AYM’ye güvenebilir miyiz? - Çetin DOĞAN
Olaylar Ve Görüşler
Son Köşe Yazıları

AYM’ye güvenebilir miyiz? - Çetin DOĞAN

11.09.2023 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Anayasa Mahkemesi (AYM), 28 Şubat davası kapsamında adil yargılama hakkımızın ihlal edildiğine dair yaptığımız kişisel müracaatı reddetti. Bu suretle AYM, derece mahkemesinin 54. Erbakan hükümetinin 18 Haziran 1997 tarihinde tarafımızca cebir ve şiddet kullanılarak ıskat edildiği yönündeki kararını da onaylamış oldu. AYM’nin oyçokluğu ile verdiği bu ret kararı, gündemin yoğunluğundan olsa gerek, kamuoyunda neredeyse hiç tartışma konusu yapılmadı.  

Aslında, AYM kararına muhalefet şerhi koyan başkan yardımcısı Hasan Tahsin Gökcan’ın “Karşı Oy Gerekçesi” tek başına AYM kararın çarpıklığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle 91 sayfalık, büyük bir bölümü 28 Şubat iddianamesi ve derece mahkemesinin gerekçeli kararından kopyala/yapıştır yöntemiyle oluşturulmuş AYM metninin tamamını irdelemeye gerek duymuyorum. Bunun yerine söz konusu kararda yer alan ve “hükme esas alınmış” tek bir belgenin çarpık değerlendirilmesi ve bu belgeye ilişkin perdelenmiş gerçekleri açıklamakla yetineceğim. 

AYM kararının 170. maddesinde bizim ortaya koyduğumuz kanıtlara dayalı değerlendirmelere niçin itibar edilmediği açıklanmıştır:

“AYM, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddiaları, bir bütün olarak adil yargılanma kapsamında olan hakkaniyete uygun yargılama hakkı çerçevesinde değerlendirilmiştir.” 

Başvurumuzun “adil yargılanma kapsamında olan hakkaniyete uygun yargılama hakkı çerçevesinde” değerlendirdiği iddiasının ne ölçüde gerçeği yansıttığını irdelemeye başlayalım:

AYM Kararının 50. maddesinde (Sayfa 22) 16 Nisan 1997 tarihli “Laiklik Aleyhtarı Faaliyetler” konulu belge yer almakta ve belgenin hükme esas alındığı belirtilmektedir. Bu belge gerçek olup imza yetkileri ile ilgili yönerge kapsamında Genelkurmay Harekât Başkanı olarak benim tarafımdan imzalanmıştır. Bu belge, hükme esas alınan diğer belgelerle de bağlantılı olduğu için söz konusu değerlendirmelerin gerçeklere ne kadar aykırı olduğu alenen ortaya çıkacaktır.

Belgenin içeriği MİT tarafından gönderilen bir bilgi notu ile ilintilidir. MİT bilgi notunda, haber kaynağını belirtmeksizin “camilerde TSK aleyhinde vaaz verildiği” yolundaki duyumlarını bildirmiş, bunu yaparken bilgi notunun mahkemede belge/kanıt olarak kullanılamayacağı şerhini de düşmüştür. MİT'in bilgi notunda haber kaynağının belirtilmemesi, teyit ihtiyacını doğurmuştur. İmzamın bulunduğu belge ise bu bilgi notunun içeriğinin teyidi amacıyla garnizon komutanlıklarına gönderilen belgedir. 

AYM kararında bu belgenin hangi birimlerden dava dosyasına girdiği ve belge içeriği ayrıntısıyla yer almaktadır. Ancak AYM, bu bilgilere dayanarak son derece özgün bir “değerlendirme” ile bu belgeyi atılı suçla ilişkilendirmeyi başarmıştır. Karardan aynen alıntılıyorum (AYM kararı, sayfa 23-24): 

Silahlı kuvvetlerin bilgi sahibi olmasının bazı faaliyetlerde caydırmada cüret ve cesaretlerini kırma bakımından etkisi olacağı, silahlı kuvvetlerin boş durmadığını, herhangi bir duruma karşı da tepki göstereceğini bilmeleri gerektiği, bu yazının demokratik bir yazı olup kim ne yapıyor, ediyor bunları bilme ülkenin birlik ve bütünlüğünü koruma yönündeki bir vazifemizin bir neticesi olduğu yönündeki belgeyi irade beyan ederek imzalayan sanığın savunmasına anayasadan kaynaklanmayan yetkinin kullanılması nedeniyle itibar edilmemiştir.

