Balık baştan kokuyor..

30 Mart 2021 Salı

Dünün saati ile 15.36. Saray yandaşı en güçlü medya gruplarından birinde, deprem riski üzerinden görseli, uzman bilim insanı ile birlikte verilen bir canlı yayın yapılıyor. Bakırköy Belediyesi sınırları içinde kalan, Marmaray’ın üzerinden geçtiği bir viyadükün, beklenen yakın İstanbul depremi ile ilişkili riskleri birkaç dakikalık bir haberin içinde masaya yatırılıyor. Yalıtımı yapılmamış, paslanmış demirler gözle görülebiliyor. Uzman bilim insanı profesör, ilk işin bir uzmanlık grubunun çalışmasıyla durum saptaması olması gerektiğinin altını çiziyor. Arkası, acil depreme dayanıklılık sağlayacak işler, olamıyorsa yeniden yapım ile güvenlik garantisi..

İstanbul’un depreme hazırlanması üzerinden Saray’ın muhalefet ilçe belediyeleri, yetmez son seçimlerde kaybedilen büyükşehir belediyelerinin elinden aldığı yetkilerin gün gün sınır tanınmaz boyutlara çıkarılmasını bilemiyorsanız, genelde bilseniz de özelinde yapılacak, yapılması istenen işlere sokulan çomakları algılayamıyorsanız.. Gelecek depreme dönük cinayet boyutundaki sorumluluklardan önce Bakırköy, sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni suçlamanız sonucunu getirecek bir çarpık algılamanın tuzağına düşmüş olabilirsiniz. İşin gerçeği öylesine çıplak, depreme karşı acil önlemlerdeki ihanetin Saray sorumluluğuna bağlı yönetim boyutları öylesine ağır ki..

Büyük Marmara depreminden günümüze, ceplerimizden kesilmiş vergilerle oluşturulmuş fonlar, öylesine ağır dudak uçuklatacak rakamları ile aynı başkanlık rejiminin 2002 yıllarından bugünlere uzanan erklerinin ağında, yandaş müteahhitlerin İstanbul’u ucube büyüten çarpık hem yatay hem de dikey yapılaşma, betonlaşma projelerine dağıtıldı ki.. Yap-işlet-devret modellerinde, yani süper projeler kapsamında kesintisiz cebimizden vergilerle çalınmakta olunan, garantili geçiş ödemelerinin rakamları yıl yıl öylesine büyümekte ki.. Toplamları kuşkusuz hiç hesaplanamayacak, ancak tek tek örnekler üzerinden uçucu boyutları üzerinden, aklımızı çalıştırabilirsek ancak algılanabilecek..

***

Başkan Erdoğan, dünkü “1. Su Şûrası”ndaki açıklamasında, tarım sektöründe son yıl içinde yüzde dörtlük bir büyümenin yaşandığının müjdesini veriyordu.. Üreticilerimiz, çiftçilerimiz bu müjde üzerinden ne düşünüyor, ne diyorlar? Aylardır hangi yöremizden olurlarsa olsunlar, çiftçilerimize kamera uzatıldığında, sorunlarını, durumlarını anlatırlarken öncelikle ödeyemedikleri banka borçları yüzünden, hacizden kurtarmak üzere traktörlerini çalıştıramadıklarını, oraya buraya saklasalar da sonunda yakalandıkları üzerinden yaşadıklarını anlatmakla söze giriyorlar.

Arkasından dünyanın bırakınız adam gibi yönetileni, en liberal, acımasız siyasetlerinin uygulanmakta olduğu ülkelerde bile tarıma, yaşamsal olması nedeniyle verilen büyük desteklerden hemen hemen anlamlı hiçbirinin ülkemizde uygulanmamakta olduğunun örneklerini sıralamaya başlıyorlar. Gübre, akaryakıt.. tipi özel desteklerinden başlayın, yol gösterici ürün seçiminden, verim artışına.. dönük, olmazsa olmaz devlet, kamu desteklerinin yokluğuna geçiyorlar. Sıra üreticinin satmak zorunda kaldığı düşük fiyat ile tüketicinin almada mahkûm edildiği yüksek fiyat uçurumlarına geliyor.. Sonuç ülkemizin milyonlarını rahatça doyuracak tarım üretiminin yanında, dünyadaki açlığa çare boyutlarında fazladan üretim potansiyeli olan ülkemizin, vatandaşlarının beslenmede açlığa mahkûm edilmesinin suçlarına, noktalarına varıyor.

Hiç şakası yapılacak gibi değil, her günün en yandaş medyalarında bile atlanamayan açlık haberlerinin yok sayılamayan yayınları bile kaçınılmaz gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor. Hiç değilse ekonomik gidişat üzerinden zaman yaratabildiklerinde görselle desteklenmiş açıklamalar yapan muhalefet liderlerinin zorunlu konulan haberleri içinde ortalığa saçılıyorlar.. Pahalılıktan satılamamış, çürümeye atılmış sebzelerin, meyvelerin içinden seçmeler yaparak çocuklarına, evlerine karınlarını doyuracak bir şeyler götürmeye çabalayan anneler, büyüklerin çabalarının görselleri eşliğinde..

Tartışma gündemlerinin, günlük, Cumhur İttifakı liderleri, partiler eliyle, Saray taktikleri ile “güvenlik” odaklı tartışmalara sıkıştırılıp gerçek yaşam gündeminden uzaklaştırılması taktiklerinin artık siyaseten geçerli sürdürülebilmesini sağlamak artık olanaksız noktalara varmış bulunuyor. En çarpıcı boyutu virüs salgınında, birinci salgın aşamasında, hac uygulamaları ile Ayasofya başta toplu namazlardan ders çıkarılmaması çok gerilerde kaldı. Yaşamakta olduğumuz üçüncü patlama sürecinde, Saray odaklı siyasetin “lebaleb” kongrelerinin arkasından toplumsal sürüklenmeye diyebilecek sözümüz var mı? Vatandaşın sorumluluğu üzerinden sorumsuzluklarına ceza ne kadarı ile işe yarayabilir? Balık baştan kokuyor çünkü..


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları