Maço değil ezberi öyle
Zeynep Miraç
Son Köşe Yazıları

Maço değil ezberi öyle

02.08.2015 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

“Bir kadın olarak sus!”

Bülent Arınç kadınlar hakkında konuşmayı seviyor. Bu cümle ilk değil, son olacağa da benzemiyor. İffetli kadının kahkaha atmaması gerektiğinden tutun da, kendi cinsel organının adını zinhar söylememesi gerektiğine kadar bugüne kadar pek çok önerisi oldu.

Durduk yerde yaptığı “Hayat içkiden ve seksten ibaret değil” çıkışındaki gibi, sorulmayan soruların ‘çağrılmayan Yakup’u Bülent Arınç, kadınları düzenlemeye çalışıyor bir süredir.

Herkes “Yine gaf yaptı” diyor söylediklerine. Arınç hariç. “Ben ne konuştuğunu bilen adamım, sonuçlarına katlanırım” demişliği var bir ay önce...

HDP Milletvekili Nursel Aydoğan’a “Bir kadın olarak sus” dediğinde, tam da bunu kast ediyor. Çünkü bir kadını cinsiyetinden ayrı düşünemiyor. Ne zaman bir kadına baksa, insan değil “kadın” görüyor. Kadın düşmanı ya da maço olduğu için değil. İçinde yaşadığı değerler yumağı ona böyle öğrettiği için.

Kadının yerini evle, görevini annelikle, iffetini kahkahayla sınırlı bildiği için. Aslında Aydoğan’a hakaret etmekten çok, onu kadının o kırılgan yerine davet ediyor Arınç. Kadının kan kusup Kızılcık şerbeti içtim dediği, kolun kırılıp yenin içinde kaldığı o sessiz yere... Bülent Arınç, susmak, söylememek üzerine atasözleri yaratmış bir toplumun siyasetçisi.

 

Kayıplarla acılaşan dil

Freud’un dediği gibi, “Zihin bir buzdağı”... Suyun altında neler olduğunu bilmek meşakkatli.

Erken baba kaybı, evlat kaybı, hep kıyısından dönülen iktidarın kaybı... Ve son yıllarda ne zaman ortamı yumuşatacak olsa Tayyip Erdoğan’ın gelip kovana çomak sokmasıyla artan itibar kaybı.... Kayıplarla geçmiş bir ömürde, dili acılaşıyor Arınç’ın. Yarım doktor candan eder derler, yarım terapist kim bilir neler eder? Yine de deneyelim Bülent Arınç’ın buzdağının altına inmeyi.

En sevdiği türkü “Mihriban”mış. Tıpkı türküdeki gibi, o da “çözülmüyor”. Arınç’ı anlamak kolay değil. Bir kere 25 Mayıs doğumlu, değişkenliğiyle maruf İkizler burcu. Bir gün pamuk gibi yumuşak, gözyaşlarını silecek mendil arıyorsunuz. Ertesi gün bir bakmışsınız, kendisinden beklenen özüre “Cav cav cav konuşan bir kadın, ben de sus dedim” diye cevap veriyor.

Aslına bakarsanız, onun gibi kelimeleri birbirine ilmek ilmek dokumakta mahir birini anlamak için kendisine başvurmak en iyisi. Zaten o da kendini anlatmayı seviyor. Tespitleri de pek yerinde.

 

Orantısız söz kullanımı

Gelin 2000 yılına gidelim, muhafazakâr siyaseti ortadan ikiye bölen Fazilet Partisi kongresine... Recai Kutan yandaşlarının yuhalamaları arasında yaptığı konuşmada, “Şimdi Galileo gibi konuşacağım” diyordu: “Siz ne derseniz deyin, dünya dönüyor haberiniz yok!”.

Kendisi için yaptığı benzetme doğruydu. Bir gün önce meydan okurken, idam sehpası kurulduğunda “Görmedim, duymadım, bilmiyorum” demekten imtina etmedi hiç.

2003 yılında Zaman gazetesinde Nuriye Akman’a verdiği söyleşide, “Herkes benim samimi, dürüst olduğuma inanıyor. Ama ‘keşke sussaydı, keşke bunu böyle söylemeseydi’ diyorlar” itirafında bulundu. Üstelik kendini değiştirmeye hazırdı: “Bu eleştirilerinde haklılar. Artık daha dikkatli olmayı, gelişigüzel her yerde konuşmamak gerektiğini düşünüyorum”.

Olmadı, kendini tutamadı.

Orantısız söz kullanımı devam etti gitti, haber sitelerinin “Bülent Arınç’ın tartışma yaratan sözleri” galerilerine yeni sayfalar ekledi. Deniz Baykal boşuna ona Polemikten Sorumlu Devlet Bakanlığı makamını layık görmemişti.

