Karanlık Savaş!

12 Ocak 2015 Pazartesi

Bugün Charlie Hebdo’ya yapılan insanlık dışı saldırının küresel yeniden yapılanma boyutunu sütuna yatıralım.
20. yüzyıl en genel anlatımla ikiye ayrılıyor. Birinci yarısı sıcak savaş dönemi. Savaşlarla başlayan 1900’lü yıllar, 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı ile korkunç bir kıyıma sahne oldu. 40 milyona yakın insanın yaşamını yitirdiği bu savaşta ilk kez cephe kavramı genişledi, hedef ülkelerin tüm toprakları kanlandı. Her şeyi çözümsüz bırakarak donduran 1. savaşın içinde 2’nin tohumları vardı. Yenilgiyi kabul etmeyen Almanya başta olmak üzere pek çok ülke dünyanın yeniden paylaşılmasını istiyordu. Atatürk bunu daha 1930’ların başında gördü, buna karşı Türkiye’nin batısında Balkan Paktı’nı, doğusunda da Sadabad Paktı’nı kurup barış çemberi oluşturdu.
2. Dünya Savaşı, ilkinden daha korkunç sonuçlandı. Ölümlerden yıkımlara kadar zarar iki katını geçti. Bu oranlamayı dikkate alan Einstein’ın şu sözü günceldir:
“3. dünya savaşının hangi silahlarla yapılacağını bilmiyorum ama, 4. dünya savaşının taş ve mızrakla yapılacağı kesin.”

***

20. yüzyılın ikinci yarısı ise iki büyük sıcak savaşın ardından soğuk savaş dönemi olarak tarihe geçti. Dünya iki ana kampa bölündü. Bunun dışında kalanlar da dönemin Yugoslavya lideri Tito öncülüğünde Bağlantısızlar’ı güçlendirmeye çalıştı.
Türkiye bu dönemi, içinde ve çevresinde hissetti. Batı’nın ileri karakolu diye adlandırıldı. Sovyetler Birliği ile sınırı olan başlıca NATO ülkesi olarak önemli roller aldı. O dönemin “NATO ülkeleri yapılanmaları” soğuk savaşın bitiminde büyük ölçüde açığa çıktı, hemen her devlet bu yapılarla yüzleşti; Türkiye hariç.
Aralık 1991’de Sovyetler Birliği’nin kansız ama, büyük bir toz yığını halinde çökmesinin ardından 21. yüzyıla ne ad verilecekti?
Önce, ideolojilerin sona erdiği, hatta tarihin bittiği bir dönem dendi. Sonra tek kutuplu yeni dünya düzeni sahneye kondu. Çok geçmeden yeni bir düzenin kolay kurulamayacağı anlaşıldı. “Tarihin sonu” sözünün kitabını yazan Fukuyama, dünyanın kolay yama tutmayacağını gördüve özür diledi. Özellikle 11 Eylül 2001’de ikiz kulelere yapılan saldırıdan sonra yeni döneme, sıcak savaş, soğuk savaş bölümlemelerine gönderme olarak “karanlık savaş” süreci adı verildi. Zira cephe neresi belli değil; hedef kim, düşman kim belirsiz...

***

7 Ocak’ta Paris’te yapılan saldırıya da hemen ad bulundu; Fransa’nın 11 Eylül’ü!
İlk bakışta yerinde bir yakıştırma gibi görünse de çok tehlikeli olasılıkları da akla getiriyor.
Amerika kendi 11 Eylül’ünden sonra ne yaptı?
Hemen “düşmanın” kim olduğunu, nerede olduğunu ilan etti. Afganistan’a, Irak’a “11 Eylül ortamını yaratan ülkeler” narasıyla müdahale etti. 40’a yakın ülkenin müttefikliğinde yapılan bu işgallere “sonsuz özgürlük”, “sınırsız demokrasi” gibi adlar verildi.
İkiz kulelere yapılan saldırı Amerika’nın tek kutuplu dünya hedefinin hızlandırıcısı olarak da kullanıldı.
Şimdi sormak gerekir; bu saldırı da Fransa’nın 11 Eylül’ü ise Fransa ve çevresi de bunu Afrika ve Asya’da etkinlik arttırma aracı olarak mı kullanacak?
ABD’nin 11 Eylül sonrası attığı adımlar ne sonuç verdiyse aynı mantıkla hareket edecek Fransa’nın 11 Eylül’ünden de farklı bir sonuç çıkmayacaktır.
Irak işgali döneminin Dışişleri Bakanı, 11. Cumhurbaşkanı Gül, saldırıyı Afganistan’ın Akdeniz’e yani Fransa’ya gelmesi olarak yorumladı. Bu yorum şöyle devam ettirilebilir:
Fransa Afganistan’a gelirse, Afganistan da Fransa’ya gelir!
Görünür gelecekte karanlık savaş tanımından öte görünen bir şey yok...


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Türkiye tükeniyor! 1 Ağustos 2021
Tayyiban... 25 Temmuz 2021