Bu Oyunu Bozmalıyız...

24 Nisan 2014 Perşembe

İktidar, 1 Mayıs’ı yüksek gerilim günü haline getirip, buradan yine kendisine elektrik üretme amacı güdüyor.
Başbakan adeta İstanbul Emniyet Müdürü olmuş, nerelerin halka güvenli, nerelerin güvensiz olduğunu, kimin nerede bayram kutlaması gerektiğini tek tek belirliyor, kurallara uymayanların başına ne geleceğini de yine bizzat kendisi ilan ediyor.
Yaptığı konuşmalara fazla tepki gelmezse, dozunu yükseltiyor. 1 Mayıs kutlamalarının içinde yer alacak kesimlerin açıklamalarına da kendisi karşılık veriyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken bugüne dek uyguladığı yöntemleri daha ileri boyutlara taşıyarak toplumsal parçalanmayı siyasi rantın ana rotası haline getiriyor.
Bu parçalanmayla birlikte çekirdek tabanını kendi etrafında tutmaya devam edecek, muhalefeti de kendi yarattığı gerilimin parçası yapıp olabildiğince marjinalleştirecek. Sonra halka dönüp şöyle diyecek:
“Bakın bu muhalefet var ya bu muhalefet, halktan kopuktur... İşi gücü gerilim üretmek, fitne çıkarmak, istikrarı bozmaktır... Hamdolsun halkımız bu oyunları oyunu bize vererek bozdu, bozmaya devam edecek...”

***

AKP’nin oyun dediği bu oyunu bozmak gerekiyor.
Bunun başlıca yolu; oyunu gören herkesin oyuna gelmemesi, önceliği yığınsallığa vererek toplumun olabildiğince geniş kesimlerini bir araya getirebilmesidir.
İktidara verilecek en büyük ders budur.
Yakın geçmişte toplumsal muhalefetin yükseldiği dönemlerde iktidarın gücü azaldı, halk gerçekleri daha iyi görmeye, hükümete bakışını daha gerçekçi bir zeminde yapmaya başladı. Bunu dikkate alan hükümet, barış içinde süren bu eylemlerin gerilimli hale gelmesini sağladı; medyasıyla, onları istikrar düşmanları ilan etti. Biraz daha ileri gidip darbeci yaptı. Sonra da üste çıktı, “bir darbe girişimini daha atlattık” deyip, gücünü de artırdığını ilan etti!
1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararıyla da elde edilmiş bir haktır. Bütün mesele, bu hakkı, haklılığa en ufak bir gölge düşürmeden kullanmaktır.

***

Mayıs ayı sonunda Gezi Direnişi’nin de birinci yılı yaşanacak.
Hükümet 1 Mayıs’ta istediği hedefe ulaşırsa bunu elbette devam ettirmek isteyecek ve önümüzdeki yaza yayacaktır.
Gezi, Türkiye’nin toplumsal muhalefet deneyiminin çok önemli bir parçasıdır. Temeli barışçıl olan, toplumun olabildiğince geniş kesimlerini kucaklayan Gezi sürecinin devamında yaşananlar, yukarıda aktarmak istediklerimizin fotoğrafıdır.
1 Mayıs’la birlikte Gezi deneyiminden elde nelerin kaldığını da göreceğiz. İktidar kendi hesabına alacağını almış, planını yapmış görünüyor.
Toplumun iç barış isteyen, demokrasi isteyen, özgürlüklerin genişletilmesini isteyen kesimleri ne yapacak? Bir kişinin kendi hedeflerini her şeyin önüne koyup toplumla istediği gibi oynamasına izin vermemek için tüm toplumun ortak bir ses çıkarabilmesi, ortak sesi bozan provokasyonları etkisiz hale getirebilmesi gerekli.
1 Mayıs ve devamı, önümüzdeki 10 yılın kapısıdır.
Diktatörlüğün en iyi tariflerinden biri şudur:
Diktatörlük, bir kişinin milyonlarca insana hükmetmesi değildir, milyonlarca insanın bir kişinin hükmetmesine izin vermesidir!  


Yazarın Son Yazıları

Seçim istemek yetmez! 26 Kasım 2020
Kılavuzu ABD olanın... 25 Kasım 2020
11 Mart’a dönüş! 19 Kasım 2020
40. yıl! 11 Kasım 2020
Nasıl bir Bayraklı? 5 Kasım 2020