 

Ne inkâr, ne itiraf

Baykal’a bir katkımız olsun: Sitemden Sorumlu Devlet Bakanı da olabilir Bülent Arınç. Onunki “ne inkâr, ne itiraf, sadece sitem” zira.

2006’da, TBMM Başkanı’yken söylediklerine bakalım:

“Başka başkanları bilmem ama benim adım Bülent Arınç olmasaydı, ben başka yerlerde heykeli dikilecek adam olarak görülürdüm. Ne yapayım ki benim adım budur, siyasi görüşüm budur, dünya görüşüm budur. Ağzımızla kuş tutsak, ‘bu adam kuş katliamı yapıyor’ diye gazetelerde başlıklar çıkar”.

Sözleri gibi, mizahı da orantısız. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile aralarında soğukluk olduğu iddialarına verdiği cevap da bu mizahtan nasibini alıyor: “Bizler ciddi insanlarız, her gün birbirimizin sırtına şaplak atacak halimiz yok”. Bu arada söz konusu ciddiyetini “şeyini şey ettiğimin şeyi” sözüyle kanıtladığını söylemeye bilmem gerek var mı? 2005’te Manisa Dericiler Sitesi Başkanı Hüseyin Akdede “Sayın Başkanım, size abi olarak hitap etmek isterim” dediğinde “Bülent Ersoy deme de, ne dersen de” cevabı hangi orantıyla açıklanabilir?

TBMM Başkanı sıfatıyla başlattığı organ bağışı kampanyasına, “Kendimi hazır hissetmiyorum” diyerek katılmamasını ise mizahla açıklayıp açıklamamak konusunda kararsızım.

 

Gençliğini, hayatını, aşkını her şeyini bu yola verdi

1948’in 25 Mayıs’ında, Bursa’da doğdu. Beş kardeşin dördüncüsü. Diğer kardeşlerinin adları Yıldıray, Kutlay, Ümit Doğay ve Tülay iken, onun adı neden “ay”la bitmiyor, bilinmez.

Çocukluğu jandarma astsubay babasının yanında farklı yerleri dolaşarak geçti. Doğum yeri Bursa’dan Susurluk’a taşındıklarında iki yaşındaydı. Sonra Ayvalık, Elazığ. İlkokulu burada okudu, 1959’da babası emekli olunca Manisa’ya yerleştiler. Şehitler Mahallesi’nde, amcasıyla babasının müşterek evlerine...

Ne var ki babası bir yıl sonra, henüz 52’sindeyken vefat etti. Beş kardeşin dördüncüsü Bülent Arınç 12 yaşındaydı. Bağlanan yetim maaşıyla bitirdi liseyi, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin ilk iki yılını da bu gelirle okudu. Son iki yılda ise artık İçişleri Bakanlığı’nın bursiyeriydi.

 

CHP’ye yakın baba

Babası siyasete meraklıydı, evde ülke gündemi konuşulurdu. Henüz darbe ile karşılaşmamış, çok partili düzene geçeli on yıl olmamış Türkiye’nin CHP’ye yakın bir astsubayıydı baba İbrahim Arınç. Eve Cumhuriyet alınırdı.

Arınç da üniversiteden önce düşüncelerinin CHP’ye yakın olduğunu söyleyecekti. Üniversitede dünya görüşü tamamen değişti, Milliyetçi Güç Birliği’nin kurucuları arasında yer aldı. O, hukuk diplomasıyla mezun olduğunda ülke ikinci darbeye doğru koşuyordu.

 

Köy köy dolaştı

Arınç 1969’da genç bir hukukçu sıfatıyla Erbakan’ın Milli Nizam Partisi için Manisa’yı köy köy dolaştı. Siyasetin tozunu yutmuştu artık. 2000’de Fazilet Partisi’nin ilk olağan kongresinde yaptığı konuşmada dediği gibi, “gençliğini, hayatını, aşkını, her şeyini bu yola vermeye” hazırdı. Münevver Hanım’la 1978’de bir arkadaşları vasıtasıyla tanıştı. Anne Sevdiye Arınç’ın oğlu TBMM Başkanı olduktan sonra verdiği bir söyleşiden öğrendiğimize göre, Gazi Üniversitesi Kız Teknik Bölümü’nü bitiren Münevver Hanım, evlendikten sonra kapandı, bundan sonra da başını hiç açmadı.

Üç çocukları oldu: Ayşenur, Mücahit ve Fatih. Mücahit, bir zamanlar Erbakan’ın miting meydanlarını çınlatan bir slogandı. Fatih ise Erbakan’ın oğlunun adı.