Öncelikle AYM’nin “irade beyanı” olarak nitelediği bu özgün değerlendirmeye dayanak teşkil edebilecek, bana atfedilen herhangi bir konuşma ya da belgenin dava dosyasında kesinlikle bulunmadığını belirteyim. İşin skandal olarak nitelenebilecek yanı, bu sözler 05-07 Mart 2003 tarihleri arasında icra edilen 1. Ordu Plan Seminerinde yaptığım ve Balyoz Kumpas davasında atılı suç ile ilişkilendirilen konuşmadan çarpıtılarak alıntılanmıştır. AYM’nin 28 Şubat davasıyla ilgisi olmayan Balyoz davasının dosyasındaki ifadeleri “ödünç alarak” 28 Şubat davası kapsamında irade beyanı olarak değerlendirmesi en temel hukuk prensiplerine aykırıdır. 

Bilineceği üzere, Balyoz davasında hak ihlalleri olduğu yönündeki 18 Haziran 2014 tarihli AYM kararından sonra, dava İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görüldü ve bütün sanıklar beraat etti. Yukarıda alıntı yaptığım AYM kararındaki “değerlendirme” ile ilişkisinin açıkça görülmesi için, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Balyoz davasındaki gerekçeli kararından bir kesiti buraya olduğu gibi taşıyorum: 

Sanık Çetin Doğan’ın seminer konuşmalarında ‘Yo yo durmayın, bilgi sahibi olmamızın, bazılarının bazı faaliyetlerde caydırmada etkisi olur. Yani silahlı kuvvetler olarak bazı bilgiler istenilmesi, bazı şeyleri şey yapılması, insanların bilgi alması bu adamların cüret ve cesaretlerini kırma bakımından şeyler olur’ şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır. Sanığın hükümeti eleştiren bu sözleri seminerin amacını aşan sözler olsa da bu sözlerin sanığın darbe hazırlığı yaptığı anlamına gelmeyeceği, sanığın darbe hazırlığı yapması halinde konuşmasında belirttiği gibi caydırıcılıktan söz etmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı düşünülmüştür.

Özet olarak, tarafımdan 2003’te sarf edilen bu sözler, Balyoz davasında atfedilen suça kanıt görülmemişken aynı sözler 28 Şubat davasındaki hak ihlallerini inkâr edebilmek için, 1997’de imzaladığım bir belge için AYM tarafından “irade beyanı” olarak kullanılmıştır. 

Konu ettiğimiz belgeyle devam ederek savunmalarımızda ve dava dosyasında yer alan çok önemli bilgi ve kanıtların AYM kararında nasıl perdelendiğine örnek vermek istiyorum. Aktaracağım üzere, “Laiklik Aleyhtarı Faaliyetler” belgesine ilişkin hukuken önemli bilgiler AYM kararında eksiktir. Açıklık getireyim:

Söz konusu belge 1997 yılında bir şekilde Yeniden Doğuş Partisi lideri H. Celal Güzel’in eline geçmiş, akabinde 28 Temmuz 1997 tarihinde Güzel, diğer kimi belgelerle birlikte “TSK’nin bazı yetkililerinin anayasal düzeni cebren yıkmaya teşebbüs ettikleri” iddiası ile Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne suç duyurusunda bulunmuştur. Konu ettiğimiz “Laiklik Aleyhtarı Faaliyetler” belgesinin yanı sıra, Nisan 1997 Tarihli “Batı Harekât Konsepti” 29 Nisan 1997 tarihli “Batı Çalışma Grubu Rapor Sistemi” ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nca yayımlanan 5 Mayıs 1997 tarihli “Batı Çalışma Grubu Bilgi İhtiyaçları” belgeleri bu suç duyurusunda kanıt olarak sunulmuştur. Bu belgeler 28 Şubat davasında da hükme esas olarak alınmıştır. 

Dönemin Ankara DGM Savcısı söz konusu belgeler üzerinde araştırma yapmış, bilirkişi tespit ederek Genelkurmay Başkanlığı ile yazışmalarda bulunmuştur. Genelkurmay Başkanlığı, Nisan 1997 tarihli “Batı Harekât Konsepti” konulu belgenin 29 Temmuz 1997 tarihi itibarıyla (yani Erbakan’ın istifasından bir ayı aşkın kadar süre sonrasında) taslak olarak bulunduğunu DGM savcılığına gönderdiği cevabi yazısında belirtilmiştir. DGM savcısı soruşturma sonucunda 4 Ağustos 1997 tarihinde aşağıda özetlediğim şekilde “Takipsizlik Kararı” vermiştir: 

  • “211 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu 35. maddesinde “Silahlı kuvvetlerin vazifesi Türk yurdunu ve anayasa ile tayin edilmiş bulunan Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak ve kollamaktır” denilmektedir.
  • Laik, demokratik devlet düzeni büyük Atatürk’ün kutsal bir emanetidir. Bu emaneti korumak Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte Türküm diyebilen herkesin görevidir.
  • Batı Çalışma Grubu illegal faaliyet gösteren bir yapılanma değildir. Varlığı ve amacı çok önceden kamuoyuna açıklanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri ve Batı Çalışma Grubu devletimizin anayasal düzenini yıkmak amacıyla değil, tamamen tersine nitelikleri anayasamızın 2. maddesinde belirtilen demokratik, laik, sosyal hukuk devletini korumak amacıyla çalışmalar yapmıştır.”

Takipsizlik kararı, 28 Şubat iddianamesinin ve nihayetinde AYM kararının hukuki dayanağını ortadan kaldırmaktadır. Zira bu kararla ihbarcı H. Celal Güzel’in dilekçesine eklediği yukarıda belirtilen belgelerde suç unsuru bulunmadığı mahkeme kararı ile kesinleşmiştir. Bu suretle AYM kararında yer alan başta “anayasadan kaynaklanmayan yetkinin kullanılması” olmak üzere, “Batı Çalışma Grubu (BÇG) çalışmalarının hükümetten gizli yürütüldüğü ve bilgi verilmediği, meşru bir zemini bulunmadığı”ve “BÇG’nin hükümete karşı yürütülen faaliyetlerin odak noktası olduğu” yolundaki ön kabullerinin temelsiz olduğu da ortadadır. 

Suç unsuru içermediği kesinleşen DGM kararı ile aklanan bu belgeler, ıslak imza içermeyen sahte belgelerle birlikte harmanlanarak bir CD’ye kaydedilmiş ve 28 Şubat davasının soruşturması başlatılmıştır. Balyoz davasından da aşina olduğumuz üzere kimi orijinal belgeler esas alınarak suç içeren belgeler üretilmiştir. Örneğin, yukarıda adı geçen ve 29 Temmuz 1997 tarihi itibarıyla taslak olduğu sabit olan Batı Harekât Konsepti isimli belge, her nasılsa soruşturmaya esas olan CD’den 6 Mayıs 1997 tarihli ve tahrif edilmiş olarak çıkmıştır! Benzer şekilde CD’deki sahte belgeler “gelecekten” izler taşımaktadırlar. Sözde 1997 tarihli 28 Şubat belgelerinde, her nasılsa 2002’de uygulanmaya başlanan “Evrak Güvenlik Numarası” bulunmaktadır.  

Tekrar davadaki usul hatasına dönecek olursak DGM’nin kesinleşen kararına rağmen, bu belgelerin kanıt olarak gösterildiği 28 Şubat iddianamesi kabul edilmiş, yapılan itirazlara karşılık kapatılan “özel yetkili” Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi “bu eksikliğin kovuşturmanın her aşamasında giderilmesi mümkün olduğu” gerekçesi ile hukuksuz yargılamayı sürdürmüştür. İtirazların devamı üzerine mahkeme, DGM’ler tarafından verilen “kovuşturmaya yer olmadığı kararı” ve kesin hükmün kaldırılması için; kapatılan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yeni delillerin ortaya çıktığı gerekçesiyle talepte bulunmuş ve bu talep 19 Temmuz 2013 tarihinde kabul edilmiştir. FETÖ iltisaklı olduğu için üyelerinin tamamının hüküm giydiği 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 1309 sayfadan oluşan iddianameyi, dava dosyasında mevcut on binlerce belgeyi tam bir günde “inceleyerek” karar vermiş olduğunu da burada belirtelim. Bu kararla usul hatası giderilmiş olduğu kabullenilse bile, DGM kararıyla suç unsuru olmadığı kesinleşen belgelerin, 16 sene sonra 28 Şubat davasında çarpık değerlendirmelerle atılı suç için dayanak yapılmasının hukuksuz olduğu izahtan varestedir. Bütün bu bilgiler dava dosyasındaki savunma ve verilen dilekçelerde mevcut olmakla beraber, konuya AYM kararında hiç değinilmemiştir.

