Meriç Velidedeoğlu

‘Saray’ın ‘Hacıvat ile Karagöz’leri mi?

14 Nisan 2017 Cuma

Yazının başlığına değinmeyi sona bırakarak, pazar günü yapılacak “referandum”a şöyle bir baksak diyorum değerli dostlar!
“16 Nisan”da, “bir iktidar değişimi”, “bir parti seçimi” yapılmayacağı, ama bir “rejim değişimi”nin onaylanacağı vurgulanıyor.
“Parlamenter rejim” yerine “tek adam rejimi” getirilmek istendiğinin altı çiziliyor.
Üstelik günümüzde bu “tek adam”ın kim olması istendiği, nasıl biri olduğu da belli...
Ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyib de şöyle sesleniyor, “Gazi Mustafa Kemal” de “tek adam”dı, hem de “partiliydi”; ardından da “İnönü de öyleydi!” diye ekliyor.
Böyle olmadığı, Meclis’in açıldığı ilk günün tutanağına bakıldığında bile anlaşılır; üstelik “hem iç, hem de dış” düşmanla savaştığı halde.
Atatürk, “Tek Adam” olmak isteseydi, “Meclis”e gerek var mıydı?
“Milli Mücadele”yi, “Meclis”i açarak başlatır mıydı?
Oysa Erdoğan, “Parlamenter Rejim”i, “bileklerine vurulmuş ‘pranga’ olarak” kabul ediyor; “Meclisler”, Afrika’nın kabile devletlerinde bile artık böyle algılanmıyor...
Dolaysiyle “Tek Adam” olmak isteyen Erdoğan’a, bir de Atatürk’ün, halka verdiği bir “öğüt” açısından baksak diyorum.
“Mustafa Kemal Atatürk”, “19 Mayıs 1919” yılından, “Ekim 1927” yılına dek, gerçekleştirilenlerin hesabını, o Ekim ayının “15.” günü okumaya başladığı “Söylev”i (Nutuk) ile tek tek verir.
Bilindiği gibi, altı gün süren bu okuyuşunda bir ara şöyle seslenir halka: “...şunu öğütlerim ki: Bağrında yetiştirerek başının üstüne dek çıkaracağı adamların vicdanındaki ‘öz mayayı’ çok iyi incelemeye dikkat etmekten, hiçbir zaman geri kalmasınlar!”
Atatürk’ün verdiği, gerçekten ülkemiz için “yaşamsal” olan “öğüt” işte budur.
Bu “öğüt”, bir de bu “öz maya” açısından bakmak gerekmez mi, ülkeyi -hallaç pamuğu gibi atarak-“evet” için propaganda gezileri yapan, “TC Devleti”nin “tarafsız” olacağına “namus ve şeref”i üzerine “yemin” eden Cumhurbaşkanı’na...
Çünkü insan şaşırıyor buna, bir “neden” arıyor, bir insanın böyle bir tutum içine girebileceğini anlamak için...
Dolaysiyle bu “öz maya” bağlamından yola çıkarak, Erdoğan’ın kimi söylediklerini “bir kez daha” anımsayıp, paylaşalım.
Tüm ülkemizi örümcek ağı gibi yayılıp işgal etmiş düşmanlardan temizleyen, “Kurtuluş Savaşı”mızı yöneten, “Sevr”i yırtıp, masada da bu “77 Düvel”le savaşa savaşa “Lozan”ı da kazanan; ardından yepyeni bir “Devlet” kurup, kısa sürede de bunu -“Devrim’in Yasaları”yla-“çağdaş, laik, demokratik, sosyal” bir “hukuk devleti”ne dönüşecek olan, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti”ni kuran bu “ikili”yi nasıl anıyor, Cumhurbaşkanı Recep Tayyib?
“İki Ayyaş!” diyerek... (2.6.2013)
Bilmem ki anımsanır mı, günümüz emperyalistlerinin atalarının ülkesi olan devletler, Kurtuluş Savaşı’nı başlatan “Kuvai Milliye”ye “Çete”, Atatürk’e de “Çeteci” diyorlardı ilk günlerde, “O’nun” makamında oturan “R.T. Erdoğan”dan daha “insaflı”, çok daha “terbiyeli” bir dille. Bilmem ki katılır mısınız?
Erdoğan’ın bu söylemlerini sık sık ele almak insana acı veriyor. Ayrıca “şu sırada zamanı değil” diye de düşünebiliriz; ne ki, devletimizin “Kurucu Başkan”ından, kuşkusuz “İkinci Cumhurbaşkanı”ndan da “özür” dilenmediği sürece “birlik-beraberlik” hep lafta kalıyor; çünkü daha dün söyledi “Hayır!” vereceklerin tıpkı “PKK”, IŞİD (DEAŞ) ve ötekiler gibi “terörist” sayılacağını...
Değerli dostlar bu “öz maya”ya “Hayır” diyerek, “hayırlı günler”de buluşmak üzere...
Not: Yazının başlığını Saray’ın, “Hacıvat”larını, “Karagözler”ini bilmem anlatmaya gerek var mı? Danışmanlar ordusu, günümüzün saraylarına da bu denli çok sayıda “hizmet” vermeleri de düşündürücü olsa da...


Yazarın Son Yazıları

Siyasal terör! 22 Ocak 2021
‘Geleceksizlik!’ 15 Ocak 2021
İlk gün 1 Ocak 2021
İsmet İNÖNÜ 25 Aralık 2020
‘Şikâyetname’ 18 Aralık 2020
‘Kıht-ı Rical’ 23 Ekim 2020
‘Quo vadis?’ 16 Ekim 2020