İnsan hayatın ne getireceğini bilmediği gibi, ne götüreceğini de tahmin edemiyor.

Hayat Bülent Arınç’tan hem Erbakan sevgisini aldı, hem de evladı Fatih’i...

 

Acısı hiç dinmedi

Fatih Arınç, 1997’de Manisa’da içinde bulunduğu araca tren çarptığında 16 yaşındaydı. Acısı hiç dinmedi. “Ben ölümü kendi eliyle tutmuş bir insanım” diyordu Arınç yıllar sonra Sedat Ergin’e verdiği bir söyleşide; “Başkaları ne kadar dünyayı seviyorsa, ben o kadar ölümü bekliyorum.’’

Onun ölümü ellerinde tuttuğu günlerde, siyasi hayatı bir dönemecin eşiğindeydi. Erbakan, 28 Şubat fırtınasına fazla dayanamayacağı belli olan Refah Partisi’ne alternatif olarak kurulacak partinin başkanlığı için Arınç’ı düşünüyordu. Fazilet Partisi’nin genel başkanı Recai Kutan oldu ama Bülent Arınç, siyasette Kutan’dan daha fazla iz bırakmayı başardı.

 

Biyografisine başlık önerisi: Kime niyet kime kısmet

Bülent Arınç’ın siyasi tarihine baktığımızda hep dönüm noktalarıyla karşılaşıyoruz. Ne var ki o dönüm noktalarında virajı alan hep bir başkası oluyor. Söz gelimi 1985’te İzmir’de düzenlenen Refah Gecesi. Konuşmalar yapıldı, şiirler okundu. Burada sarf edilen sözler nedeniyle aralarında Arınç’ın da bulunduğu Refah Partililere Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından dava açıldı. Arınç iki yıl hapis cezasına çarptırıldı, Yargıtay cezayı iptal etti.

Ceza iptal edilmeseydi, okuduğu şiir nedeniyle hapis yatan siyasetçi o olacaktı. Fazilet Partisi’nin ilk olağan kongresinde, Erbakan’ı yetersiz bulmaya başlayan Yenilikçi kanadın dinamolarından biriydi. Genel başkanlık için kuvvetli adaydı. Adaylıktan Abdullah Gül lehine çekildi. Israrcı olsa belki de AK Parti hükümetinin ilk başbakanı ve daha sonra muhafazakâr dünyanın ilk cumhurbaşkanı o olacaktı.

2007’de siyasetteki aktif görevine iki yıllığına ara verdiğinde “Çok öfkeliydim. Münevver Hanım, öfkemi yatıştırmamı, kontrol altına almamı sağladı” demişti. Münevver Hanım engellemeseydi, belki de ülkenin en öfkelisi o olacaktı…

Bir gün Bülent Arınç biyografisi yazılacaksa, başlığı hazır: Kime niyet kime kısmet.

İllüstrasyon: Burak Ağdemir

Yazarın Son Yazıları

Türkiye'ye yeniden inanmak için umut Nesin gibilerle var!

Patlayan bombaların, kaybedilen canların, ambargo konan özgürlüklerin arasında bir umut varsa eğer; Ali Nesin gibiler sayesinde var.

Devamını Oku
02.07.2016
Kendine müslüman

Türkiye’nin turnusol kâğıdı

Devamını Oku
25.06.2016
Üç başbakan çıkaran okul

Üç başbakan çıkaran okul

Devamını Oku
18.06.2016
Her devrin tuhafı

Her devrin tuhafı

Devamını Oku
12.06.2016
'İyi ki evlendik'

'İyi ki evlendik'

Devamını Oku
05.06.2016
Ne sırlar ne de bıyık kurtardı

Ne sırlar ne de bıyık kurtardı

Devamını Oku
29.05.2016
Havuzun ‘bitanesi’

AKP’nin kurduğu ilk hükümetten geriye kalan tek isim Binali Yıldırım, nihayet partisinin genel başkanlığına ulaştı. Şimdi AKP’nin kurduğu 8. hükümetin başbakanı olmasına bir adım kaldı. Ne demişler, tekkeyi bekleyen çorbayı içer.

Devamını Oku
20.05.2016
Arda nereye koşuyor?

Arda nereye koşuyor?

Devamını Oku
15.05.2016
Uzaklardan bir mektup... Hepiniz paltomdan çıktınız

Uzaklardan bir mektup... Hepiniz paltomdan çıktınız

Devamını Oku
08.05.2016
Sessiz ve sabırlı ip cambazı

Kimileri saygı duysa kimileri hor görse de, Angela Mer kel’in “dünyanın en güçlü kadını” olduğu konusunda hemen herkes hemfikir.