Sonuç olarak, AYM kararında hükme esas alınan bir tek belgenin irdelenmesinin, iplik söküğü gibi davanın çözülmesine, zihinlerde oluşabilecek soruların giderilmesine yardımcı olacağını umuyorum. Bu aşamada bize düşen görev, yalın gerçeğin üstünün örtülmesine izin vermemek için tarihe not düşerek gerçeğin tescilini sağlamaktır. Anayasamıza göre kararları iç hukukumuzun üzerinde kabul edilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) de bu tescili yapacağına inanıyorum. Esasen aşağıda alıntısını yaptığımız, AYM Başkan Yardımcısı Hasan Gökcan’ın söz konusu kararda yer alan “Karşı Oy Gerekçesi” verilen hükmün bütününün hukuksuzluğunu yeterince ortaya koymaktadır:

A. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi İhlal Edildiği İddiası Yönünden

Bu başlıkta yer alan hak ihlali konusunda diğer iki başvurucuya ilişkin karara koyduğu muhalefet şerhine atıfta bulunulmuştur. Bu ilkenin ihlalini özünü değiştirmeden sadeleştirerek özetleyelim:

Bilindiği gibi anayasanın 38. maddesinde düzenlenen kanunilik ilkesi; “Hiç kimsenin kanunla düzenlenmeyen ve karşılığında bir ceza öngörülmeyen fiilden yargılanmaması, cezalandırılmaması” anlamı taşımaktadır. Bu yönüyle, yerel mahkeme kararı ve Yargıtay onayı, “Kanunilik ve Hukuki Öngörülebilirlik” ilkelerine açıkça aykırıdır. Dava dosyasında, başvurucunun bir fiilinden kaynaklı olarak 54. hükümetin görevi bırakmak zorunda kaldığına, üyelerinin cebir ya da şiddete maruz kaldığına dair bir delil yoktur. Hükümet 18 Haziran 1997 tarihinde ıskat edilmemiş, istifa etmiş, yeni hükümet kuruluncaya kadar (30 Haziran 1997) görevine devam etmiş, Resmi Gazetede yayımlanan kararnameler imzalamış, TBMM açık kalmış, hiçbir kimse tutuklanmamıştır.

B. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkı ile Gerekçeli Karar Hakkının ihlal edildiği Yönünden:

“Başvurumuzda yer alan, CD5’in içerisindeki belgelerin sahte olduğu, bilirkişi raporlarının ve dönemle ilgili tanıklık yapan milletvekillerinin anlatımlarına itibar edilmediği yolundaki iddialarımızın gerekçeli kararda tartışılmadığı”

    • “CD5’e kaydedilmiş 1997 yılı tarihli belgelerin üzerinde ‘Evrak Güvenlik Numarasının’ kaşelendiğini, oysa Gnkur. Başkanlığı’nın resmi yazısında Evrak Güvenlik Numarası uygulamasının 05.11.2002 tarihinde başlamış olduğunun belirlendiğini,”
    • İddianamede aslının “Adli Emanette” olduğu belirtilen “Batı Harekât Konsepti” adlı belgenin duruşmada getirildiğinde fotokopi olduğunun görüldüğü, sahteciliğin araştırılması isteminin kabul edilmediği,” 
    • Sincan’da yürütülen tankların hükümetle bağlantısını kuracak delillerin gösterilmediği, hükümetin istifası sürecinde cebir ve şiddet kullanıldığını gösteren bir delil bulunmadığı yönündeki iddiaların mahkeme kararında ve kanun yolu incelemesinde yeterince cevaplanmadığı”
    • “Bilirkişi raporunda ve uzman mütalaasında CD’den elde edilen delillerin güvenirliklerinin şüpheli olduğu kanaati belirtilmiştir. Yerel mahkemenin CD içerisindeki bilgilerin doğruluğunu, “bir defada yazdırıldığı ve sonradan ekleme çıkarma yapılmadığı” yönündeki değerlendirmeye dayandırmıştır. Fakat bu değerlendirme söz konusu belgeler üzerindeki sahtecilik şüphesini kaldırmaya yetmemektedir. Gerekçeli karar ve Yargıtay onama kararında başvurucunun iddialarına karşılayacak tartışma ve gerekçe yer almamaktadır.
    “Sonuç olarak mahkemeler söz konusu belgeleri hükme dayanak yapmıştır. Bu durum yargılamanın hakkaniyetini zedelediği gibi gerekçeli karar hakkını da ihlal eder niteliktedir. Belirtilen nedenlerle başvurucunun hakkaniyete uygun yargılama hakkı ile gerekçeli karar hakkının ihlale dildiği kanısındayım.

Sanırım yukarıda alıntısını yaptığım “Karşı Oy Gerekçesi” sadece AYM’nin kararının değil, en tepedeki yargı erkinin içine bulunduğu acıklı durumu da ortaya koymaktadır. 25.08.2023

NOT: Bu yazıda ortaya konan gerçeklerin belgeleri tıpkı-çekim olarak eklerde yer almaktadır.

ÇETİN DOĞAN

EMEKLİ ORGENERAL

Yazarın Son Yazıları

Mektup (Kafka’ya) - Buğra Gökce

10 aydır mektup yazmak, yanıtlamak ve hatta mektup beklemek en önemli direnç ve yaşama bağlanma biçimi oldu adeta benim için.

Devamını Oku
17.01.2026
Karne kimin aynası? - HAMZA KİYE

2025-2026 eğitim öğretim yılında birinci dönem bitti, karneler dağıtılıyor.

Devamını Oku
16.01.2026
Bir çınar daha sonsuzluğa göçtü - MUSTAFA GAZALCI

Doğa yasası gereği, yüreklerimizi yaksa bile Köy Enstitülü çınarlar bir bir ayrılıyor aramızdan.

Devamını Oku
16.01.2026
Devrim Kanunları’ndan yeni müfredata

Bir eğitim-öğretim yılının daha birinci yarıyılı sona ererken Türkiye’de eğitim sistemi pedagojik ve toplumsal açıdan ciddi tartışmaların odağında yer almaya devam etmektedir.

Devamını Oku
15.01.2026
Nâzım Hikmet 124 yaşında

Cumhuriyet gazetesinin 30 Mart 1950 tarihli birinci sayfasında, “Bursa Cezaevi’nde Mahkûmlarla Konuşma” başlıklı röportaj yayımlandı.

Devamını Oku
15.01.2026
Öfke ekonomisi - Mehmet Utku Şentürk

Oxford Sözlüğü’nün 2025 yılı için seçtiği kelime “rage bait” yani “öfke tuzağı” idi.

Devamını Oku
14.01.2026
Bütün ülkelerin hukukçuları birleşin! - Ziya Yergök

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği süreç adeta hukuksuzluklar sürecine döndü.

Devamını Oku
14.01.2026
Eşsiz bir yurtsever: Rauf Denktaş - Doç. Dr. İhsan Tayhani

Henüz 18-19 yaşlarında bir genç olarak Kıbrıs Türkünün özgürlük savaşımına omuz vermeye başlayan ve 88 yıllık yaşamının büyük bölümünü söz konusu savaşıma adayan Rauf Raif Denktaş, salt özverili bir dava adamı değil, omuzladığı savaşımı, bir devlet kurarak taçlandırmış olan çok yönlü bir liderdir.

Devamını Oku
13.01.2026
Roma yanılgısı ve İran - Prof. Dr. Cengiz Kuday

Mesleğim gereği Amerika Birleşik Devletleri’nde düzenlenen birçok bilimsel toplantıya katıldım.

Devamını Oku
13.01.2026
Emperyalizm, Venezuela ve demokrasi - Doğan Ergenç

3 Ocak 2026 günü ABD, Venezuela’ya saldırdı ve Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşini kaçırıp New York’a getirdi.

Devamını Oku
12.01.2026
MESEM ve çocuk işçiliği - Özgür Hüseyin Akış

Sanayi Devrimi’yle birlikte çocuk emeği üretim sürecinde ciddi bir biçimde yer almıştır.

