Donanma eğleniyor

24 Ekim 2021 Pazar

İngiltere ve Fransa, yakın tarihte iki kez Almanya’ya karşı birlikte mücadele etmelerine rağmen sık sık savaşmak için karşı karşıya gelmiş ülkelerdir.

Halkları birbirlerinden nefret etmezler ama bugün bile çok sevişip anlaştıkları da söylenemez. Ancak Fransızların İngilizlerle, İngilizlerin de Fransızlarla fazlasıyla dalga geçtikleri kesindir. 

Örneğin İngilizler, Fransızları genellikle “kurbağa oburları” diye tanımlarken Fransızlar da İngilizleri “roast beef” yani “sığır kebabı” diye anarlar. Günümüzde daha çok mutfak jargonuyla çarpışan iki ulus, tarihte yalnız tencere ve tavaları değil, topları ve tüfekleri de konuşturmuşlardır. 

İngiltere Krallığı’na bağlı Galler ülkesi, geçen 22 Şubat’ta Fransa’nın geçmişte topraklarına yapabildiği “biricik” askeri çıkarmanın 221. yılını coşkuyla kutladı. 

Nasıl kutlamasın ki? 

Ne Napolyon’un büyük ordularının ne de Hitler’in ayak basabildiği İngiltere’ye yönelik son işgal hareketi olan bu çıkarma, Galler ülkesi tarihinin yalnızca tek ve en önemli olayı değil, başlı başına bir fıkra!

DEVRİMDEN BÜYÜK DENİZ VAR!

1789’da başlayıp içeride ve dışarıda savaşlarla süren Fransız Devrimi’nin Savunma Bakanı General Hoche, 1796 yılında büyük bir donanmayı Galler’i fethetmek üzere denize salmıştı. Ancak donanma, sert rüzgârlar yüzünden menzile varamadı. Donanmadan ayrılan İntikam, Direnç, Sebat ve Akbaba adlı dört Fransız savaş gemisi, 1797’de Britanya kıyılarını keşfe çıktı, ama Bristol önlerinde kuma saplanınca, 1400 çaresiz asker kayıklara atlayıp Fishguard adlı küçük liman kentini istila etmek zorunda kaldılar. 

Zaman, devrim zamanı olduğu için askerlerin çoğu hapiste çürümek yerine savaşmayı seçen mahkûmlar ve İngiltere’nin egemenliğine isyan bayrağı açan İrlandalı subaylardan oluşuyordu. 

İşe bakın ki donanma komutanı da emekliliğinde Fransız Devrimi için dövüşen William Tate adlı Amerikan topçu subayıydı! 

Aslında bu karmaşık yapıya şaşacak bir şey yoktu. Çünkü Amerikalılar bağımsızlık savaşında yanında olan cumhuriyetçi Fransızları destekliyor; zaten tüm dünyadan cumhuriyetçiler yepyeni Fransa Cumhuriyeti’ne omuz vermeye geliyorlardı. İspanyol iç savaşında aynı dayanışmayı Enternasyonal Tugaylar üstlenecekti. 

MEYHANEYE MAHPUS, KİLİSEYE ESİR...

Neyse, biz 1797’deki öykümüze dönelim.

Fransız donanmasının askerleri zar zor kıyıya vardılar. Ama Fishguard halkıyla dövüşecek durumda değillerdi. Çünkü bir gece önce fırtınayla boğuşurken denizde yüzen birkaç porto fıçısı ele geçirmişlerdi ve zil zurna sarhoştular.

Donanmanın yaşlı komutanı William Tate, küçük kasabanın İngilizler gibi Protestan oldukları için Katolik Fransızlardan da İrlandalılardan da nefret eden halkı tarafından esir alındı ve limanın en geniş pub’ı Royal Oak yani Kraliyet Meşesi meyhanesine tıkıldı. 

Komutan William Tate’i taşıyan kayığın ardından karaya çıkan diğer sarhoş askerler, Fishguard halkıyla dövüşmeye başladılar. Ancak kocalarının yardımına koşan kasaba kadınları, çatışmanın seyrini değiştirdi. 

Fransız askerleri, sivri tepeli siyah şapka ve kırmızı pelerin giyen Fishguard’lı kadınları İngiliz askeri sanıp takviye geliyor diye kaçışmaya başladılar. 

Pek de haksız sayılmazlardı. 

KADININ PİPOLUSU, ERKEĞİN PORTOLUSU

Öyle ki enine boyuna iri olup erkek gibi pipo içen Jemima Nicholas adlı köylü kadın, elindeki yabayla tam on iki sarhoş Fransız askerini tek başına esir aldı ve kasabanın kilisesine hapsetti. 

Büyük bir donanmayla denize açılıp porto fıçısında boğulan Fransızların, İngiliz topraklarına yaptığı bu biricik çıkarmanın leziz öyküsü 221 yıl sonra bile elbette şenliklerle anılır, sevgili okurlarım!

106 yıl önce Çanakkale’de, 99 yıl önce Anadolu’da İngilizlere, Fransızlara, İtalyanlara hatta hepsinin sömürgelerine ve Yunanlara karşı kazandığı, varlığını borçlu olduğu zaferlere sahip çıkamayan, koruyup gözetemeyen, aşağılanmasına ve devlet kurucu büyük komutanına hakaret bile edilmesine seyirci kalan bir toplumun bireyi olarak böyle “küçük” tarihler bize ne kadar uzak, ne kadar garip ve anlamsız geliyor, değil mi? 

avni lifij’in şarap kadehini düşleyip

oturup bir deniz üstü meyhanesinde

suları seyrettim

suların dinginliğinde

ve

suların suretinde

sevdiklerim geçti birer birer


gökyüzünde bulutlar

deniz ağaçlar

sonsuz sessizlik

ve

bir bardak şarap

mutluyduk hep beraber

Melih Ziya Sezer


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Birinci Sahne 3 Aralık 2021
Öğretmenim 28 Kasım 2021
Yâr bana bir ihbar! 21 Kasım 2021