Basının iktidar tarafından kullanılmasının geleneksel iki yöntemi vardır: sansür ve propaganda. Sansür, bir haberin veya bir yorumun, yayımlanmadan önce denetimden geçmesidir. Denetimi devletin merkezi bir teşkilatı, yargı veya bununla görevlendirilmiş denetçiler, vs. yapar. Günümüzde bu tür sansür, açık biçimde diktatörlüğün hüküm sürdüğü ülkelerde, örneğin dünya basın özgürlüğü sıralamasında en sonuncu olan Kuzey Kore’de veya tek parti rejimlerinde uygulanıyor. Buna karşılık, basın ve ifade özgürlüğünün kısıtlı olduğu ülkelerde, sansürün bu açık ve resmi türünden ziyade, örtülü biçimi uygulanıyor.
Dolaylı sansürün birbirini tamamlayan iki yöntemi var. Birincisi, basın-yayın kuruluşlarının iktidarla uyumlu sermaye güçlerinin denetimine geçmesini sağlamak ve bunun için iktidarın mali ve siyasi destek olanaklarını sonuna kadar kullanmak. İkincisi, yargıyı ifade özgürlüğüne karşı gündelik silah haline getirip iktidarın aykırı veya kendisi için zararlı gördüğü haber ve yorumları yazan ve yayanların özgürlüklerini kısıtlamak. Yargı yoluyla sansürde esas amaç, medyanın hapis ve para cezası korkusuyla, kendi kendine sansürü uygular hale getirmek. Birinde sermayenin, diğerinde devletin şiddeti söz konusu ve ikisi birbirini tamamlıyor.
Sansürün yanında, genellikle diktatörlük ve benzeri rejimlerde kullanılan ikinci araç, propaganda. Bu ikisi çoğunlukla birlikte uygulanıyor. Propagandada amaç, genellikle yalan veya son derece abartılı biçimde sunulmuş haberlerle, halkın iktidarın istediği biçimde bilgilendirilmesini sağlamak. Halkın siyasal algısına, olmayan gerçeklerle, abartılı değerlendirmelerle biçim vermek. Bunun için yandaş medya araçlarının yanında, devletin resmi medya kurumları açık biçimde kullanılıyor.
İlginç olan, propaganda ve sansür yöntemlerini yaygın ve açık biçimde kullanan iktidarların çoğunun, aynı zamanda kendi ülkelerinde basın ve ifade özgürlüğünün dünyadaki en ileri örnekler arasında yer aldığını iddia etmeleri. Bu kuralı bozmayan Tayyip Erdoğan, 2015’in ilk günlerinde, “İddia ile konuşuyorum, ne Avrupa’sında ne diğer ülkelerinde, Türkiye’deki kadar basın özgürlüğü yoktur”, diyordu. Türkiye, o tarihten beri daha da epey yol aldı. Dünya basın özgürlüğü sıralamasında lider ülke oldu. Şu anda dünyada en fazla gazetecinin tutuklu olduğu, basını en özgür ülke olmayı başarmış durumdayız. Nitekim, 7 Mayıs 2017’de Tayyip Erdoğan, “düşünce ve ifade özgürlüğünü sonuna kadar desteklediklerini” bir kez daha tekrar ederken, Türkiye bu konuda 42 Avrupa ülkesi arasında durumun en kötü olduğu ülke olma başarısını elde ediyordu. Dünyada bu konuda birinciliğe yarışan otuz ülke arasındayız artık.