Devamını Oku
12.01.2026
Gündelik distopya ve umudumuz - Olcay Bağır

Distopyaların ilki olmasa da en meşhuru Aldous Huxley’in 1932’de basılan Cesur Yeni Dünya romanıdır.

Devamını Oku
10.01.2026
‘Bir bilen’ - Kadir Serkan Selçuk

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır.

Devamını Oku
10.01.2026
Bir haydut devletin resmi: ABD - Doğu Silahçoğlu

Dünya egemenliğine soyunan ABD; uluslararası hukuka aykırı bir anlayışla ve geçmişteki sabıkasına uygun olarak yeni yılın ilk sabahında Venezuela’da haydutluğa soyundu.

Devamını Oku
09.01.2026
Bitmeyen meşruiyet arayışı - Hande Orhon Özdağ

Erdoğan’ın ABD seyahati sırasında, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Trump’ın Erdoğan’a “ihtiyacı olanı” verdiğini söylemişti...

Devamını Oku
09.01.2026
Sermaye imparatorluğu - Kaan Eroğuz

Tüm dünya yeni yılı Amerikan emperyalizminin Venezüella’ya saldırısı ve devlet başkanı Nicolas Maduro ile eşi Cilia Flores’in bir savaş suçlusu gibi ABD’ye kaçırılması olayıyla karşıladı

Devamını Oku
08.01.2026
Yargı kısıntısı - Suna Türkoğlu

Anayasa Mahkemesi, 16.7.2010 tarihli E:2010/29 K:2010/90 sayılı kararında hukuk devletini “insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, anayasanın ve yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlet” olarak tanımlamıştır.

Devamını Oku
08.01.2026
Türkiye 2026'dan ne bekliyor? - Necdet Adabağ

Ünlü İtalyan şair-yazarı Giacomo Leopardi “Takvim Satıcısı” adlı denemesinde bir yılbaşı öncesinde takvim satıcısına, gelecek yılın nasıl olacağını sorar, sorunun yanıtını beklemeden gelecek yılın yaşadıkları yıldan farklı olmayacağını; acı ve ıstırapların süreceğini, iç ağrılarının dinmeyeceğini söyler.

Devamını Oku
07.01.2026
Venezüella’da ABD darbesi - Hikmet Sami Türk

3 Ocak 2025 sabaha doğru Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD ordusunun özel görev birimi Delta Force timleri tarafından yataklarından alınarak kaçırıldı; ABD’ye yönelik uyuşturucu kaçakçılığı ve terörizm iddialarıyla yargılanmak üzere New York’a götürüldü.

Devamını Oku
07.01.2026
Liyakat, adalet, açılım: Türkiye masada... - Gani Aşık

“Vatanımız cennet, sofralarımız bereket ve idaremiz merhamet” sloganı ile iktidar olan intikamcı siyasal İslam; foyasının çıkması, yurttaşın bıkması ve devletin kokuşması ile 23 yıllık fetret döneminin sonuna gelmiş görünüyor.

Devamını Oku
07.01.2026
Harita üzerinde mütalaa etmek - Nejat Eslen

Mustafa Kemal Atatürk, “Ben siyasi meseleleri de askeri vaziyetlerde olduğu gibi harita üzerinde mütalaa ederim” demiştir.

Devamını Oku
06.01.2026
Vicdanı altınla değil, hakikatle tartmak - Abdullah Dörtlemez

Atinalı Timon, Shakespeare’in kaleminde cömertliğiyle tanınan, dostlarına servetini açan ama karşılığında nankörlük ve ihanet gören bir karakterdir.

Devamını Oku
06.01.2026
Ayrıştırma mı, bütünlük mü? - Necdet Ersoy

Ülkemizde her düzeyde devlet görevlisi, siyasetçiler ve kanaat önderleri, söylemlerinde toplumun bir bütün olduğunu ifade etmek için yurdumuzdaki bütün etnik grupların isimlerini sayıp sonra da “Biz hepimiz kardeşiz” gibi birlik ifade eden bir söylemi kullanmaktadırlar.

Devamını Oku
04.01.2026
Toplumsal çürüme ve mücadele - Coşkun Özdemir

Kaygılar içinde yaşadığımız koca bir yıl geçti.

