Veysel Ulusoy

Gelir dağılımı ama hangi gelirin dağılımı?

20 Haziran 2021 Pazar

Türkiye İstatistik Kurumu, 2019 referans yılı gelir dağılımı anket sonuçlarını yayımladı geçenlerde. 

Buna göre en zenginler alttaki en fakirlere göre ulusal gelirden aldıkları payı artırarak 8 katına çıkarmışlar. Yüzde 20’lik gruplar için geçerli olan bu durum daha dar gruplarda farklılıkları da su yüzüne çıkarıyor. 

İrdeleyelim...

Yüzde 5’lik dilimlere baktığımızda en üstteki ile en alttaki arasındaki medyan gelir oranı 20 katı geçerken, ulusal gelirden aldıkları payların oranı ise 30 katı buluyor.

Öylesine bir istatistik değil bu inanın. Üzerinde çok düşünülmesi gereken, sürecin nereye gittiğini açıkça gösteren bir oran bu. Aynı veriye göre söz konusu yüzde 5’lik en zengin grup, ulusal varlığın da yoğunlaştığı bir grup olarak karşımıza geliyor. 

Ekonomik krizlerin ortadan kaldırılması için de en önce irdelenmesi ve üzerinde politikalar oluşturulması gereken bir veridir bu.

Dahası da var... 

Rafların boşalarak üretim çarkının başlaması ve ekonomik faaliyetlerin en üst seviyeye çıkarılması için tüketim eğilimi fazla olan alt gelir gruplarının krizden çıkmak için itici güç olduğunun farkındalığı için gerekli bir veri...

Üzerinde yıllarca ekonomik politikaların oluşturulduğu tüketim, para arzı ve vergi politikalarını ve hacmini derinden etkileyen bir veri...

İstihdam ile verimlilik arasında bağ kuran, eğitimle daha yukarılara taşınması gereken bir veri...

***

Verilerin yoksulluk yanında bir de yoksunluk yanı var doğal olarak.

Gelirsizlikle eşdeğer bir anlama sahip olan yoksunluk (ya da maddi yoksunluk) finansal sıkıntıda olma durumunu ifade eder. 

Maddi yoksunluk verisi çamaşır makinesi, renkli televizyon, telefon ve otomobil sahipliği ile ekonomik olarak beklenmedik harcamaları yapabilme, evden uzakta bir haftalık tatil masrafını karşılayabilme; kira, konut kredisi ve faizli borçları ödeyebilme; iki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek yiyebilme ve evin ısınma ihtiyacını karşılayabilme durumu ile ilgili hanehalklarının algılarını yansıtır. TÜİK bunları da vermiş bize.

Türkiye’de hanehalkının yaklaşık yüzde 30’unun, derecesi değişmekle beraber, maddi yoksunluk içinde olduğunu ve yoksunluğun kriz yıllarında büyüme ile bağını kopararak azalma eğilimine girdiğini biraz da şaşırarak gözlemlemekteyiz.

Önümüzdeki en büyük sorun: İşsizlik

Covid-19 pandemi sürecinde aşılama oranının hızlı artışı ile beraber ekonomik aktivitelerde de canlanma işaretleri gözükmeye başladı. Bu doğal sonuçta, doğal olmayan bir sorunla karşılaşma olasılığı gittikçe artmaktadır. 

Genel anlamıyla kriz sonrası toparlanma aşamasında işgücüne katılımın arttığı, yaratılan istihdam ve harcanabilir gelir ile ekonomik büyümenin tekrar rayına girdiği gözlemlenir. 

Bu defa durum oldukça farklı. 

Modern ekonomilerin aksine Türkiye’deki fotoğraf biraz daha bulanık bir görünüm ortaya koyuyor. Yasaklanan işsizlikle bile oranların yüzde 13’leri bulduğu işsizlik oranının, yasaklar kalktıktan sonra daha da yükseleceğini söylemek yanlış olmaz. 

Gelir desteğinin kalkması ve üretim gücünde kaybolan sermaye stokunun yerine konmasının ortaya çıkardığı ikili sarmalın ekonomiyi oldukça yoracağını vurgulamak yerinde olur. Ayarlama maliyeti olarak da adlandırılan bu sürece devletin bütçe açığı, cari açığı, inanılmaz dış borç ve borç maliyeti ile bir destekte bulunması da oldukça güç görünmektedir.

Gelecek orta vadenin iyi planlanması gerekir. Yoksa gelir dağılımı verilerinin de bir anlamı kalmayacaktır.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Çift katmanlı fakirlik 18 Temmuz 2021
Üç konu, tek konuk 4 Temmuz 2021