Bu sansür ve propagandanın Türkiye’deki uygulanmasında önemli bir ayrıntı var. İktidar için kendi seçmen kitlesine ulaşan medya araçlarının sadece propaganda işlevini yerine getirmeleri kadar, diğer münafık yayınların bu kitlenin gözü ve kulağından tamamen uzak kalmaları önemli. Bu yüzden, kendi seçmen kitlesine ulaşma ihtimali olmayan medya araçlarına ses çıkarmaz, onları yok sayabilirken, çeşitli yollardan AKP seçmeninin en azından bir kısmına ulaşabilecek kanalların kapatılmasına öncelik veriyor. Bu da en başta televizyon ve sosyal medyanın arındırılması demek. Gazete ve radyo ikinci sırada geliyor. Böylece AKP’li bakanların hatta Başbakan’ın bile, işlerine geri dönmek için altmış gündür Ankara’nın göbeğinde açlık grevi yürüten iki eğitimciden haberlerinin olmaması -eğer iddiaları doğruysa- mümkün olabiliyor. Silopi’de bir polis panzerinin gece duvarı yıkıp eve girdiğini, iki çocuğun ölümüne neden olduğunu hiç duymamış ama düzenli gazete okuyan, televizyon seyreden bol miktarda AKP seçmeni yaşıyor bu ülkede. Cizre’de, Sur’da koskoca mahallelerin dümdüz edildiğinden bihaber, bu kent ve mahallelerin ismi anıldığında sadece “teröristler” sözcüğü ağzından dökülen milyonlar var.
İktidarın seçimlerle iktidarda kalmasını sağlayan en önemli araçlardan biri, “Avrupa’sında ve diğer ülkelerinde olmayan” böyle bir basın özgürlüğüdür. Bu nedenle artık iktidarda kalması sadece cumhurbaşkanı seçimine bağlı olan iktidar partisi ve onun müstakbel genel başkanının, 16 Nisan referandumu sonuçları ışığında, önümüzdeki dönemde Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünü hiç yok seviyesine kadar yükseltmeleri beklenebilir. Cumhuriyet gazetesine yönelik dört koldan ve aralıksız yürütülen saldırılar bunun önemli bir göstergesidir. Bu saldırılara, bağnazlıkları, dizginsiz hırsları veya aşağı-orta seviyesindeki akıllarıyla alet olanlar da bu basın ve ifade özgürlüğü parodisinin figüranlarıdır.
Basın ve ifade özgürlüğünde ileri aşama
Yazarın Son Yazıları
Hınç politikaları ve nihilizm
Bir otokrat prototipi
Kayırma ekonomisinin bedeli
Üzerine suç atmanın dayanılmaz hafifliği
Trump ve yeni otoriterizm
Büyük kriz gözüktü
İş Allah’a kalınca....
Anti-konformist gericilik ve yavaşlayan küreselleşme
Yeni-patrimonyalizm üzerine
Liberalizmden doğan otoriter kapitalizm
Erdoğanizm Türkiyesi
Post-komünist otoriter kapitalizm
Otoriter kapitalizmin geleceği
Kindar nesil böyle yetiştirilir
Durum budur…
Yarın ve ötesi
Paçalardan akan ne?
Kibrin otokrat hali
Siyasette yalan ve yanlış
Tayyip Erdoğan pişman mıdır?
Gazeteci istihbaratçıyla işbirliği yapınca...
Dindaş/ırktaş demokrasisi
Cumhurbaşkanı koruması PÖH’e teslim
Üfürükçü hoca analizleriyle ekonomiyi yönetmek
HDP’nin alacağı oyun önemi
AB Sayıştayı’ndan YİP uyarısı
Enkaza işaret etmek yeterli değil
Diktatörler seçimle gider mi?
HDP kilit parti olabilir
Seçim öncesi 1 Mayıs
Uzatmalı iktidar Ermenistan’da beş gün sürdü
Ahlak düşkünlüğü siyaseti ve huzur ihtiyacı
Başkanlığı bir türlü bırakamayanlar
Trump’ın kuyruğundaki Macron
Fransa’da yeniden laiklik tartışması
Satranççıya karşı tavlacı
Seçimli tek adam olmanın bazı zorlukları
Sessiz devrimden kültürel karşıdevrime
Macron SDG’ye hangi vaatte bulundu?
Irkçılığı besleyen yalan haberler