Devamını Oku
03.01.2026
Sahipsiz hayvanlar ve ‘tek sağlık’ - Ülgen Zeki Ok

İnsan sağlığını korumakla birlikte hayvan ve çevre sağlığının da korunması gerektiğine temellenen “tek sağlık” anlayışı, farklı alanlarda, farklı düşünebilen beyinlerin uyum içinde çalışmalarının yarattığı sinerji ile hızla yayılıyor.

Devamını Oku
03.01.2026
2026'da Türk ordusu - Cumhur Utku

Filmi geri saralım.

Devamını Oku
02.01.2026
Her şey bizim elimizde - Yüksel Işık

Doğanın yasası bu, bir yılı daha tarihteki yerine yolcu ediyoruz.

Devamını Oku
02.01.2026
Mustafa Necati'yi düşünürken - Mustafa Gazalcı

Her yılbaşı geldiğinde gencecik yaşında talihsiz bir biçimde yitirdiğimiz Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati’yi düşünürüm.

Devamını Oku
01.01.2026
Liyakat kurumu - Ülkü Sarıtaş

Türk Dil Kurumu sözlüğündeki tanıma göre, kökeni Arapça olan liyakat kelimesinin anlamı; bir kimsenin, kendisine iş verilmeye yeterlilik, uygunluk ve yaraşırlık durumunda olmasıdır.

Devamını Oku
01.01.2026
Cumhuriyetin kurucu felsefesine dönüş - Basri Gürsoy

Türkiye bugün yalnızca bir iktidar değişimi tartışması yaşamamaktadır.

Devamını Oku
31.12.2025
Umut korkuyu yensin - Abdullah Yüksel

2025’in omuzlarımızda bıraktığı ağırlıkla giriyoruz yeni yıla.

Devamını Oku
31.12.2025
İyilik biriktirenlerin yolu - Serpil Güleçyüz

Yeni bir yıla, bin bir umutla merhaba derken tartışmaların dayatmaların gölgesinde, bizi biz yapan değerlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı fark ediyoruz.

Devamını Oku
31.12.2025
Askeri hastanelerin yeniden açılması - Dr. Süleyman Kalman

Sıkça gündeme gelen askeri hastanelerin yeniden açılması yönündeki tartışmalar, yalnızca yönetsel bir düzenleme sorunu değil, görünüşte ani ama belki de “bile bile” yapılmış bir yanlıştan dönmenin ve silinmeye yeltenilmiş Cumhuriyetin sağlık belleği ile kurulan ilişkinin de bir göstergesidir.

Devamını Oku
30.12.2025
Barış üzerine bir deneme - Av. Ekrem Demiröz

Savaş kabadır, çirkindir ve acımasızdır.

Devamını Oku
30.12.2025
Yeni bir toplumsal yalnızlık - Dr. Alper Demir

Türkiye’de son yıllarda yaşanan siyasal gerilimler, derinleşen kutuplaşma ve kamusal alanın giderek daralması, artık yalnızca güncel siyasetin değil, toplumsal yapının kendisinin sorgulanmasını zorunlu kılıyor.

Devamını Oku
29.12.2025
Yıl biterken... - Erol Ertuğrul

23 yıldır Türkiye hak etmediği acıları yaşıyor.

Devamını Oku
28.12.2025
Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi: Kızılca Gün - Hüner Tuncer

Birinci Dünya Savaşı sonucunda Osmanlı topraklarını Avrupa devletleri arasında paylaştıran Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında, Mustafa Kemal’in öncelikli düşüncesi, “ulusal birlik” düşüncesiydi.

Devamını Oku
27.12.2025
Su kıtlığına doğru... - İsmail Özcan

Herkesin bildiği üzere yaşadığımız dünyanın insanlar ve tüm canlılar için olmazsa olmaz iki büyük nimetinden biri hava, diğeri sudur.

Devamını Oku
27.12.2025
Devlet geleneği, demokrasi ve vicdan - Halil Sarıgöz

Dün İsmet İnönü’yü aramızdan ayrılışının 52’nci yılında andık..

Devamını Oku
26.12.2025
‘Asgari’ sömürü - Aydın Öncel

Aralık ayının son günlerinde yaşanan “asgari ücret” tartışmalarında gelenek bu yıl da bozulmadı!

Devamını Oku
25.12.2025