Yalanla dolanla çelişkili siyasetle kitleleri uyutarak...

15 Eylül 2018 Cumartesi

Zamanın ruhuna, kimileri insanlık tarihinde örnekleri olmayan boyutlarda yalanla dolanla, çelişkili siyasetlerle, kitleleri uyutarak.. öne çıkan, birbirleriyle en çok uyanıklıkta, şeytana papucunu ters giydirebilen cambazlıklardaki başarılarıyla yarışan liderler uyuyor. Üstüne üstlük yüzleri hiç kızarmadan, zamanın gelişmiş, bilimsel, teknolojik iletişim araçları sayesinde, çelişkileri kolayca yan yana getirilebilen, kimileri uzun geçmişe dayalı, kimileri günübirlik, akla kara kadar ters farklı çıkışlarının kolayca kanıtlanmasında pişkinlikte sınır tanımaz pervasızlıkta, yeter ki ellerinde tutmak istedikleri, iktidar güçleri sürsün...
Rol model iktidar erkini elinde tutabilen, ne yazık ki yine günümüzde hak-hukuk, adalet tanımayan insanlık değerleri dibe vurmuş, yine de ellerinde tutmak istedikleri iktidar gücüne sıkı sıkı sarılmış liderler, en önde, vitrinde olunca, aidiyetlerini, ya da çıkarlarını onlara bağlamış, cepheleşmiş alabildiğine kutuplaşmış kitleler de, en anlamlı gelişmeler üzerinden dahi gerçekleri öğrenme zahmetine katlanmadan, öfke patlamalarıyla, önyargılarıyla esip gürlüyor, kendi mutsuzlukları, uğradıkları haksızlıklar için önlerine çıkanları izansız, vicdansız suçlayabiliyorlar.
Sonra da çok değil onlu, 20’li yıllar öncesinin insan hakları, demokrasi, hukuk devleti düzeni, değerleri ile onur duyulan ülkelerde ortaya çıkan, hem de sandıktan çıkan iktidarlar erkinin ters yüz olmuş sonuçlarının şaşkınlığı içinde, neler olup bittiğini, akıl, mantık, değerlere dayalı akıl yürütmeleriyle ortak paydada buluşturamıyoruz. Pazartesi sabahı uyandığımda dinlediğim ilk haberler içinde, dünyanın en gelişmiş demokrasilerinin, sosyal devlet, paylaşım adaletinin yatağı olarak bildiğim kıta Avrupası’nın kuzey-batı diliminde, İsveç’te liberal sağın partisi ile birlikte ırkçı partinin oy patlaması yaptıkları seçim sonucunu buruklukla dinledim...

***

Anılarımda hâlâ çok taze.. Avrupa 2. Nükleer Silahlandırma’dan arındırılmış konvansiyon toplantısına, 12 Eylül sürecini, 4 yıl boyunca cezaevlerinde, işkenceden geçmiş olarak geçirmiş, DİSK’in Genel Başkanı Abdullah Baştürk tahliye olmuş, ama hâlâ kendisinin ve arkadaşlarının yurtdışı çıkış yasağı duruyor. Sendika grubu içinde davetli olduğu bu toplantıya katılamadığı için, anlamlı bir jestle Türk-İş’e bağlı TGS yönetiminde olan benim temsil etmemi istemiş. Satır açarak 12 Eylül sürecinin sendikal haklar, örgütlülükler tahribatının gerçekçi yaklaşımı içinde var olan, ayakta kalmış sendikal örgütlülüklerin işbirliği, emek dayanışması içinde, ağır kayıpların savaşımı ile ancak onarılabileceğine inananlar arasında olduğunu vurgulamalıyım. İşkenceler, sorgulamalar en olumsuz cezaevi koşullarında, eğilmeden, bükülmeden kendisinin içinde olmadığı, görev yapmadığı DİSK’in bütün tarihi geçmişine, eylemlerine yiğitçe sahip çıkması unutulmamalı, saygıyla anılmalıdır..
Dönemin iki büyük mağdur sendikal cephesinden birinin temsilcisi olarak, Polonya, Lech Walesa lideri, işçi hareketinin popülerliği yanında, ev sahibi konfederasyon başkanının yanına alınmıştım. İsmini anımsayamadığım Kadın Konfederasyon Lideri’nin ilk sorusu, “12 Eylül darbesi nasıl olabildi” olunca, bizdeki bilinç altımıza kazınmış refleksle “Emir komuta zinciri içinde” yanıtını vermiştim. Sonradan fark ettiğim subay giysili başkan yardımcısına adıyla seslenerek, “Demek ki sen darbe yapamayacaksın. Başkanın olarak önce benden izin alabilmen gerekiyor” demişti.

***

Şimdilerde medya güdüleme koroları, sandıktan çıkmış dünyanın en otoriter, diktatoryal başkanlarını demokrasinin sorgulanamaz, her yaptıkları alkışlanacak liderleri olarak alkışlayabiliyorlar.. Sonrasında eksikli, gedikli de olsa ister hukuk devleti düzenleri içinde demokrasi kriterlerinin geçerli olduğu varsıl dünya, zengin kuzeyde, isterse açık diktatörlükler, kırılmaların yaşatılabildiği yoksul güney hatta bir bölümü de zengin kuzey, emperyal güç grubu içinde yer alanlardan olsunlar, sandıkla otoriter düzenlerin yaşatıldığı ülkeler olsunlar.. Fark etmez akla karalar, kör dövüşler içinde her şey birbirine karışmış olarak, iletişim, bilimsel devrim çağında bu işler nasıl bu boyutlarda, çoğunluğun haklarının gaspı anlamında sonuçlara kapı açıyoruz şaşkınlığını, burukluğunu yaşayıp duruyoruz..
Dünün öğlen saatleri haberlerinin karmaşası, çelişkili gelişmeleri, yutturmacalar kaosu üzerinden işin altından çıkmaya çalışırken Cumhuriyet portalda çalışan bir arkadaşım bayat ve fazla ciddi kalan; “Hak-hukuk gaspının kamu vicdanında affı yok..” başlığını sorgulamakta olduğumu görünce, “Yalan dolan, çelişen açıklamalar çok bilinçli kafa karıştırmak için değil mi” çıkışıyla ufkumu açıverdi..  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

NATO’nun neresinde? 15 Haziran 2021