Örsan K. Öymen

Bölücülük

29 Haziran 2020 Pazartesi

Ülkeleri kutuplaştırarak bölmek, emperyalizmin yöntemlerinden birisidir. Ancak ülkelerin bölünüp parçalanması, sadece coğrafi bir bölünmeden ve parçalanmadan ibaret değildir. Bölünüp parçalanmak, önce toplumsal bağlamda gerçekleşir, bunun coğrafyaya yansıması sonradan olur. Ülkeler durduk yere coğrafi bir parçalanma yaşamazlar.

Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni, din, mezhep ve etnik kimlik ayrımına değil, vatandaşlık ilkesine dayanarak, üniter bir devlet olarak kurmuştur. Söz konusu üniter devletin omurgası da, anayasada da ifade bulan, demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti ilkesidir.

Türkiye’yi bölüp parçalamak isteyen emperyalist güçler ve onların yurtiçindeki işbirlikçileri ise din, mezhep ve etnik kimlik üzerinden bir siyaset modeli geliştirmişlerdir. Türkiye’de siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, medya, yayıncılık kurumları ve üniversiteler, bu kesimler tarafından işgal edilmiştir.

İslamcı-laik, dindar-dinsiz, Sünni-Alevi, Türk-Kürt ayrımları ve karşıtlıkları üzerinden Türkiye’nin bölünmesi planı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri devam etmektedir. Din, mezhep ve etnik kimlik ile bağlantılı insanın ilkel ve öznel dürtülerine seslenen, kavramsallıktan, kuramsallıktan ve ilkesellikten uzak anlayışlar üzerinden bir ülkeyi bölmek, en kolay yoldur. Emperyalizmin misyonu, insanları ilkelerden uzaklaştırıp ilkelliğe mahkûm etmektir. Çünkü sömürgeleri ancak böyle kurabilirler!

***

AKP iktidarının barolara ve hukuk sistemine dayatmaya çalıştığı “çoklu baro” sistemini de bu bağlamda anlamak gerekir. Eğitim sistemini böldükleri gibi, şimdi de hukuk sistemini bölmeye çalışmaktadırlar!

1924 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen ve laik-bilimsel eğitim modelini tüm vatandaşlar için olanaklı kılan Öğretim Birliği Yasası, imam hatip okulları, Kuran kursları, ilahiyat fakülteleri enflasyonu ve “4+4+4” eğitim sistemiyle nasıl bertaraf edildiyse ve bunun sonucunda ayrı dünyaların insanları olan vatandaşların yetişmesi ve onların karşılıklı olarak kutuplaşması sağlandıysa, şu anda aynı şey hukuk alanında yapılmaktadır.

Amaç, farklı siyasi çizgileri temsil eden farklı baroların yaratılması ve baroların siyasallaşmasıdır! Bunun bir sonraki aşaması “çoklu hukuk” sistemidir! AKP’nin ve onun arkasındaki köktendinci tarikatların ve cemaatlerin hedefi, isteyenin “laik hukuka”, isteyenin “İslam hukukuna” tabi tutulmasıdır. Nihai amaç, laikliği tamamıyla ortadan kaldırmak, teokratik bir din devleti kurmaktır!

***

Atatürk’ün adının ülkenin her yerinden silindiği bir ortamda, bir parka “Atatürk” adını vermek isteyen Rize-Fındıklı Belediye Başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu hakkında soruşturma açılması; Abdülhamit ve Vahdettin gibi, Atatürk’ü ve dava arkadaşlarını hapishanelere atan, onlar için idam kararları alan Osmanlı padişahlarının yüceltilmesi, onları eleştirenlerin hedef haline getirilmesi ve haklarında soruşturma açılması; İstanbul belediye seçimini CHP’nin kazanmasına katkı sağlayan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun baskı altında tutulması, sosyal medyada yıllar önce paylaştığı mesajlardan dolayı, seçimin kazanılmasının birinci yıldönümünde, “hapis cezasının” sözde yargı tarafından onanması; OdaTV Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan’ın, OdaTV muhabiri Hülya Kılınç’ın ve Yeniçağ gazetesi yazarı Murat Ağırel’in tutukluluk durumunun devam etmesine karar verilmesi; işadamı Osman Kavala’nın hakkındaki beraat kararlarına rağmen yasadışı bir biçimde hapiste rehin tutulması; bu geniş çerçevede anlaşılması gereken olaylardır.

AKP hükümeti, 1930’larda Almanya’da Nazilerin uyguladığı faşist yöntemlerle, bir baskı ve korku imparatorluğu yaratmaya çalışmaktadır! Ülkenin bölünüp bölünmemesi, AKP’nin umurunda değildir! Ülkeyi bölerek bu hale getiren zaten AKP’dir! AKP adı verilen sözde siyasi partinin tek amacı, Recep Tayyip Erdoğan’ı iktidarda tutarak, teokratik monarşik bir devlet kurmak ve demokratik düzeni tamamıyla ortadan kaldırmaktır! Bunu hâlâ inkâr edenin, aklından veya iyi niyetinden kuşku duymak gerekir!

Erdoğan, seçim meydanlarında belki de en fazla şu sözü işitecektir: “Bu ülkeyi sana böldürmeyeceğiz!


Yazarın Son Yazıları

Atatürk ve Ayasofya 13 Temmuz 2020
CHP kurultayı 6 Temmuz 2020
Bölücülük 29 Haziran 2020
Seçimle gelen faşizm 22 Haziran 2020
Sağanak halde faşizm 15 Haziran 2020
Oruç Aruoba ve felsefe 8 Haziran 2020
27 Mayıs ve ‘Gezi’ 1 Haziran 2020
Provokasyon mu? 25 Mayıs 2020
Diyanet’in yetkileri 4 Mayıs 2020
Post-Virüs -2- 27 Nisan 2020
Post-virüs 6 Nisan 2020