Zafer Arapkirli

*Nekstfilikstz dizisi gibi

04 Aralık 2020 Cuma

Bizim memleket gündeminin her ne kadar tatsız, sevimsiz, vahim, ölümcül, iç karartıcı bir muhtevası ve münderecatı varsa da bir yandan da hem haber peşinde koşan gazeteciler hem de yorumcular ve hatta kitap yazarları için (ironik biçimde) “tadından yenmez” bir özelliği vardır.

Her şey o kadar iç içe ve sanki “kurnaz bir kurgu yazarı” ustalığında “bestelenmiş” gibi duruyor ki uğraşsan bu kadar mevzuyu üst üste yazıp bir senaryoya dönüştüremezsin.

İzah etmeye çalışayım...

Bir bakıyorsun, iktidarın başındaki “Şahsım” öyle bir laf ediyor ki normalde sokakta yürüyen herhangi bir başka “Şahıs” veya başka bir siyasetçi bu lafı etse, mahkemelerde sürüm sürüm süründürürler adamı.

Mesela ülkenin menkul, gayrimenkul her türlü varlığının satışını savunurken, “Para paradır kardeşim. Rengi, dini, imanı, kaynağı sorgulanmadan başımızın tacıdır” mealinde beyin devrelerimizi yakıyor. “Milli ve yerli ve ümmi” kavramlarını gece-gündüz gözümüze, beynimize sokan, attığımız adımı, aldığımız nefesi, uhrevi standartlarda düzenlemeye çalışan, yaşamımızı dapdaracık çerçevelere hapseden birinden, bu denli “ultra, hiper, süper, uber liberal” bir söz yüreklerimizi hoplatıyor.

Ama, onun tartışmasız - kayıtsız - koşulsuz dokunulmazlığı olduğu için, sadece o lafın üzerinde konuşulabiliyor veya yüreği yeten eleştirebiliyor.

O laf üzerinden başlayan tartışma sırasında muhalif birilerinin hatta ana muhalefetin başının ettiği herhangi bir laf ise anında “Vatana ihanet” etiketini yiyerek, mahkeme mevzuu yapılabiliyor. Bu kavga gürültü ve vaveyla esnasında ise “mesele” neydi ve “hadise” nereden çıktı, anında unutuluyor. Bir de üstüne üstlük, “Şahsım”ın ilk lafı hangi şapkası ile (devletin başı mı? AKAPE’nin başı mı?) söylediği de birbirine girdiğinden, adeta bir “psikolojik korku filmi - psychological thriller” film senaryosu tadında bütün sahneler birbirine karışıyor.

Bir Katar olayını, elin “Emir”ine memleketin varlıklarının “haraç mezat” kapı arkasında satışı konusunu düşünün. Satışı eleştiren, “Niye sattınız? Yani bu askeri üretim tesisinin satışı, silahlı kuvvetlerin satılması anlamına gelir” mealinde konuşan bir milletvekili, neredeyse “duvar dibine gözleri bağlı dikilip” kurşuna diziliyor.

Tam bu mesele konuşulurken, bu kez bir eski iktidar milletvekili “Katar bu memleketi besliyor” mealinde (ulusa ve ülkeye ağır bir hakaret ve aşağılama içeren) bir laf etmesine rağmen, gözlerden kaçıveriyor.

İktidar partisinin bir mensubuna toz konduramayan yandaş yalaka, yılışık yalancı ve besleme medya ve üç kuruşa kiralık “bilmem ne böceği” kılıklı troller de toplu linç için ellerinde adeta yağlı urganla dolaşırken, ana muhalefet liderine “kazığa oturtma” tehdidinde bulunan mafya çetesi liderine “çıt” çıkaramıyorlar. Yemiyor tabii. Güçleri sıradan ve tabii muhalif Twitter kullanıcısına yetiyor.

Tüm bunlar yaşanırken, ana muhalefet partisinin bir yerel örgütünde yaşandığı belirtilen bir taciz-tecavüz hadisesi, yine aynı partiden bir eski milletvekili tarafından seslendirilip eleştirilmesine rağmen, “Bak, bizim cenahta Kuran kurslarında, vakıflarda olunca kıyameti koparıyorsunuz. Sizin partide olunca ses etmiyorsunuz” gibilerden bir sahtekârlıkla ortalık velveleye veriliyor.

İstanbul Belediye Başkanı’na suikast girişimi ihbarı haberinin üzeri örtülmeye çalışılırken, üstelik de ihbar, üstü kapalı doğrulanmışken yalaka-besleme medya “Durun yahu. Sizin partideki taciz skandalını unutturmak için bunu uydurdunuz. Tam da ne güzel, ağız tadıyla CHP’yi dövüyorduk...” gibilerden feryada başlıyor.

Bir bakıyorsun, “Tank-Palet-Ordu-Satış” lafları ile kavga çıkaran CHP’li milletvekili yüzünden, tartışma programının yayımlandığı bir TV kanalına RTÜK’ten haksız bir ceza geliyor. Cezanın amacı sadece iktidara destek ve bu laflara tavır almak değil tabii. Aynı zamanda o kanala ve medyanın tümüne, “Hoşa gitmeyecek sözleri söyleyecek ve hatta en ufak bir muhalif söylemde bulunacak birilerini ekranlara çıkarmayın. Bizden (Şahsım Cumhuriyeti tepe noktalarından) işaret ve icazet almadan konuk seçmeyin” mesajı verilmek isteniyor. Açıkça “otosansür görünümlü sansür” (bu kavramın copyright’ını isterim) uygulaması devreye sokuluyor.

Nasıl?..

Çok mu karıştı kafanız?

Dizinin sonuna hatta sezon finaline filan kafayı yormaya bile mecali kalmıyor insanın değil mi?

Zaten yok ki sonu.

Emin olun. Ben yarım asrı bir hayli geçkin bir süredir izliyorum aynı *“Nekstfilikstz” (Copyright-Şahsım) dizisini. Her bir bölüm ayrı bir heyecan ve (dilim varmıyor ama) lezzette.

Hani şu (neredeyse) Sultan 1. Mahmud döneminden beri sürmekte olan “Arka Sokaklar” dizisi gibi.

“Rıza Baba”ya (Zafer Ergin) saygılar.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Mektep... 29 Aralık 2021
Yandaşlık zor zenaat 24 Aralık 2021

Günün Köşe Yazıları