‘Anne Üniversitede Çok Kaşar Var!’

01 Aralık 2013 Pazar

Türkiye’de kadınlar ve genelde insanlar; kişisel yaşamlarında dahi terör/şiddetin yakalarına ne zaman, nereden gelip yapışacağını hiç bilemiyor.
Ayşe Arman’ın yaptığı tüyler ürpertici “Ferzan ile Harun” röportajını okurken kadınlara misliyle dönen bu müthiş şiddet sarmalı kültürünün gerçekte ne kadar derin, köklü ve yapısal olduğunu düşündüm.
Belki okumuşsunuzdur ama özetleyeyim…
“Kadına şiddetle uluslararası mücadele ve dayanışma gününün” tam ertesiydi.
Ayşe Arman; annesi ile tartışırken sinirden cama yumruk atan ve şahdamarı kesildiği için yaşamını yitiren öğrenci Harun Özalp’ın kız arkadaşı Ferzan’la konuşmuştu…
İkisi de 18’inde olan ve Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’nde okuyan Harun ile Ferzan, bir süre önce çıkmaya başlamış ancak bu arkadaşlık, oğlu için farklı bir “gelin adayı” düşünen anne “Gülseren Hanım” tarafından kabullenilmemişti.
Harun’un İzmir’e geldiği bir sıra Gülseren Hanım, oğlunun boynundaki tutkulu bir öpücük izini bahane ederek büyük bir tartışma çıkarmış; olay beklenmedik bir şekilde gelişmiş ve genç delikanlının ölümüyle sonuçlanmıştı.
Kadına şiddeti kadın yapınca
Gülseren Hanım “kız arkadaş Ferzan”a bunun üzerine saldırı dozunu hepten artırmış; oğlunun sevgilisini hiç çekinmeden “orospu”, “sürtük”, “kaşar” gibi etiketlerle damgalamakta mahsur görmemişti.
Arman’ın röportajından edinilen izlenime göre; Gülseren Hanım oğlu üzerinde kurduğu psikolojik baskıyı gözden geçirmek yerine; trajedinin sorumluluğunu, olay anında orada bile bulunmayan “kız arkadaş” Ferzan’a yüklemekteydi.
Ferzan’ı, “Başbakan’a dahi şikâyet etmekle” tehdit eden, “Kütahya kahpesi” diye niteleyen Gülseren Özalp; “Facebook”ta namına açılan hesapta hızını alamayıp Kütahya üniversitesinde dahası üniversitede okuyan kızları genelde, bu iddialara bundan böyle hiç yanıt veremeyecek oğlunun ağzından “Anne üniversitede çok kaşar var!” sözleriyle ezcümle karalamaktaydı.
Gülseren Hanım bu şekilde; “üniversitede okuyan kızların çoğu zaten rahattır/geniştir!” algısını-bilerek/bilmeyerek- fütursuzca işlemiş olmaktaydı…
‘Vurun Kahpeye’ repertuvarı
Ferzan hakaretlerin yanı sıra, fiziki tehditlere de maruz kaldığını anlatıyor.
Genç kız, Harun’un aile fertleri tarafından “Harun senin yüzünden vefat etti!” şeklinde demeçler aldığını, “Sana artık çok yakınız. Ensendeyiz. İki elimiz yakanda…” şeklinde tehditlerle karşılaştığını, cinayetle suçlandığını söylüyor.
Neden?
Ayak izi, parmak izi, silah izi değil sırf sevgilisinin boynunda öpücük izi bıraktığı için!
18 yaşındaki iki genç insan Türkiye’de oy kullanabiliyor, ülke kaderinde söz sahibi olabiliyor ancak kendi kaderlerine ve kendi bedenlerine hükmedemiyor. Diledikleri sevgiliyi, diledikleri gibi öpebilmek serbestliğine/özgürlüğüne sahip olamıyorlar.
Heyecan dozu yüksek bir öpücüğün ceremesi, ölüme dek uzanabiliyor…
Geride kalan kadın için gelsin orospular, gitsin sürtükler; ağza alınmayacak korkunç aşağılama, tehdit ve hakaretler, çok geniş bir “Vurun Kahpeye!” repertuvarında karşımıza çıkıyor.
Bu şiddetin en ağır türü değilse başka nedir?
‘Mobbing’ örneği
Günümüzde oldukça yaygın kullanılan deyimle açıkça bir “mobbing/kabadayılık ve psikolojik taciz” uygulanıyor.
25 Kasım uluslararası kadına karşı şiddete hayır günü dolayısıyla erkeklerin kadınlara ve de devletin kadına tacizini konuştuk...
Burada en okkalısından “kadının kadına uyguladığı şiddet ve taciz” var. Ancak bizde çok yaygın olan bu şiddet türü hiç konuşulmuyor.
Erkeğin kadına uyguladığı şiddet konusunda tabular hiç olmazssa yıkılmış durumda…
Patriarkal rol modellerinin içselleştirilmesi ve kuşaktan kuşağa sürdürülmesini sağlayan kadının kadına şiddeti ise hiç sorgulanmıyor.
Töre cinayetleri olgusunun dahi gerçekte kadınların işbirliği ile gerçekleştirildiğini biliyoruz.
Kadın, töre cinayetlerinde ya kendi kızını öldürüyor; ya “İyi oldu! Namusumuz temizlendi!” diyerek onay veriyor ya da doğrudan cinayete karar kılan “töre heyetinde” yer alıyor.
Kadının kadına şiddeti nerden baksanız, çok daha acımasız ve vahim çünkü üzerinde hiç durulmuyor bile.
Ferzan örneğinde görmüş olduğumuz gibi kadının kadına şiddeti; kadının kendinden zayıf bulduğu hemcinsini bir böcek gibi ezmeye, baskı altına almaya, sınırsız taciz ve tehdit etmeye; şimdilerde artık hükümet mercilerine ihbar etme kertesine varan dört dörtlük zorbalığa/tiranlığa dönüşebiliyor.
Kadına yönelik şiddeti tartışmaya, erkek ve devlet şiddetinden önce, belki de gerçekte buradan kadının kadına uyguladığı şiddeti tartışarak başlamalıyız.
Toplum tarafından geniş biçimde kanıksandığı için çoğu defa ayırdına dahi varılmayan ve görünmez olan bu şiddet irdelenmedikçe, başka hiçbir tedbirin faydası olmayacak.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Koronayla dans 18 Haziran 2020