Güzellik Peşinde

28 Eylül 2011 Çarşamba
\n

\n

\n

\n

İnsanlığın bütün bir varoluş süreci boyunca peşinde koştuğu temel hedeflerinden biri de güzel olana ulaşmak oldu. Çünkü insan kendisini güzel olan karşısında daha mutlu hissetti. Bu yüzden kendini, yaşadığı çevreyi, dünyayı ve insanlığı nasıl daha güzel kılabileceğine ilişkin kafa yordu. Ama ölmenin öldürmenin, paranın alışverişin, güç ve iktidar savaşlarının olduğu bir dünyada güzel bir hayat o denli kolay değildi. Bu yüzden sanatlar doğdu. Hayatta ulaşamadığımız güzelliklere sanatlar yoluyla ulaşmayı denedik. Bütün sanat dalları güzellikler yaratmak, insanoğluna güzel olanı göstermek için ortaya çıktı. \n

\n

Güzelin ne olduğu ise başlı başına bir tartışma konusudur. Kimi güzelliği biçimde, görünüşte bulurken kimi de anlamda, anlatılan şeyin güzelliğinde bulur. İkisinin görkemli buluşmaları da çoktur. Mona Lisatablosunun güzelliğine, Nâzım Hikmet şiirlerinin görkemine de karşı çıkanlar olmuştur. İnsan düşünsel ve duyusal olarak geliştikçe güzel anlayışı ve kavrayışı da değişip gelişecektir elbette.\n

\n

Güzelin temel unsurlarından biri de tüketilemez oluşudur. Tüketim günümüz dünyasının temel kavramlarından biri. Sermaye düzeni her şeyi tüketim değeriyle ölçüyor. Yiyip içtiğimizi anlatmak için bilegünde bir ekmek, üç zeytin, iki elma tüketiyorumgibi garip cümleler kurabiliyoruz. Oysa güzel olan tüketilemiyor. Sinanın camilerine ne kadar bakarsanız bakın eskiyip tükenmiyor, Itrinin, Dede Efendinin şarkılarını ne kadar dinlerseniz dinleyin tükenmiyor. Hep canlı, hep güzel.\n

\n

***\n

\n

Yeryüzündeki mezar taşları içinde üzeri ziyaretçilerin öpücük izleriyle kaplı olan tek örnek sanırım Oscar Wildeınkidir. Yazarın Paristeki Père Lachaise Mezarlığındaki gömütüne gösterilen bu ilgi sanırım onun hayatı boyunca güzeli aramış, bu yolda düşünceler geliştirmiş bir yol gösterici olmasıyla da ilgili.\n

\n

Dilimizde Sanatçı: Eleştirmen, Yalancı, Katil” (İletişim Yayınları) adıyla yayımlanan kitabında, bu konudaki temel düşünceleri yansır. Hemen her konuda aykırı görüşler öne süren Wilde, güzellik dışındaki bütün değerlendirme ölçütlerine karşı çıkar. Ona göre sanat hayatın yansıması değil, tersine hayat sanatın yansımasıdır. Bu görüşünü de şu ünlü benzetmesiyle açıklar: Londrayı saran kahverengi sis kütlesi empresyonist ressamların icadıdır.” Sonra da, güzellik için şu yolu gösterir: İnsanın sanatçı olmak için gitmesi gereken okul, hayat değil sanattır.” Wildeın sosyalizm yorumu da bu yoldadır: Devlet yararlı olan şeyleri yapmalıdır. Birey ise güzel olanı.”\n

\n

***\n

\n

Bizde böylesi bir güzellik anlayışının peşinde koşan biri düşünüldüğünde sanırım ilk Nurullah Ataç akla gelmelidir. Bütün hayatını şiir denen güzelliğin peşinde geçirmiştir. Hemen her yazısında şiirden söze girip yine şiirden çıkmış, söylemek istediklerini hep şiir sanatının incelikleri üzerinden söylemeye çalışmıştır.\n

\n

Ataç için şiirdeki güzelliği doğuran onun elde edilemez oluşudur. Ozanların şiirlerde yarattıkları güzellik dünyasının baş döndürücülüğü, en başta bu ulaşılmazlık duygusundan doğar.\n

\n

İnsan bir şeyin güzelliğini göremiyorsa, aslında hiçbir şey göremiyordur.” (O. Wilde)\n

\n

\n\n


Yazarın Son Yazıları

Yüz Yıl Önce Balkanlar 26 Aralık 2012
Edebiyat ve Başka Alanlar 12 Aralık 2012
Oldu da Bitti Maşallah! 5 Aralık 2012
İlhan Abi 14 Kasım 2012
Açlık Grevleri 7 Kasım 2012
Bayramlık 24 Ekim 2012
Babalar ve Oğullar 3 Ekim 2012