Suriye’de kim haklı çıktı?

21 Eylül 2016 Çarşamba

Ta 2011’de krizin yeni yeni ivmelendiği ve içsavaşın ayak seslerinin yavaş yavaş hissedilir olduğu günlerde yazmıştık, Suriye, “Arap Baharı”na ayar verebilir diye...
Sonrasında “bahar havası” şöyle dursun, Suriye, bir cehennem sıcağının Ortadoğu’dan da öte tüm dünyaya yayıldığı yer oldu. Tabii bu “sıcak”, herkesi kavurucu etkisi altına aldı da, Türkiye’yi daha beter etkilediğini düşünme yolunda çok gösterge var önümüzde.
Ve kim ne derse desin, adını ister despot, ister cani, ister terörist koysun, işin başından itibaren en doğru öngörüde bulunan Beşşar Esad oldu.
Bizim kendi kendimize “stratejik derinlik”lerde tatlı hülyalara daldığımız 2011 sonbaharında o, “Burası diğer Arap ülkelerine benzemez; dış müdahale olursa ortalık yangın yerine döner, deprem olur, birkaç Afganistan çıkar ortaya” demekteydi.
Suriye otokratının her ne olursa olsun hükmettiği toplumu doğru okuduğuna delalet eden bu ifadeye bugün eklenebilecek tek söz, ortaya birkaç Afganistan çıkmış olmasının ötesinde en azından bir tane de “Pakistan” çıkmış olduğudur ki bu da Türkiye. (Burada bir kez daha söz konusu analizi bu topraklarda ilk yapan isim olan değerli dostumuz Fehim Taştekin’i takdirle zikredelim!)
Suriye, “Arap Baharı”nın bir serap olduğunun henüz anlaşılmadığı 2010 başlarında “Bahar”ın güllerinin açtığı ileri sürülen Mısır, Tunus ve Libya’ya (Esad’ın belirttiği gibi) gerçekten hiç mi hiç benzememekteydi. O, Irak’a benzemekteydi, ama işte ilginçtir, Beşşar Esad, Suriye’ye müdahalenin sonuç öngörüsünü Irak’a göndermeyle yapmıyor, Afganistan’ı işaret ediyordu.
Çünkü Suriye’nin Irak’tan da eksiği yok fazlası vardı.
Ve Suriye’ye dış müdahale riski, Irak’ı mumla aratacak derecede fazladan ve farklı dinamikler barındırmaktaydı.
Suriye ülke içinde azınlık, ama azımsanmayacak bir azınlık oluşturan Alevi-Nusayri nüfusa “yaşam sigortası” oluşturan bir otokratik liderlik tarafından yönetiliyordu.
Keza Dürzî, İsmailî, Marunî, Ermeni, Türk, Kürt, Çerkez gibi ülkede birer azınlık olmakla birlikte belli spesifik bölgelerde çoğunluğu oluşturan gruplar açısından da Esad rejimi, ne kadar otokratik olursa olsun bir “sigorta” işlevi taşımaktaydı.
Suriye’de çoğunluğu oluşturan Sünni-Arap nüfusa hitap edip 1930’ların ortasından itibaren ülkede etkin olan “Müslüman Kardeşler” de tüm bu azınlık kesimler tarafından tehdit olarak algılanıyordu.
Öte yandan, hayli ilginç bir çapraşıklıkla, bir siyasal İslâm ülkesi olan İran, 12 İmam Şiîliği üzerinden, aslında seküler dokulu Suriye Nusayriliğiyle özellikle sembolik ve mitolojik mahiyette hatırı sayılır ortak paydaya sahipti. O yüzden bu ülkeye yönelik girişimlere duyarlıydı.
Bu, Irak açısından hiç söz konusu olmamış bir duyarlılıktır. Aksine, Irak’a Batı müdahalesinden hiç haz etmemekle birlikte İran, Irak’ın başına gelenlere de ah etmemiş, sakin ve “serin” yaklaşmıştır. Nihayetinde 1980’li yıllarda İslâm devrimini “soğurma” yolunda Batı tarafından kendisine saldırtılan, sekiz yıl savaştığı bir ülke ve bir adam (Saddam) söz konusuydu.
Bu bakımdan İran için Irak, ah etmekten çok “oh” çekilen bir yer oldu.
Ama işte Suriye rejimi, İran için böyle değildi ve öyle olmadığını bugün hep beraber (“şekildeki gibi”) görüyoruz!..
Rusya da bugün durduğu yerde olacağının ipuçlarını tarihe bakıldığında vermekteydi.
Sovyet Rusya’dan “post- Sovyet Rusya”ya kırılarak geçiş sürecinde nadir sürekliliklerden biri, Suriye’ye yönelik ve tabii Suriye’den karşılık da bulan Rus sempatisiydi.
Suriye krizinin başında Rusya, Birleşmiş Milletler’in Suriye’ye yaptırım kararına karşı çıktığında Esad, şükranlarını bildirdi ve Moskova’yla sürekli istişarede olduğunun altını kalınca çizdi.
O günlerden bugünlere gelindi.
Sonuçta ne İran, ne de Rusya tarihsel süreçte hiçbir zaman Suriye siyasetine dışarlıklı değildi. Kürtler zaten içerideydi. Aksine daha dışarlıklı olanlar, Amerika ve Türkiye denebilir. Suriye iç savaşa kırıldığında onlar da “bahar sarhoşluğu”yla içeri daldı, ama cehennemî bataklığa ayağını en cevval basan Türkiye oldu.
Ve korkarım orada en fazla “içerideki acemi” konumunda olan da o!..  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları