Tuncay Mollaveisoğlu

CHP’de iktidar olmak mı, CHP’yi iktidar yapmak mı?

05 Ağustos 2020 Çarşamba

Medya, CHP tartışmasının içine balıklama daldı...

Muharrem İnce parti kuracakmış... Yok parti kurmayacak, Kemal Kılıçdaroğlu ile pazarlık yapacakmış... İnce, aslında CHP’den 20 vekil koparacakmış... falan filan...

AKP, Atatürk Türkiyesi’nin canına okurken gündem yine CHP!

*

Kurultaydan önceki son yazımda delegenin, CHP’nin ve Türkiye’nin kaderi ile ilgili bir seçime gittiğini yazmıştım. Oluşturulacak parti meclisinde öyle isimler yer almalıydı ki içlerinden iki bakanlar kurulu çıkabilecekti...

Peki, öyle mi oldu?

Sonuç tartışma konusu... İsimlere girmeyi ilkesel olarak doğru bulmuyorum ancak CHP’nin iktidara hazır bir parti olup olmadığı konusunda ciddi şüphelerim var...

CHP, yerel yönetimlerdeki başarının iktidarı getireceğine inanıyor. Bu beklentinin gerçekleşmesi için seçmenin yerel yöneticilere olduğu gibi CHP genel merkezine de aynı duygu ve yakınlığı hissetmesi gerekir.

Yapılan anketler henüz böyle bir ilginin oluşmadığını gösteriyor... Bu nedenle parti yönetimi, CHP’yi birinci parti yapmanın mümkün olamayacağı kabulü ile ittifaklar üzerinden bir strateji izliyor... Buna göre CHP’nin oyu artmasa bile Millet İttifakı ya da demokrasi bloku dediğimiz yapıda yer alan başka partilerin oyu artabilir... Özellikle muhafazakâr, sağ seçmenden oy alabilecek isimlerin büyümesi, CHP’nin oyunu artırmasından daha yaşamsal hale gelmiş görünüyor...

Yani CHP’li bir seçmeni, “altı ok”a oy atarken eşzamanlı olarak Ali Babacan ya da Ahmet Davutoğlu’nun başarısı için dua ederken görebiliriz... AKP’den ve dayattığı yeni rejimden kurtulmak için AKP kurucularının -Türkiye’nin geldiği noktada sorumluluğu olanların- iktidarını istemek!

Oysa başka bir CHP mümkün... Bunun için öncelikle beyinlere yerleşmiş baraj duvarlarının yıkılması gerekiyor. Bu ülkenin kurucu partisinin 4 seçmenden sadece birinin oyunu alabileceğini söylemek ve bunun artmayacağına iman etmek büyük haksızlık!

Öte yandan; ittifak sisteminin ipi Erdoğan’ın elinde... İstediğinde bu sistem bir anda eskiye döner ve her parti ayrı ayrı, her bir oyun peşine düşebilir... İttifak, yıkıcı bir rekabete dönüşebilir...

Bu durumda kimse “dostlardan” söz edemez...

MHP lideri Bahçeli’nin İYİ Parti lideri Meral Akşener’e yönelik “yuvana dön” çağrısı, ittifak sisteminde savaş baltalarının nasıl hızla gömülebileceğinin de bir işareti...

İttifakı büyütmek ve sonuna kadar zorlamak önemli bir strateji ve zorunluluk. Ancak zeminin çok kaygan olduğu da unutulmamalı...

CHP, bugüne kadar görülmemiş bir yoksulluk ve çaresizliği yaşayan, çocuklarının geleceğinden endişe duyan, insanüstü bir emekle çalışıp açlık sınırında ücretlere mahkûm olan geniş kesimlere; adalet, refah artışı, iş ve gelecek garantisi, özgürlük ve demokrasi vaadi ile ulaşabilir...

Açlık ve yoksulluğun, siyaseti, partisi, ideolojisi olmaz...

CHP, “muhafazakâr seçmene ulaşamıyoruz bari AKP eskileri bu seçmeni koparsın” kolaycılığı ya da stratejisinden kurtulmalıdır.

Seçmen, CHP’nin içinde iktidar olmak ya da iktidarda kalmak için verilen mücadeleden bıktı... CHP’yi iktidar yapacak güvenilir kadroları ve her evin kapısının çalınabildiği motivasyonu, enerjiyi, inancı görmek istiyor.

*

Muharrem İnce’nin parti kuracağına kesin gözle bakıyorum... İnce’nin eleştirilerinde haklı olduğu yanlar da var elbette... Ancak bu çabalar Cumhuriyetin yüzüncü yılı yaklaşırken karşıdevrimci iktidardan kurtulmak için neye yarayacak?

Parti yönetiminin de bu duygusal kopuşların, kırgınlıkların nedenleri üzerinde düşünmesi gerekir. CHP, AKP ile mücadelede ön safta yer alan, kamuoyunda karşılığı olan liyakati yüksek isimleri bir arada tutmak için yeterli özeni göstermiyor.

Atatürk Türkiyesi’nin varlık kavgasında CHP’de iktidar değil, CHP’yi iktidar yapmak öncelik olmalı...

İstanbul Sözleşmesi ve İlkelliğin İktidarı...

Türkiye neredeyse her yeni güne kadın cinayeti ile uyanarak başlıyor... AKP, kadına yönelik şiddetle çok yönlü mücadeleyi amaçlayan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek istiyor!

Şiddete, tecavüze, tacize uğrayan kadınlara ve küçük yaşta çocuklara koruma sağlayan sözleşme kimi, neden rahatsız ediyor?!

Biliyorsunuz;

Dili hiç “pak” olmayan, karşıdevrimci, Atatürk düşmanı Fesli Kadir’in değişik versiyonu bir yazar, İstanbul Sözleşmesi’ni savunan tüm kadınlara ağır hakaret etti.

Bazı kanalların baş tacı Cübbeli, “Çocuklarımızı eşcinsellikten kurtaramayız” diye buyurarak İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek gerektiğini söyledi.

Çocuk tecavüzleri ile gündeme gelen bir vakıf da gelenek, örf, âdet diyerek ve utanmadan dine atıf yaparak sözleşmeyi hedef aldı.

Yurtlarında, okullarında kendilerine emanet edilen çocuklara sahip çıkamayan, iğrenç suçluları koruma kaygısına kapılan, tespit edilebilmiş onlarca çocuğun hayatını karartanlar, milli ve manevi değerlerden söz edebiliyorlar!

İstanbul Sözleşmesi’ni kimlerin hedef aldığını, AKP’ye nasıl baskı kurduklarını unutmayalım.

Peki, iktidar ne yapacak?

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü ile konuştum. İstanbul Sözleşmesi’nin AKP MYK toplantısında karara bağlanacağını ancak bugün yapılması beklenen toplantının bu konudaki tartışmalar nedeni ile ertelendiğini söyledi...

Mustafa Kemal Atatürk sayesinde, dünyada kadını özgürleştiren ilk ülke Türkiye’de yaşanan tartışmanın ilkelliğine bakın...

Bu ilkelliğin tüm gücü ile iktidar olduğunda -Afganistan örneğinde olduğu gibi- toplumda nasıl yıkıcı ve dönüştürücü cehennemlere neden olduğunun da bilincinde olalım...

İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak gericiliğe meydan okumaktır...


Yazarın Son Yazıları

Kilit... 29 Temmuz 2020
Delege... 22 Temmuz 2020
15 Temmuz’dan bugüne 15 Temmuz 2020
Savunma kazandı (mı?) 24 Haziran 2020