Kitaplardan kurtulabileceğinizi sanmayın
Metin Celal
Son Köşe Yazıları

Kitaplardan kurtulabileceğinizi sanmayın

02.09.2010 06:33
Güncellenme:
Takip Et:

Eco da Carrière de iyi birer entelektüel olmalarının yanında iflah olmaz birer bibliyofil, kitaba tutkuyla bağlı kişiler. O nedenle daha sözün başında, nasıl kaşık, tekerlek, çekiç ya da makastan vazgeçilemezse kitaplardan da vazgeçemeyeceğimizi söylemelerini ve sohbetlerine başlık olarak Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın adını koymalarını garipsemiyoruz. Eco ile Carrière, uzun uzun kâğıda basılı kitabın yararlarından söz edip, elektronik ortamda kitap okumanın zorluklarından konuşuyorlar. Bu sözlerin benzerlerini kâğıda basılı kitaba tutkuyla bağlı birçok kitapseverden duyuyoruz. Eco ile Carrière, kâğıda basılı kitabın vazgeçilmezliğini anlatırken bildik tezlerin yanında çok önemli bir şeye değiniyorlar; elektronik ortamda bilginin korunamadığı. Bilgisayarın icadından başlayarak sürekli biçim değiştiren veri toplama yöntemlerinden söz ediyorlar. Disketler, CD'ler, kartuşlar ve devamlı yenilenen yazı programları ile bir bilgisayara kayıtlı çok değil beş ' on yıl önceki bilgilere bile ulaşılamadığı konusunda görüş birliğine varıyorlar.

Bu açıdan bakıldığında Eco ile Carrière'in görüşlerine katılmamak olanaksız. Ama sayfalar ilerleyip söyleşi kitabın tarihine, kütüphanelere, kitap koleksiyonlarına doğru kaydığında Eco ile Carrière 'hiç duymadığınız ayrıntılarla dolu', 'çarpıcı anekdotlarla' öyle ilginç hikâyeler anlatıyorlar ki kâğıda basılı kitabın aslında bilgiyi korumakta hiç de iyi bir yöntem olmadığını onlar itiraf etmiş, biz de anlamış oluyoruz. Kâğıda basılı kitabın bir çok düşmanı var. Kütüphaneler yakılıyor, kitaplar imha ediliyor... Devletlerin ve kurumların kitaba karşı tavrı tam anlamıyla 'bibliyokost.' Bu terim 'holokost' (soykırım) ve bibliyo (kitap) sözcüklerinden oluşturulmuş, 'kitap kıyımı' anlamına geliyor. Kurumsal yok etmenin yanında kişisel bibliyokost'lar da yaygın, sansür, cahillik, ahmaklık, Engizisyon, yangın, ihmal, dalgınlık, su baskını... diye uzayıp gidiyor liste. Önceki yüzyılların kâğıda basılmış kültürel mirasının büyük bir bölümünün yok olduğunu anlatıyor Eco ile Carrière. Sayısal ortamda, kopyalama ve çoğaltma bu denli kolayken bu kadar çok bilgiyi ve kitabı yok etmeyi başarabilir miyiz? Eco ile Carrière'den bu sorunun cevabını almayı isterdim.

Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın tabii ki sadece bu tartışmadan ibaret değil. Söyleşi ilerledikçe Eco ile Carrière'nin kendi deneyimleri, okudukları ve bilgilerinden derleyip anlattıkları 'koleksiyoncuların takıntıları, neden bazı dönemlerin çok sayıda şaheser doğurduğu, hafızamızın nasıl çalıştığı, kütüphanelerin nasıl düzenlenmesi gerektiği' gibi kitaba yakın konulardan sinema, müzik, arkeoloji gibi konulara oradan da aptallık ve budalalığa kadar genişliyor. Kitabın tanıtımında söylendiği gibi 'Nietzsche'nin deyimiyle 'neşeli bilgi' var bu kitapta'.

Şimdi o güzel bahçede

Şimdi O Güzel Bahçede, Haydar Ergülen ve Orhan Tekelioğlu'nun Mehmet H. Doğan Kitabı (Haziran 2010, Kırmızı Yay.) adlı çalışmalarının üst başlığı. 28 Haziran 1931'de doğan Mehmet H. Doğan için hazırlanmış bir 'saygı' kitabı. Haydar Ergülen ve Orhan Tekelioğlu, öncelikle arkadaş olarak sevip saygı duydukları, 'Türk şiirinin, Türkçe şiirin arkadaşıydı' dedikleri Mehmet Abi'lerini dostlarının anlatımıyla okurlara tanıtma arzusuyla oluşturmuşlar.

Mehmet H. Doğan edebiyata 1940'larda şiir ve öyküyle başlamış. 1960'larda deneme/eleştiri türü yazılarla eddebiyat ortamında tanınmış. Şiir, roman, öykü üzerine eleştirel denemeler yazmış. Özellikle İkinci Yeni Şiiri üzerinde yoğunlaşmış. 1980'den sonra yalnızca şiir üzerine yazmış. 80'li yılların şiiri yazılarının konusu olmuş. 1992 - 2005 yılları arasında Şiir Yıllıkları hazırlamış. 2001'de yayınlanan Yüzyılın Türk Şiiri (1900-2000) adlı antolojisi ile birlikte belki de en çok tartışılan şiir eleştirmeni olmuş. Eleştiriyle birlikte çevirmen olarak da edebiyata katkıda bulunmuş, çok değerli çeviriler de yapmış. Mehmet H. Doğan, 17 Şubat 2008 günü İzmir'de tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.

Mehmet H. Doğan yapısı itibarıyla önde durmayı sevmeyen bir kişiydi. Yazdığıyla, eseriyle anılmak, bilinmek isterdi. Hayattayken yayınladığı anı kitapları Şimdi Uzaklardasın (1998) ve Alçak Uçuş (2003) onu bir nebze olsun tanımamıza yardımcı olmuştu.

Mehmet H. Doğan Kitabı, yaşamı, dostlarının anıları, yapıtları, edebiyatçı kimliği üzerine yazılanlar ve anısına yazılanlardan oluşuyor. Doğan'ın fotoğrafları da yazılara eşlik ediyor. Onlarca şair ve yazar Mehmet H. Doğan için yazmışlar. Bu derleme, 'Mehmet H. Doğan'ı yakından tanımaya yardımcı olabilir mi?' sorusunu soruyor kitabın sonundaki mektupta Orhan Tekelioğlu ve 'Böyle bir işlevi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim' diye sorusunu cevaplıyor.

Bence de kitap 'Mehmet H. Doğan'ı yakından tanımaya yardımcı olabilir' ama yeterli değil. Son dönemde bu tür birçok 'saygı' kitabı yayınlandı yayınlanıyor. Hemen hepsinde benzer yöntem izleniyor. Özellikle Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın bu tür kitapların yayınına yoğunlaşması ile bu yöntem genel kabul görmüş oldu. Yani kitapların yapısı hemen hemen aynı'

Açıkça söylemeliyim ki, 'ısmarlama' yazı yöntemi bir yerde yetersiz kalıyor. Evet, işini ciddiye alıp sıkı tutmuş yazarların çok değerli çalışmaları var ama 'görev icabı' yazılmış yazılar bu tür tüm kitaplarda ağır basıyor. Boş laflar, değeri sahibinden menkul anılar, mesnedi belirsiz aşırı övgüler... Mevcut saygı kitabı oluşturma yönteminin bir süre sonra okurun bu tür kitaplara ilgisini azaltacağını ve anılarına kitap hazırlananları tanıtma amacına bir katkısının kalmayacağı da bir gerçek. Bu iyi niyetli çabaların kalıcı birer esere dönüşmesi nasıl sağlanır, üzerinde düşünmek gerekiyor.

