Hak Vermem Bir Tekine...

29 Temmuz 2014 Salı

İktidar ortaklarının operasyon düellosunda ezim ezim ezilen hukukun, bir daha ne zaman, nasıl ayağa kaldırılabileceğini kestirmek olanaksız.
Hukuk artık silah bile değil. Zira silahın bir mekanizması vardır, ne tarafa yöneltirsen oraya zarar verir... Hukuk, silahtan daha tehlikeli, kime zarar vereceği belli olmayan tarifsiz bir araç haline getirildi.
Bir kürsü hâkiminin görev sırasında muhatap olduğu kişiye “Kaç İsmail kaç” diye bağırmasından tutun da gözaltında tutulan kişilerle ilgili fotoşoplu fotoğraf servisi yapılmasına kadar her şey yargı mekanizmasının en özenli olması gereken yerlerinin kevgire döndüğünü gösteriyor.
Oysa böylesi operasyonların, ceza davalarının en önemli yanı, delillerin toplanmasıdır. Bu aşamada atılan her adımın hiçbir kuşkuya ver vermeyecek şekilde olması gerekir.
12 yıllık iktidar koalisyonunun parti kanadına ait yayın organlarındaki “delil-haberler” gösteriyor ki, her türlü hazırlık yapılmış. Cemaat kanadına ait yayın organlarının mazlumluk ve “Elimizdeki barut henüz bitmedi” mesajı içeren yayınları gösteriyor ki, bu kavganın tüm boyutları kamuoyu ile paylaşılmadı.

***

Başbakan operasyonun ilk gününden beri yaptığı açıklamalarla hem çerçeve çiziyor hem derinlik veriyor. Önceki günkü sözleri şöyle:
“Bu işlerin İstanbul ayağının bütün pisliklerinin içinde Ali Fuat Yılmazer var. Kelepçelerle şov yapıyor... Bana bu adam 2-3 kez gelmiştir. Getirdiği bilgiler bir genelleme yapabileceğimiz fikirler değildi... Çok basit kişisel bazı duyumlardı. Ama son görüşmede baktım ki biraz farklı bir görüntü veriyor, sonra zaten diyaloğu kestim. Dedim ki sen artık görevine dön. Ama onlar paralel yargı, paralel emniyet yapısını kurmuşlar...”
Başbakan, Yılmazer için bütün pisliklerin içinde o var diyor ama, burada sormak gerek:

Bütün bunların başında kim var?
Ya da bütün bunların yapılmasını sağlayan görevlendirmeler kime ait?
Başbakan’ın kendi ifadeleri de gösteriyor ki, sözcüğün tam anlamıyla beraber yürümüşler bu yollarda. Bir Başbakan bir Emniyet Şube Müdürü ile temas kurmuş, istemediği bir zemin olunca da ona “bu görevi bırak” dememiş, “sen işinin başına dön” demiş.
O da kendi işinin başına dönmüş.

***

AKP yayın organlarında dün yayımlanan dinlenen kişiler, dinleme kararı veren hâkimler listesine göre, manken Deniz Akkaya’dan TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’na kadar geniş bir yelpaze dinlenmiş.
Sadece o liste bile Türkiye’de uzun yıllardır ciddi bir sorun olarak gündemde duran yasadışı ya da yasasına uydurarak yapılmış dinlemelerle büyük bir arşiv oluşturulmuş. Bu arşivin ne kadarının kullanıldığını, ne kadarının“zaman ayarlı” olarak bekletildiğini kestirmek de olanaksız.
Gazetelerde çarşaf çarşaf hâkim adları listelendiğine göre operasyonun yönünün nereye gideceğini kestirmek ise mümkün.
Bu tablonun tutulacak yanı yoktur.
Bu tabloda “haklı taraf” diye bakılacak bir yan yoktur.
Yıllardır süren hukuksuzluk ortamında taraflar birbirini çok iyi tanıdığı için karşılıklı “kirli propaganda” yöntemlerini de başarıyla uygulamaktadır.
Türkiye’nin gerçekten çağdaş, laik, demokratik bir hukuk devleti olması için mücadele edenlere düşen, bu mücadele rotasını saptırmadan, okları gereksizce birbirine çevirmeden parti-cemaat koalisyonunun halkın oylarıyla iktidardan uzaklaştırılmasını hedeflemektir.
Zaman zaman bize de “hangi taraftasınız” diye soruyorlar, yanıtımız tekerlemeli oluyor:
Hak vermem bir tekine,
Al birini vur ötekine!  


Yazarın Son Yazıları

Sırıtıyor... 22 Ekim 2020
Hukuksal soykırım! 18 Ekim 2020
Bütöv Azerbaycan! 30 Eylül 2020