Olaylar Ve Görüşler

Prof. Dr. ALAIN BOCKEL - Kaboğlu’nun ‘sivil ölümü’

19 Temmuz 2017 Çarşamba

Hukukçu ve eski diplomat Alain Bockel, Le Monde gazetesindeki yazısında, ulusal güvenlik için tehlike arz eden yapılarla ilişki içinde olmakla suçlanan binlerce kişiye yönelik 7 Şubat 2017 tarihli KHK’nin tümüyle hukuk dışı olduğunu söylüyor.

 

Profesör İbrahim Kaboğlu, 7 Şubat 2017 tarihli KHK ile Marmara Üniversitesi’ndeki görevinden ihraç edildi. 43 yıllık hizmetine rağmen emeklilik haklarından mahrum edildi ve pasaportuna el konuldu. Bu karar, Türkiye’deki 15 Temmuz 2016 darbe girişimini takip eden kitlesel tasfiye hareketi kapsamında alındı.
Bu tür bir yaptırıma uğrayan kişiler, resmi olarak “terörist işbirlikçisi” olarak kabul ediliyor. Toplumun dışına itiliyor, hukuken ya da fiilen her türlü iş imkânından yoksun bırakılıyor. Bu bir sivil ölümdür: Gelir yok, iş yok, dost bir ülkeye sığınma imkânı yok.
Bu kanun hükmünde kararname tümüyle hukuk dışı: Ayrım yapmaksızın ve sorgusuz sualsiz bir terör örgütüyle veya ulusal güvenlik için tehlike arz eden yapılarla ilişki içinde olmakla suçlanan binlerce insanı mağdur ediyor. Üstelik itiraz yolu da yok.

Yıllar alacak
OHAL şartlarında, kanun hükmünde kararnamelerin yasaya uygunluğu olağan başvuru yolları kullanılarak denetlenemiyor. Tek bir imkân var; o da ilgili kişilerin tek tek ve bireysel olarak temel haklarının ihlali gerekçesiyle yargıya, şu durumda Anayasa Mahkemesi’ne başvurması. Oysa birkaç KHK ile yüz binden fazla insan yaptırıma uğramış durumda. Halihazırda birkaç bin başvuru almış olan Anayasa Mahkemesi ise henüz bu başvurulardan hiçbirine ilişkin bir karar almış değil.
Geriye, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) kalıyor ancak Avrupa Konseyi, yoğun başvuru ihtimali karşısında, Türk makamlarından kararların gözden geçirilmesi amacıyla bir komisyon kurulmasını talep etti. Böyle bir komisyon 2017’nin ocak ayında kuruldu ve yedi üyesi de mayıs ayında atandı. Oldukça siyasi bir yapısı var (Türk hükümeti tarafından atanan beş yüksek memur ile iki hâkim). Komisyon çalışmalarına ancak bir yıl sonra, 17 Temmuz’da başladı.
Sadece iç hukuk yollarının tüketilmesi sonrasında başvurulabilen İHAM, bu komisyonun kararını beklemek zorunda. Komisyonun pek çok talep alması bekleniyor, 200 binin üzerinde olası başvurudan söz ediliyor. Sonrasında idari yargı nezdinde yapılacak başvuruların olacağı öngörülüyor. İHAM, ancak bu prosedürün başarısız olması halinde müdahil olabiliyor. İHAM, son kararıyla kendisine başvuru yapılmadan önce, eksik ve yetersiz kalsa da süreci fazla uzatsa da, ulusal makamlara başvuru yapılmasını temenni ediyor.
Böyle bir prosedür, tek gerçek garanti anlamına gelen İHAM’ın denetimini önemli ölçüde geciktirir. Adaletin yerini bulması yıllar alır.
Profesör Kaboğlu elbette bu durumdaki tek kişi değil. Onun etkilendiği KHK aynı zamanda 330’u akademisyen olmak üzere 4 bin 400 devlet memurunu da ilgilendiriyor. 67 yaşındaki bu seçkin anayasa hukuku profesörü son derece saygın bir kişilik. Bugünkü iktidar döneminde İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı olarak seçilmiş ve 2003- 2005 yılları arasında bu görevde bulunmuştu. Ders vermek üzere pek çok Avrupa üniversitesine, özellikle de Fransız üniversitelerine davet ediliyor; Şubat 2017’de de Paris III Üniversitesi’nde ders vermekteydi. Yani ne bir teröristtir ne de tehlikeli bir devrimci.

Bu denli ihlale şahit olmadık
Daha önce bireysel hakların ve temel özgürlüklerin savaş halinde olmayan bir ülkede bu denli ihlal edildiğine hiç şahit olmadım. Laikliğe saygı ilkesine bağlıdır; darbe girişiminin arkasında oldukları resmi olarak açıklanan ve geçen yılki kapsamlı tasfiyenin hedefi olan imam Gülen’in destekçileri “Gülenciler”le hiçbir bağlantısı yoktur. Demokrasiye saygılıdır; PKK ile de hiçbir ilişkisi yoktur ve her türlü şiddet çağrısını reddeder. Ne hükümeti devirmeye teşebbüs şüphelisi olabilir ne de devlet için bir tehlike teşkil edebilir. Galatasaray (ve Marmara) Üniversitesi’nde birlikte çalışırken bizzat gördüğüm üzere hukuk devletine ve insan haklarına saygıya son derece bağlıdır. Bu bakımdan da Türkiye için tehlikeli bulduğu ve 16 Nisan 2017’de referanduma götürülen son anayasa değişikliğine ilişkin kamuoyu önündeki eleştirilerinde sözünü sakınmamıştır. Aynı şekilde, geçen yıl, Güneydoğu’daki yoğun şiddet kullanımını kınayarak Kürt sorununun barışçı yollardan çözümü için çağrı yapan ünlü akademisyenler bildirisinin de imzacısıdır.

Darbenin araçsallaştırılması
Aktif bir muhalif olarak hukuk devletine saygı konulu pek çok konferans vermiş ve konuşmalar yapmıştır. Yeni çıkan (ancak henüz çevirisi yapılmayan) kitabı 15 Temmuz Anayasası’nda da son değişiklik ile darbenin araçsallaştırılmasını eleştirmektedir.
Böyle bir şöhret doğal olarak onu saf dışı bırakılması gereken bir sorun haline getiriyor. Hapis cezası almadı veya herhangi bir şiddet eylemine maruz kalmadı; ancak tehdit altında olduğunu ve siyasi duruşu sebebiyle her an sorun yaşayabileceğini biliyor. Mağduru olduğu bu yakışıksız ve etkili itiraz yolları bulunmayan hukuk dışı önlem ile sessizliğe mahkûm edilmek isteniyor.
İbrahim Kaboğlu bugün Türkiye’de pek çok insanın içinde bulunduğu trajik ve umut kırıcı durumun ideal bir tanığı. Bunu bu kadar yüksek sesle dile getirmemin nedeni; Afrika’da, Ortadoğu’da ve Asya’da geçen kırk yıllık akademisyenlik ve diplomatlık tecrübem boyunca daha önce bireysel hakların ve temel özgürlüklerin savaş halinde olmayan bir ülkede bu denli ihlal edildiğine hiç şahit olmamamdır.

Çev: Gülden Kurt Yazı için: http://www.lemonde.fr/idees/ article/2017/06/09/turquie-la-mortcivile- d-ibrahim-kaboglu-opposant-actif-etdefenseur- de-l-etat-de-droit_5141376_3232. html#PTOxCPAkPsHfsHRS.99  

Prof. Dr. ALAIN BOCKEL


Yazarın Son Yazıları