Devamını Oku
01.05.2016
Artık 'liderlik' istiyor

Artık 'liderlik' istiyor

Devamını Oku
24.04.2016
Onlar kovulmayı hiç düşünmediler

Onlar kovulmayı hiç düşünmediler

Devamını Oku
17.04.2016
Harcında siyaset var

Harcında siyaset var

Devamını Oku
10.04.2016
'O ses Türkiye' değil artık!

'O ses Türkiye' değil artık!

Devamını Oku
03.04.2016
Emek dolu üç hayat

Emek dolu üç hayat

Devamını Oku
20.03.2016
'Saray'a bir üçlük

'Saray'a bir üçlük

Devamını Oku
13.03.2016
Ne olacak bu AKM'nin hali?

Ne olacak bu AKM'nin hali?

Devamını Oku
06.03.2016
Kitaplarla dolu bambaşka bir dünyası var

Kitaplarla dolu bambaşka bir dünyası var

Devamını Oku
28.02.2016
CHP'ye karşı CHP'li

CHP'ye karşı CHP'li

Devamını Oku
21.02.2016
Hanedandan Picasso'ya

Hanedandan Picasso'ya

Devamını Oku
14.02.2016
Her şeyin bir fiyatı mı var?

Her şeyin bir fiyatı mı var?

Devamını Oku
07.02.2016
Gürül gürül bir aktör

Gürül gürül bir aktör

Devamını Oku
31.01.2016
'Okuyan' bir gazeteci

'Okuyan' bir gazeteci

Devamını Oku
24.01.2016
Devletle özgür aklın kavgası

Devletle özgür aklın kavgası

Devamını Oku
17.01.2016
Heykeli 'yıkılacak' adam

Heykeli 'yıkılacak' adam

Devamını Oku
10.01.2016
Barışı artık kim çağıracak?

Barışı artık kim çağıracak?

Devamını Oku
27.12.2015
Aziz Nesin duymasın!

Aziz Nesin duymasın!

Devamını Oku
20.12.2015
Artçıları bir türlü bitmeyen hoca

Ordu, silahlı kuvvetler Celal Şengör’ün anahtar sözcükleri...“Ben bir bilim adamından önce bir askerim” diyecek kadar. Lise yıllarında akranları yazarlara, çizerlere hayranken o bir Hitler tutkunuydu.

Devamını Oku
13.12.2015
Tutsak iki kalem

Tutsak iki kalem

Devamını Oku
06.12.2015
Sovyet kimlikli 21. yüzyıl çarı

Sovyet kimlikli 21. yüzyıl çarı

Devamını Oku
29.11.2015
Kimse bilmiyor Devlet nerede?

Kimse bilmiyor Devlet nerede?

Devamını Oku
08.11.2015
Boşver diyemiyor

Boşver diyemiyor

Devamını Oku
01.11.2015
Devrim'den Toros'a araba sevdası

Devrim'den Toros'a araba sevdası

Devamını Oku
25.10.2015
Her şey ondan bekleniyor

Her şey ondan bekleniyor

Devamını Oku
18.10.2015
Yeni Türkiye'nin yeni sembolü

Yeni Türkiye'nin yeni sembolü

Devamını Oku
11.10.2015
Hitler'in bebeği bu badireyi atlatır mı?

Hitler'in bebeği bu badireyi atlatır mı?

Devamını Oku
04.10.2015
Dil acılaşınca akıl sürçer

Dil acılaşınca akıl sürçer

Devamını Oku
26.09.2015
Zekâ ve izan artık buralarda oturmuyor

Gezi Direnişi sosyal medya üslubu açısından da milat oldu. Erdoğan öfkelendi, AKP’liler saldırdı: Twitter, Facebook, Instagram; ortaçağda giyotinlerin kurulduğu meydanlara dönüştü. Gezi Direnişi’ne bir şekilde katılıp sosyal medyadaki linç üzerine en büyük Erdoğan sevdalısı haline dönüşenler de oldu. Gezi’de yenilen gazın hatırı 40 gün sürmüştü...

Devamını Oku
25.09.2015
'Yeni Türkiye' linç seviyor

'Yeni Türkiye' linç seviyor

Devamını Oku
24.09.2015
İmkansızı başardı

Henüz 40’ında bir bilim adamı, Doç. Dr. Mete Atatüre “imkânsız” kabul edileni başardı. Ölçülmez denilen ışık seviyesinin gürültü ölçümünü gerçekleştirdi.

Devamını Oku
13.09.2015