririz. Memnunuz, bizim oralarda pek iş yoktur, fındık da para etmiyor, kalkıp geldik ve çok şükür. Başımızdakiler iyi idare ediyorlar.”
Of, bu nasıl bir çilek? Çileklerin başındaki gencecik bir çocuk, “Bu aydın çiçeği anacığım” diyor. “Fiyatı da ona göre uygundur.” “On lira mı?” “Elbette, ne kadar ekmek o kadar köfte.” “Bunu bugün bitirir misin?” “Elbette, sen bakma söylenmelere elalemde para çok! Eh para ne içindir, keyif sürmek içindir. Sana da vereyim mi?”
“Ver bir yarım kilo, bu arada sen oy kullanacak mısın? Yaşın tutuyor mu?” “Elbette kullanacağım” diyor, “benim oyum HDP’ye. Çünkü anamgilleri Ağrı’da bıraktım, oy verelim de Ağrı’ya da düzen gelsin, para gelsin.”
Eh pazardan fileyi doldurduk, artık bir taksiye binip eve gitmeli. Taksicilerle konuşmayı severim, kentin nabzını acayip tutarlar. İşte bir taksi, biniyorum, taksici Eric Clapton dinliyor, söze oradan giriyorum, genç biri, açıköğretimde işletme okuyormuş, arada amcasına yardım ediyormuş. “Ne olacak bu memleketin hali?” diye soruyorum, “Bir şey olacağı yok” diye yanıt veriyor, “böyle gelmiş böyle gidecek!” “Çok umutsuzsun” diyorum. “Öyle, umutlu olacak ne var? Ben evlenemeyeceğim bile, para yok ki…” “Peki seçimde oyunu kime vereceksin?” “Boşver seçimi” diyor, “ben oy versem ne olur vermesem ne olur?”
Evet, eve vardım, epeyce canım sıkkın. Anladım ki, insanların derdi seçim değil, geçim. Eyvah, galiba biraz karamsarım.  


Yazarın Son Yazıları

Belleğimdeki deprem 1 Kasım 2020
Koronayla söyleşi (3) 13 Eylül 2020
Alkollüydüm abi! 23 Ağustos 2020