Tetikçi ‘Suç’ Deyince Suç Oluşuveriyor...

18 Mayıs 2017 Perşembe

Adalet ve Kalkınma Partisi, yapmayı sürdürdükleri ile Türkiye’yi,
OHAL olmadan yönetemeyeceği bir ortama sürüklüyor.
OHAL Kanun Hükmünde Kararnameleri ile insan haklarının, anayasanın ve hukukun askıya alınan bölümlerini az çok biliyoruz.
Ama kayda geçirilmeden, öç alma duygusunun gözleri bürümüş olmasından kaynaklanıp gizlice uygulamadan kaldırılmış öyle yasa maddeleri var ki...

***

Bunlardan biri de Türk Ceza Yasası’nın 21’inci maddesi.
Önce maddeyi anımsayalım.
“Kast
MADDE 21- (1) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır.
Kast, suçun kanuni tanımındaki
unsurları bilerek gerçekleştirilmesidir.
(2) Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır. Bu halde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda müebbet hapis cezasına, müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıldan yirmi beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur, diğer suçlarda ise temel ceza üçte birden yarısına kadar indirilir.”
Madde bu şekliyle, Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından yenilenen Türk Ceza Yasası’nda yer alıyor.
Maddenin hukuk diliyle anlatmak istediği de apaçık ortada. Kast ya da olası kast yoksa ceza verilemez.

***

Peki uygulama öyle mi?
Nereye götürüldüklerini bile bilmeyen erler, askeri okul öğrencileri; devletin güvencesi altındaki bankadan daha az faizi çıkarına görüp kredi alan ya da aldığı dairenin parasını satıcının isteği üzerine yatıranlar; özgürlükten yana tavır koyan solcusu ve Atatürkçüsü ile bilim insanları, öğretmenler, kamu görevlileri nasıl tutuklanıyor, azlediliyor, açlığa mahkûm ediliyor?
Bir başlık ya da haber yüzünden gazeteciler neden tutuklanıyor? Kastını araştırıp kanıtlayan olmuş mu?
Yanıtını bilen varsa bana da anlatsın.

***

Bu kez de internet sitemizin yayın yönetmeni (meğerse haber müdürüymüş...) Sevgili Oğuz Güven’in tutuklanmasıyla döndüm 12 Eylül’ün Selimiye günlerine...
Maçka Maden Fakültesi önünde bir öğrenci öldürülmüştü. Arkadaşları, gencin “faşistlerce öldürüldüğünü” belirten bir ölüm ilanı yazıp getirmişlerdi.
Önceki örneklerden bildiğimiz gibi solcu öğrenciler ülkücüleri “faşist” diye tanımlıyordu.
İlan gazetede çıkınca sıkıyönetim komutanı gene kızmış, “tutuklama” isteğini de ekleyerek benim 159’uncu maddeden (şimdi 301) yargılanmam emrini vermişti.
Çünkü öldüren güvenlik güçlerindenmiş.
Öldürülme haberi aynı günün gazetesinde de vardı ama, öldürülen gencin adı öğrenilemediği için haberde yoktu.
Davet ettiler (öyle gelip yaka paça gözaltına alarak; ya da zorla götürmediler.) gidip önce yüzbaşı, üsteğmen savcılara, ardından da sıkıyönetim mahkemesine ifade verdim.
Duruşma savcısı, haberle ilan arasındaki çelişkiyi dikkate alarak beratımı istedi. Mahkeme karar için ara verdi. Mübaşir asker “sanık Orhan Erinçdiye bağırınca içeri girdim, parmaklığa doğru yürüdüm.
Varınca başkan kararı açıkladı.
“Kastı Cürmi Yönünden beraatınıza karar verdik.”
Yine çıktım, elimi kolumu sallayarak vapura binip gazeteye döndüm.

***

Son iki yazıyı yazma nedenim 12 Eylül faşist rejimini aklamak değil. Emir komuta zincirine göre oluşturulmuş sıkıyönetim yargısında bile hukuku önceleyen yargıç ve savcıların varlığını anımsatmak.
Bilmem anlatabildim mi?

***

Arkadaşlarımız Akın Atalay, Murat Sabuncu, Kadri Gürsel, Güray Öz, Hakan Kara, Turhan Günay, Musa Kart, Önder Çelik, Bülent Utku ve Mustafa Kemal Göngör’ün özgürlüklerinden yoksun bırakıldıkları süre 200 güne ulaştı.
Ahmet Şık 139, Emre İper 42’nci gündeler. Son tutuklumuz Oğuz Güven ise 7’nci günde.
Hukuksuzluğun sona ermesini bekliyoruz.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları