Davutoğlu ve Türkiye...

24 Ağustos 2014 Pazar

Başbakan tarafından Başbakanlığa atanan Ahmet Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik kitabını, hapislik günlerinde aylık planlama yaparken bir haftamı ayırıp okumuştum.
Kitabı okuyunca Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı’nı deyim yerindeyse Düşişleri Bakanlığı’na çevirmesinin ve her alanda batağa saplanmasının rastlantı olmadığını, özel bir eğitimle gerçekleştiğini görüyorsunuz.
Davutoğlu kendisini iyi yetiştirmiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerine ve geleneksel politikalarına karşı i-kinci cumhuriyetçileri de gölgede bırakan politikalar, senaryolar üretmiş bir akademisyen siyasetçi.
Staretjik Derinlik kitabında sadece ana konulara ayrılan sayfaları aktarmak bile Davutoğlu’nun ana hayal coğrafyasının neresi olduğunu göstermeye yeter. 563 sayfalık kitapta aslan payını Ortadoğu alıyor. 130 safya yani kitabın dörtte biri bu coğrafyaya ayrılmış. Balkanlar 30, Orta Asya 40, Avrupa ise 50 sayfada özetlenmiş.
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlayan Stratejik Derinlik’te Türkiye’nin kuruluş süreci tamamen küçümsenmiş, örneğin 69. sayfada şu saptamaya yer verilmiş:
“Uluslararası alanda iddialı bir konum yerine Misakı Milli sanırlarını tercih ettik...”

***

Davutoğlu’nun gerek sözünü ettiğimiz kitabı, gerek son 15 yıllık dilim içinde yazdığı makaleler, gerekse Dışişleri Bakanlığı süreci bir bütün olarak ele alındığında önümüzdeki dönemin yeni maceralarla dolu olacağını söyleyebiliriz.
Önümüzdeki 10 aylık dilimde bunları topluma anlatmaya çalışacağız. Zira 2015 genel seçimlerinde bugünkü yapının alacağı sonuç, sonraki 10 yılı biçimlendirecek.
Davutoğlu bundan sonra ne yapacak sorusunun kestirme yanıtı şudur:
Bugüne kadar yaptığını.
Dışişleri Bakanlığı dönemindeki icraatına ilişkin akılda kalan sözlerinden ikisi şu:
Komşularla sıfır sorun ve değerli yalnızlık.
Birbirini sıfırlayan iki söz! İlki, Türkiye’nin öncelikle etrafında çoğalacağını, tüm komşularla ilişkilerinin en üst düzeye çıkacağını müjdeliyordu. İkincisi ise sorunların hemen hiçbirinin çözülmediğini, aksine yeni krizlerde Türkiye’nin aldığı tavrın komşular dahil kimse tarafından benimsenmediğini itiraf ediyordu.
Bu yalnızlık beraberinde Cumhuriyet tarihinde ilk kez Ortadoğu’daki üç önemli ülkede büyükelçimizin olmayışını getirdi. Suriye, İsrail ve Mısır’da artık sıfır sorun değil, sıfır ilişki var.
Aslında Irak’la da ilişkilerimizin büyükelçilik düzeyinde olduğu söylenemez. Musul Başkonsolosluğumuz ise hâlâ rehin.

***

Davutoğlu bütün bu mirası arkasında bırakıp Başbakanlık koltuğuna oturacak.
Tarihini benimsemediği bir ülkenin iki numaralı koltuğunda görev yapacak. Bir numarasında ise kendisini buraya atayan kişi yani yukarıdaki sürecin ana mimarı var.
Davutoğlu Dışişleri Bakanlığı yaparken aslında Türkiye Cumhuriyeti’ne başka bir ülkenin bakanı gibi bakıyordu. Çünkü bu ülkenin tarihinin dışındaydı. Kafasında başka bir tarih vardı. Son 100 yılı neredeyse yaşanmamış saymak, yeni bir tarih yaratmak istiyordu. O yüzden 26 Şubat - 1 Mart 2013 arasında Yeni Şafak gazetesine verdiği seri röportajda şöyle diyordu:
“Yüz yıllık parantezi kapatmanın zamanı geldi!”
Bugün kendisini o demeci verdiği günden daha güçlü hissedebilir...
Gerçekten yüz yıllık parantezi kapatabilir mi?
Bunun zamanı geldi mi?
Son yüz yıl bir parantez kapatır gibi yok sayılacak basitlikte mi?
Bu soruların tümüne yanıtımız şu:
Hayır...
Türkiye Cumhuriyeti’ni parantez içine alacak kadar küçümseyenler o parantezin içinde kaybolur.
Bakmayın bu kör karanlığa...
Anadolu’nun gücü bunu da aşar!  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları