Özdemir İnce

Çağının çağdaşı Kemalizm

12 Eylül 2021 Pazar

Bazı yazılar vardır, yayımlandıktan sonra yazarına bir tür eksiklik duygusu verir. 29 Ağustos 2021 günü yayımlanan “Kemalizmi aşmak ama nasıl?” başlıklı yazım böyle bir duygu verdi. Üstelik aynı gün, Prof. Dr. Anıl Çeçen de “Ne yeni Osmanlıcılık ne de neo-Kemalizm” başlıklı yazısını göndermiş... Kuşkusuz “Neo (Yeni) Kemalizm olmaz ama “Çağının Çağdaşı Kemalizm” olur, çünkü gerekli ve zorunludur.

***

29 Ağustos 2021 günkü yazımda Prof. Dr. Levent Köker’den alıntı yaptığım aşağıdaki bölümü yeterince değerlendirmemiştim. Yazımı okurken şu hususa dikkat etmenizi rica edeceğim: Kemalizm 1923-1950 yılları arasında iktidardaydı; 1950-2021 yılları arasında birkaç yıl tek başına iktidar olmak dışında hep muhalefettedir. Neredeyse 70 yıldır muhalefette.

***

1.“Örneğin halkçılık, hukuk önünde eşitlik ile önemli bir kazanım getirirken sınıfsal, etnik vb. farkları yadsıması nedeniyle baskıcı...”

- Sanayinin olmadığı bir ülkede “sınıf”tan söz etmek en hafifinden keramete kıç attırmaktır. Demek ki sanayinin olmadığı 1920-30 Türkiyesi’nde burjuva ve işçi sınıfları varmış da bizim haberimiz yokmuş. Kapitülasyon ve yabancı komprador tüccar vardır.

Böyle bir toplum devletçiliğe yönelerek “İmtiyazsız sınıfsız kaynaşmış bir kitle” yaratmak zorundadır.

“Etnik farklılık” postmodern toplum projesinin öğesidir. Bir ulus devlette etnik farklılık söz konusu olamaz. Günümüzde bile bir ulus devlette, uluslararası yasalara göre, etnisitelere kendi kaderini tayin hakkı tanınmamıştır. Kopenhag Kriterleri “Etnik toplulukların dil ve kültürlerini öğrenip geliştirmelerinin önündeki engeller kaldırılmalıdır” der. Ama Levent Köker gibileri bu uyarıyı “Anadilde öğrenim hakkı” diye yanlış tercüme edip nifak çıkarmışlardır.

***

2. “Laiklik dinsel temele dayanmayan bir hukuk düzeni öngörmesiyle devrimci, dini ve manevi yaşam alanlarının devlet denetimi altına alınması boyutuyla otoriter...”

- O otoriter denetim kalkınca, Diyanet İşleri Başkanlığı iktidar otoritesinin bir parçası oluyor; Yargıtay binası Cumhurbaşkanı tarafından dua ve İslami törenle açılıyor. Bunu gören Levent Köker’in keyfine artık deme gitsin!!

***

3. “Milliyetçilik ise ‘çağdaşlaşma’ içeriği bakımından kazanımları olan ama homojen, monolitik ve merkeziyetçi milli (ulusal) devlet anlayışı ve pratiğiyle antidemokratik...”

Ey ahali, yukarıdaki ibretlik cümleyi bir akademisyen yazmıştır. Bir toplum “homojen” olursa kuşkusuz çok iyidir ama insanlık tarihinde mermer kitlesi gibi “monolitik” bir toplum örneği yoktur; hiçbir din, hiçbir siyasal rejim monolitik toplum yaratamaz. Ulus (ulusal) devlet “anlayışıvepratiği” ile “antidemokratik” imiş Kemalizm! Ademi merkeziyetçi, yerinden yönetimli, çok etnisiteli ulus devlet mi olur, bre Levent Köker?

Buna göre Levent Köker için makbul olan aşiret kalelerinde yaşayan Afganistan işi toplum. Öyle anlaşılıyor. Afganistan’ın hali pürmelaline ve Taliban katillerine bir bakın ve “öngörülü” Kemalizm karşısında saygı duruşuna geçin, muhakeme yeteneğinizden utanın!

(Önemli Not: Karl Marx, Osmanlı’nın son dönemini pek güzel anlatır. Tavsiye ederim: Türkiye Üzerine, Şark Meselesi (Doğu Sorunu).

***

4. “Milliyetçiliğin Türkçülük ile Türk-İslam sentezciliği arasında gidip gelmesi, işin doğasındaki Kemalist problemi gözlerden saklamamalıdır. Sonuç olarak demokratikleşmesi, kazanımları koruyan, problemleri de daha demokratik bir seviyede, bu anlamda ancak ‘post-Kemalist’ diye anılabilecek olan bir yenileşme düzeyinde sağlanabilecektir.”

***

Türk-İslam sentezi, 1970’lerin ortalarında AKP’nin atası Aydınlar Ocağı çevresinde ortaya çıkan aşırı sağ ideolojidir. Türklük ve İslamiyet arasında kökende bir uyum vardır iddiası komiktir. Kemalizm, “irredentiste” (*), Turancı ve ırkçı milliyetçiliği reddeder, ümmetçi İslamcılıkla her zaman mücadele etmiştir. Bir akademisyenin bu gerçek ve doğrulardan habersiz olması çok tuhaf. Türk-İslam sentezciliğinin doğasında Kemalizm bulunması da zırvalamaktan başka bir şey değildir.

İlk yazıda da açıkladım: Felsefenin, düşünce dizgelerinin “post”u olmaz. Kemalizm otomobil olmadığı için de müzelik olamaz. Aynı yönde ilerler, çağıyla uyumlu bir sürekli devrimdir. Devrimci sürekliliği de ancak Kemalistler sağlar. Başkalarına “halt etmek” düşer. Bilmem anlatabildim mi?!


(*) Anayurt dışında kalmış dil ve töre bakımından aynı olan halkların yaşadığı toprakları anayurda katma doktrini.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları