Öztin Akgüç

Uzun Süreli Büyüme Hızı

11 Temmuz 2014 Cuma

Türkiye ekonomisinin 2002-2007 döneminde, geçici nedenlerle, uzun süreli yıllık ortalamanın üstünde büyümesi, ekonomik başarı olarak gösterildi. Türkiye ekonomisinin 2001 krizinden bedel ödeyerek çıkmasının yarattığı baz etkisinin yüksekliği, dünya ekonomisi döngüsel olarak yükseliş evresine girmesi, Cumhuriyetin kazanımlarının özelleştirme yaftasıyla tüketilmesi; bunlar olağandışı olumlu koşullardı. Koşullar olağana dönüştüğünde, başarı görüntüsünün de kaybolacağı açıktı. Ekonomik sonuçlar, ekonomik nedenlerle açıklanarak değerlendirildiğinde son yıllarda yaşanan düşük büyüme hızları öngörülen sonuçlardır.
2007 yılında dünya ekonomisinde döngüsel (konjonktür) hareket yön değiştirdi, yaşanan krizin baz etkisi kayboldu, Cumhuriyetin birikimlerinin önemli bir bölümü kısmen peşkeş yoluyla tüketildi. Türkiye ekonomisinin yıllık büyüme hızı da, kâğıt üzerinde de kalsa, yıllık yüzde 4.0’lere geriledi. Yine de elverişli koşullar altında bu sonucun alındığı söylenebilir. 2007 yılında başlayan küresel krizden çıkmak için gerek FED’in, gerek Avro bölgesi için Avrupa Merkez Bankası’nın genişletici para politikası izlemelerinin yarattığı likidite bolluğu, Türkiye’nin cari işlemler açıklarını finanse etmesini kolaylaştırmış, ekonominin bir de ödemeler dengesi krizine girmesini önlemiştir.
Türkiye’nin uzun süreli, oldukça yüksek fiyat artışı hızıyla ekonomik durgunluğa gireceği, ekonomistlerin stagflasyon olarak nitelendirdikleri bir süreçten geçeceği, yıllar önce öngörülmüştü. Bu öngörü gerçekleşiyor. TÜİK’in yıllık yüzde 4.0, hatta daha yüksek büyüme hızı tahmini bile kâğıt üstünde kalıyor. Büyüme hızı tahminlere dayanır. Milli gelir rakamları kesin değil tahminidir. Zaten gayri safi milli hasıla, tahmini olarak açıklanır. Ancak tahminin ekonomik göstergelerle, gelişmelerle desteklenmesi gerekir. Banka bilançoları, ülkenin 500-1000 büyük firmanın faaliyet sonuçları, otomotiv sektörü satışları, yapı inşaat ruhsat ve kullanım izinleri, yeni gayrimenkul satışları, sermaye malları siparişleri, tahminleri destekleyici göstergelerdir. Bir ülkede banka bilançoları, o da açıklandığı ölçüde baz alınıyorsa, büyük firmaların yarattıkları katma değer ve faaliyet kârları azalıyorsa, yeni gayrimenkul satışları oluşuyorsa, daha çok ipotekli gayrimenkuller el değiştiriyorsa, otomotiv sanayisi reel satışları sürekli inişte ise, o ülkede reel büyümeden söz edilemez. TÜİK’in ekonominin büyüme hızı tahminleri, ekonomik göstergelerle desteklenmiyorsa resmi rakamları en azından ihtiyatla karşılamak gerekir. 2014 yılı için yüzde 4.0’lük bir büyüme hızı tahmini bile iyimserdir. IMF’nin ekonomimiz için 2014 yılı büyüme tahmini yüzde 3.5’tir. Dünya Bankası’nın ise yüzde 2.4 düzeyindedir. Yalnız 2014 yılı için değil, bir orta vadede büyüme hızının yıllık ortalama yüzde 3 - yüzde 4’ün üstüne yükselmesi için ekonomik neden, gerekçe yoktur.
Ekonomide iyimser hava yaratmak, başarıdan söz etmek, edebilmek için 2023 yılına ilişkin projeler yapılmakta, Türkiye’nin kişi başına gelirinin 20 bin USD’ye ulaşacağı tahmin edilerek, orta gelir tuzağını aşacağı ileri sürülmektedir. Bir büyüklüğün 10 yılda ikiye katlanabilmesi için yılda ortalama yüzde 7.0’lik bir hızla büyümesi gerekir. Türkiye’de yıllık nüfus artışının yüzde 1.0 - yüzde 1.5 dolayında olduğu dikkate alındığında, Türkiye’nin 2023 yılında kişi başına 20 bin USD gelir hedefine ulaşabilmesi için yılda ortalama yüzde 8.5 dolayında büyümesi gerekmektedir. Bu yatırım hacmi, yatırımların sektörel dağılımı ve insan kalitesiyle hedefe ulaşmak olanaksızdır. Orta gelir tuzağı ancak kaliteli insan gücü ile aşılabilir. İzlenen politika ise ticari ve siyasi hesaplarla kaliteyi daha da düşürme yönündedir.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Sol ve CHP kimliği 21 Temmuz 2021
Çözüm arayışı 23 Haziran 2021