Lev Tolstoy

Henri Troyat, aslı adıyla Lev Aslanovitch Tarassov, 1911'de Moskova'da doğmuş. Wikipedia'ya bakılırsa gerçek adı 'Levon Aslan Torossian'. Ermeni kökenli bir ailenin çocuğu' Ailesi devrimden sonra, uzun ve maceralı bir yolla Rusya'dan kaçmış, İstanbul'da ve Venedik'te yaşadıktan sonra Paris'e yerleşmişler. Troyat hukuk eğitimi almış ve genç yaşlarda yazmaya başlamış. İlk romanıyla Fransa'nın önemli ödülü Goncourt'u 24 yaşındayken kazanmış. Erdal Şafak'ın belirttiğine göre; 'Yayınevinin 'bir Fransız ismiyle yazarsan, daha çok okunursun' önerisiyle Henri Troyat müstear adını almış.' 1930'larda yayınlanan romanları ile meşhur olmuş. 'Eski Rusya'yı yeniden canlandırdığı' ya da 'bugünkü Fransız toplumunun resmini çizdiği' 'geleneksel tarzdaki romanlarla geniş bir çevreye ulaşmış.' O dönem pek rastlanmayan 100 binlik satışa ulaşmış. Çoğunluğu biyografiler ve romanlardan oluşan yüzden fazla eseri yayınlanmış.

Troyat'yı biz biyografileri ile tanıyoruz. Dostoyevski, Çehov, Gorki, Gogol biyografileri daha önce Türkçede yayınlanmıştı. Dostoyevski'yi tanıyıp sevmemde Troyat'nın yazdığı biyografinin büyük etkisi olduğunu söylemeliyim. Troyat, hem verdiği bilgilerle, hem de anlatım gücüyle ele aldığı yazarları bize sevdiriyor. Hiç bilmediğimiz bir kişinin hayat öyküsünü bile onun kaleminden ilgiyle okuyacağımızı düşünüyorum. Romancılığından kaynaklanan yazı gücü biyografi yazımını etkilemiş sanırım. Her bilgiyi, anıyı gerektiği kadar kullanıyor. Biyografilerini gereksiz alıntılarla doldurmuyor, roman tadındaki anlatımıyla okunaklı eserler veriyor.

İletişim Yayınları, 1959'dan beri Türkçede çeşitli kereler yayınlanan Dostoyevski'nin Leyla Gürsel çevirisi ile başladığı Troyat'nın biyografilerini Lev Tolstoy (2010, çev. Işık Ergüden ve Z. Canan Özatay) ile sürdürüyor. Sanıyorum Troyat'nın Tolstoy biyografisi Türkçede ilk kez yayınlanıyor. 984 sayfalık böylesi kallavi bir kitabı yayınlama cesaretini gösterdiği için öncelikle İletişim Yayınları'nı kutlamalıyım.

Troyat, yine akıcı bir anlatımla Tolstoy'un hayatını neredeyse gün gün anlatmış. Tolstoy'un insani yönlerinin yanı sıra eserlerinin yazılış öyküleri, siyasi tavırları, düşünce yapısı da ele alınıyor. Kalınlığı göz korkutsa da bir başladınız mı bırakamıyorsunuz.

Yazarın Son Yazıları

‘7 Mart 1924 Ruhu’na dönerken

‘7 Mart 1924 Ruhu’na dönerken

Devamını Oku
12.09.2018
Ara Güler Müzesi

Ara Güler Müzesi

Devamını Oku
05.09.2018
Yayıncılıkta kırmızı alarm

Yayıncılıkta kırmızı alarm

Devamını Oku
29.08.2018
Boğaziçi’nin yok ettiğimiz görünümü

Boğaziçi’nin yok ettiğimiz görünümü

Devamını Oku
22.08.2018
Okul kütüphanelerimizin durumu vahim

Okul kütüphanelerimizin durumu vahim

Devamını Oku
15.08.2018
Sanatta KDV düşerse ne olur?

Sanatta KDV düşerse ne olur?

Devamını Oku
08.08.2018
Türkülerin kardeşliği adına

Türkülerin kardeşliği adına

Devamını Oku
01.08.2018
Üçüncü Yeniler’in başarısı

Üçüncü Yeniler’in başarısı

Devamını Oku
25.07.2018
Günümüz sanatçıları ne yapıyor?

Günümüz sanatçıları ne yapıyor?

Devamını Oku
18.07.2018
Varlık’la geçen yıllarımız

Varlık’la geçen yıllarımız

Devamını Oku
11.07.2018
25 yıl ve daha fazlası

25 yıl ve daha fazlası

Devamını Oku
04.07.2018
‘Kubbesiz, minaresiz cami olmaz’

‘Kubbesiz, minaresiz cami olmaz’

Devamını Oku
27.06.2018
Nâzım Hikmet külliyatı neden tam değil?

Nâzım Hikmet külliyatı neden tam değil?

Devamını Oku
20.06.2018
Şiir için ineğini satan şair

Şiir için ineğini satan şair

Devamını Oku
13.06.2018
Seray Şahiner’le tanışmalarım

Seray Şahiner’le tanışmalarım

Devamını Oku
06.06.2018
Şair turizmi, çeviri ticareti

Şair turizmi, çeviri ticareti

Devamını Oku
30.05.2018
TOKİ’nin kültür hamlesi ne anlatıyor?

TOKİ’nin kültür hamlesi ne anlatıyor?

Devamını Oku
23.05.2018
Türkiye’nin ‘Anti Amazon Yasası’ olacak mı?

Türkiye’nin ‘Anti Amazon Yasası’ olacak mı?

Devamını Oku
16.05.2018
Büstü dikilen öğretmen

Büstü dikilen öğretmen

Devamını Oku
09.05.2018
‘Edebiyatı Takip Ediyoruz’

‘Edebiyatı Takip Ediyoruz’

Devamını Oku
02.05.2018
İzmir’de İstanbul manzarası

İzmir’de İstanbul manzarası

Devamını Oku
25.04.2018
50 yıllık emek

50 yıllık emek

Devamını Oku
18.04.2018
‘Denize inmek medeniyetin işaretidir’

‘Denize inmek medeniyetin işaretidir’

Devamını Oku
11.04.2018
Biz sana teşekkür ederiz Ülkü Tamer

Biz sana teşekkür ederiz Ülkü Tamer

Devamını Oku
04.04.2018
Okuma kültürü seferberliğine var mısınız!

Okuma kültürü seferberliğine var mısınız!

Devamını Oku
28.03.2018
Nilüfer’de şiir var, edebiyat var!

Nilüfer’de şiir var, edebiyat var!

Devamını Oku
21.03.2018
Kırpıntı kadar değerimiz var mı?

Kırpıntı kadar değerimiz var mı?

Devamını Oku
14.03.2018
Yunus Emre Enstitülerinde yeni dönem

Yunus Emre Enstitülerinde yeni dönem

Devamını Oku
07.03.2018
Klasik müziğin en sevilenleri

Klasik müziğin en sevilenleri

Devamını Oku
28.02.2018
Sabahattin Ali’nin Şehirleri

Sabahattin Ali’nin Şehirleri

Devamını Oku
21.02.2018
Attilâ İlhan Yaratıcı Yazarlık Merkezi’ne ne oldu?

Attilâ İlhan Yaratıcı Yazarlık Merkezi’ne ne oldu?

Devamını Oku
14.02.2018
Röportaj vermek’ mümkün mü?

Röportaj vermek’ mümkün mü? Metin Celal yazdı...

Devamını Oku
07.02.2018
‘Kültürel kalkınma’ mı ‘kültürle kalkınma’ mı?

‘Kültürel kalkınma’ mı ‘kültürle kalkınma’ mı?

Devamını Oku
31.01.2018
Enver Ercan’ı çok özleyeceğiz

Enver Ercan’ı çok özleyeceğiz

Devamını Oku
24.01.2018
‘Dünyanın ilk büyük portre fotoğrafçısı’

‘Dünyanın ilk büyük portre fotoğrafçısı’

Devamını Oku
17.01.2018
Bibliyofobi

Bibliyofobi

Devamını Oku
10.01.2018
Müzik listelerindeki karmaşa

Müzik listelerindeki karmaşa

Devamını Oku
03.01.2018
Mahzuni’ye saygı

Mahzuni’ye saygı

Devamını Oku
27.12.2017
‘Mersin’de çok güzel şeyler oluyor’

‘Mersin’de çok güzel şeyler oluyor’

Devamını Oku
20.12.2017
‘Ben halkın kendisi, bir parçasıyım’

‘Ben halkın kendisi, bir parçasıyım’

Devamını Oku
13.12.2017